banner2

İMO: Depremin bir doğa olayı olduğu kabul edilmeli ve denetimsizliğin neden olduğu sonuçlarını da kader diye değerlendiren yaklaşımlar terk edilmelidir

İMO: Depremin bir doğa olayı olduğu kabul edilmeli ve denetimsizliğin neden olduğu sonuçlarını da kader diye değerlendiren yaklaşımlar terk edilmelidir

İnşaat Mühendisleri Odası (İMO), depremin bir doğa olayı olduğunun kabul edilerek,  denetimsizliğin neden olduğu sonuçları da “kader” diye değerlendiren yaklaşımların terk edilmesi gerektiğini belirtti.

İMO Yönetim Kurulu açıklamasında 30 Ekim tarihinde Ege Denizi’nde merkez üssü İzmir’in Seferihisar ilçesi açıklarında gerçekleşen deprem nedeniyle yakınlarını kaybeden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına ve yakınlarına başsağlığı dilekleri iletilerek yaralı vatandaşların en erken zamanda sağlıklarına kavuşması dileğinde bulunuldu.

Açıklamada, yerleşim birimleri yakınlarında bu denli büyük depremlerin meydana gelmesi sonrası etkilenen binalarda hasar tespit çalışmaları, deprem verilerinin incelenmesi ve özellikle kurtarma çalışmalarının da tamamlanması ile bütünlüklü resmin değerlendirmesinin yapılabildiğine işaret edilerek,  Bu nedenle KTMMOB İnşaat Mühendisleri Odası’nın  bu süre zarfında açıklama yapmada temkinli davrandığı ifade edildi.

Açıklamada  “Ancak maalesef basından ve sosyal medyadan takip ettiğimiz üzere ülkemizde birçok konu ile alakasız kurum ve kişiler meslek disiplinlerini, bilim ve birikimi hiçe sayarak demeçler vermekte ve bu acı olay üzerinden bile reklam/prim yapmaktadırlar.” denildi. 

Açıklamada, dünyanın; depremler, volkanik  patlamalar,  tsunamiler, heyelanlar ve kaya düşmeleri gibi tabiat olayları ile kendisini yenilediğine işaret edilerek, “Tüm bu doğa olayları biz insan oğlunun doğaya verdiği zararın karşılığı olarak yenileme sürecinin bir parçası olarak var olmuştur ve olacaktır.

Bu yenileme, afetler aracılığı ile gerçekleşmekte ve maalesef bu süreçlerde can ve mal kayıpları yaşanmaktadır.”denildi. Kıbrıs adasının  konumu nedeniyle doğal afetlerin sıklıkla yaşandığı ve yaşanacağı bir coğrafyada yer aldığı vurgulanan açıklamda şu ifadeler kullanıldı: 

“Dünyanın en aktif deprem zonlarından birisi olan Akdeniz-Himalaya kuşağı üzerinde yer alan Kıbrıs adası, tarih boyunca büyük-küçük pek çok depreme sahne olmuştur. Bugün çok açılıkla söylenebilir ki, Kıbrıs adasında yaşanan depremler sonlanmamıştır ve olmaya devam edecektir. Bu yüzden ülke insanlarımızın depremleri daha yakından tanıması, bir başka ifade ile bu tip doğa olayları ile yaşamaya alışması zorunludur. Kıbrıs’ta milattan önce (MÖ) 26 ile milattan sonra (MS) 1900 yılları arasında, Mercalli ölçeğinden uyarlanmış olan, en az 8 şiddetindeki 16 yıkıcı depremin meydana geldiği bilinmektedir. Son yüzyıldaki kayıtlar incelendiği zaman; ilk yıkıcı deprem 1941’de gerçekleşmiş ve 24 kişinin yaralandığı kayda geçmiştir. Yine kayıtlarda bulunan en yıkıcı deprem ise 1953 yılında Baf açıklarında meydana gelen 6,5 şiddetindeki depremde 63 kişi hayatını kaybettiği, 200 kişinin de yaralandığı görülmüştür. 

Bunun yanında tarihsel verilere bakıldığı zaman tsunami dalgalarının da Kıbrıs adasını etkilediği görülmektedir. MS 293-306 yıllarında gerçekleşen depremde, oluşan dalgaların Salamis antik kentini sular altında bıraktığı, 1202 yılında Baf açıklarında meydana gelen depremde güney kıyılarındaki yapıların zarar gördüğü ve 1222 yılında Limasol-Baf açıklarında meydana gelen depremde ise Baf ve Limasol’da su baskınları yaşandığı kayıtlara geçmiştir. 

Bu kapsamda yukarıda belirtilen risk faktörlerinin yüksekliği nedeniyle ülkemizde inşa edilen yapılar Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkında Yönetmelik Esasları kullanılarak depreme dayanıklı olarak tasarlanmaktadır.  Ülkemizde yürürlükte  olan yönetmelik KTMMOB İnşaat Mühendisleri Odası vize bürosu aracılığı ile yapılan tasarımlarda aranmaktadır.”

Açıklamada, İzmir depreminde de yapılan değerlendirmeler sonucu elde edilen  bilgilere göre yapı denetimi eksikliğinin  en büyük sorun olