banner2

Dr. M. Sadık AKYAR yazdı: 25 Litre İçin...

Dr. M. Sadık AKYAR yazdı: 25 Litre İçin...

Evet günde 25 litre suyu kullanarak, gün içerisinde yaptığınız tüm aktiviteleri yerine getirebilir misiniz ?Bunların; kişisel temizlik (duş dahil),çamaşır-bulaşık, içme  ve yemek için gerekli su ihtiyacı olduğunu söyleyebiliriz. Günde en fazla 25 litre suyun kullanılması, Cape Town’da su temininde yaşanan sıkıntılardan dolayı 12 Nisan 2018 tarihinden itibaren, yerel yönetimin su tüketimini kişi başına 25 litre olacak şekilde uygulaması kararı ile ortaya çıkmıştır. Cape Town’da bu tarih “Sıfır Günü (12 Nisan)”olarak adlandırılmış ve bugünden itibaren insanlar günde 25 litre su kullanmaya başlamıştır. Bu arada Cape Town, dört milyon nüfusu ile dünyadaki diğer metropolller ile kıyaslandığında sıradan bir şehir olarak  durmaktadır.

Peki 25 litre nereden çıkmış olabilir? Cape Town yerel yönetiminin niçin bu sayıyı belirttiği  yönünde bir açıklamaya rast gelinmemiştir. Bir ihtimal eldeki su kaynakları ile şehirdeki nüfus arasında bir bağlantı kurularak hesaplanmış olabilir. Akla gelen diğer bir faktör de şu şekildedir.Silahlı Kuvvetlerin savaş veya muharebe durumunda askerlerin fiziki güçlerini yerinde tutmak, sağlıklarını korumak için bazı kıstasları vardır. Bu kıstaslargenelde 1nci Dünya Savaşından itibaren elde edilen tecrübelere göre sürekli gelişim ve değişim göstermektedir. Bunlardan birisi de bir askerin günlük su tüketimidir. NATO üyesi ülkelerde müşterek olarak kullanılan dokümanlarda çeşitli iklim çeşitleri ve harekat ihtiyaçları için değişiklik gösterse de özel durumlar hariç, bu miktar günde yaklaşık 25-30 litre arasındadır. Dolayısıyla Cape Town yerel yönetiminin gündeme getirdiği 25 litre ile savaşta bir askerin günlük su tüketimi olan 25-30 litre arasında bu şekilde bir bağlantı kurulabilir. Buradan ayrıca şu şekilde bir çıkarım da yapabiliriz. Dünyada suyun paylaşımı ile ilgili, ülkeler arasında çatışma ve sürtüşmeler olsa da sıcak bir savaş yaşanmamıştır. Ancak Cape Town yerel yönetiminin aldığı bu karar bize suyun kullanımı ile ilgili olarak savaş şartlarının oluştuğunu göstermektedir. Buradan yola çıkarak suyun paylaşımı ile ilgili olarak savaş ihtimalinin de uzak olmadığını söyleyebiliriz.

Dünyada içinde bulunduğumuz 2020 yılı, Covid-19 , ekonomik problemler ve doğal afetlerin yanında, şimdi de aslında doğal veya yapay olduğu tartışılan kuraklık ile gündeme gelmeye başlamıştır. 2020 yılındaki yağış oranı en kurak yılların başında gelen 2014’ün dahi altına düşmüştür. T.C. Meteoroloji Genel Müdürlüğünün Ekim 2020 raporuna göre durum şu şekildedir. Türkiye genelinde yağışlar uzun yıllar normali ve geçen yıl yağışlarının altında gerçekleşmiştir.Ekim ayı yağışı 21.7 mm, normali 51.0 mm ve geçen yıl yağış ortalaması 27.4 mm’dir. Yağışlarda normale göre %58, geçen yıl ekim yağışlarına göre %21 azalma meydana gelmiştir. KKTC Meteoroloji Dairesi verilerine göre ise 2020 yılı Eylül ayı K.K.T.C. toplam ortalama yağış miktarı 1.4 mm ile, uzun yıllar (1981-2010) toplam ortalama yağış miktarından % 43 daha az, 2019 yılı Eylül ayından ise % 100 daha az olarak hesaplanmıştır.  Yani hem Türkiye hem de KKTC’de dünyadaki iklim değişikliği ile paralel olarak yağışlarda bir azalma meydana gelmiştir.

Kıbrıs adasının etrafında bulunan hidrokarbon rezervleri bölge ülkeleri ve bölge dışı ülkeleri de muhtemel bir çatışmanın aktörleri haline dönüştürmektedir. Doğu Akdeniz’e kıyıdaş olan ülkeler arasında bir anlaşma sağlanamadığı takdirde önümüzdeki yıllarda muhtemel bir çatışmadan dahi bahsedebiliriz.

Ancak KKTC’nin elinde en az hidrokarbon kadar kıymetli, hatta dünyadaki iklim değişikliğinin bu şekilde devam ettiğini göz önünde bulundurduğumuzda belki de daha kıymetli bir argüman bulundurmaktadır; Su. Türkiye tarafından 2015 yılında gerçekleştirilen proje ile Türkiye’den  KKTC’ye boru hattı ile su getirilmeye başlanmıştır. O tarihte devam eden Türk ve Rum tarafı görüşmeleri esnasında o zaman Başbakan olan Cumhurbaşkanı Sn.Erdoğan tarafından “Barış Suyu” olarak nitelendirilen “su isale hattı” ile yılda yaklaşık 75 milyon m3 su adaya taşınmakta ve bu amaçla inşa edilen Güzelyurt barajında depolanmaktadır. Normal yağışta suyun çoğunun toprak tarafından yeraltı sularına gitmeden emildiği gözönünde bulundurulduğunda,  bu miktarın normal yağışın çok daha fazlasına tekabül ettiği öngörülmektedir.KKTC’ye taşınan su  halihazırda ve gelecekte Türkiye ve KKTC için büyük bir güç olarak görülmektedir.

Maalesef  Türkiye ve KKTC ellerindeki bu argümanı Kıbrıs özelinde şu ana kadar etkili olarak kullanmış gibi  durmamaktadır. Halbuki bu argüman hem görüşmelerde, hem de enerjinin paylaşımında ön plana çıkarılması gereken bir konudur. Dünyada yukarı kaynak  ve aşağı havza ülkeler arasındaki çatışmalar dikkate alındığında söz konusu su aynı zamanda adada barış için de önemli bir argümandır. Çünkü bu su tamamen Türkiye ve KKTC tasarrufundadır. Rum tarafı ileride söz konusu sudan yararlanmak istediği takdirde şimdiden uzlaşmaz,işbirliğinden uzak tutumunu bırakmalıdır. Eğer iklim değişikliği bu şekilde devam ederse, belki İsrail realizesi güç olan EastMed doğal gaz hattına katılmak yerine KKTC’den ülkesine su hattı çekerek ihtiyacını karşılama yoluna gidebilir. Dolayısıyla, başta Rum tarafı olmak üzere bölge ülkelerinin de gerek Türkiye ana karası, gerekse Kıbrıs’tan çekilecek su hatlarına ihtiyaç duyabileceklerinigöz önünde bulundurmaları gerekir. Söz konusu su argümanı Türkiye tarafından Suriye’deki mevcut durumun çözülmesinde de bir kuvvet çarpanı olarak kullanılmalıdır.

KKTC’nin Rum tarafına su ile ikinci argümanının ise Tradoslar’da Türk tarafına gelen dere yatakları  üzerinde bent türü yapılar inşa ederek, suyun Türk topraklarına akmasının önleme çalışmalarıdır. Burada bize göre KKTC aşağı havza ülkesi gibi davranarak hakkını uluslararası arenada hukuki olarak da  aramalıdır. ‘ O kadar  su var , bana ne gerek var ’diyenlere cevabımız şu şekildedir. Eğer bunu sağlarsanız , hem elinizdeki su kartının etkinliğini arttırır , hem de bağımsız bir ülke olarak hakkınızı korumuş olursunuz. Söz konusu bentler teknolojinin geldiği aşamadan da faydalanarak, İHA’lar ile çok rahat tespit edilerek somut deliller haline dönüştürülebilir.

KKTC’nin elindeki su kartını kullanarak hem ekonomisini güçlendirecek hem de hukuki tanınmasını destekleyecek diğer konu ise tarım ve hayvancılıktır. Çünkü Covid – 19 bize şunu göstermiştir ki, dünyada tarımsal olarak kendi kendine yeterli olmak artık bir Milli Güvenlik Sorunu haline gelmiştir. Dolayısıyla KKTC bu konuda da gerekli adımları atarak Türkiye’den büyük zahmetlerle gelen suyun hem evlerde kullanımını , hem de tarımsal amaçlarla kullanımına yönelik şebeke altyapısını ivedilikle inşa etmelidir.

Burada bir konu üzerinde dikkat çekilmek istenmektedir. Yazının başında belirtildiği gibi 25 litre su kullanımı ile ilgili olarak National Geographic adlı kanalda bir belgesel yayınlanmaktadır. Türkiye’den tanınmış bir çok sanatçının da destek verdiği bu programın özellikle gençler ve çocuklar olmak üzere herkes tarafından izlenmesini, hatta okullarda BM 2030 prensipleri konusunda farkındalık yaratılması için iyi bir fırsat olduğunu söyleyebiliriz. Girne Amerikan Üniversitesi Uluslararası Diplomasi Okulu’nda “Leaving No One Behind- Kimseyi Arkada Bırakma” modülü ile BM 2030 prensiplerini, iklim ile ilgili değişiklikleri sertifika programı halinde işlediğimizden dolayı bu farkındalığı bizde destekliyoruz. Zaten GAU olarak 2020 yılı temamız “Okyanusları Koruyalım” dır.

KKTC’de minalayalar olarak adlandırılan eski bir gelenek vardır. Çiftçilerin Ağustos ayındaki günlük hava durumuna bakarak, gelecek yıl Ağustos ayına kadar aylık  hava tahmini yapmaları olarak açıklanabilecek bu geleneğe göre 2021 yılının oldukça yağışlı geçeceği belirtilmektedir. Bu gelenekteki beklentilerinin gerçekleşmesini biz de temenni etmekteyiz. Çünkü su hayattır.

Dr. M. Sadık AKYAR

Girne Amerikan Üniversitesi (GAU) Uluslararası ilişkiler Öğr. Üyesi

GAU Uluslararası Diplomasi Okulu ve Güv. Arş. Mrk. Direktörü

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER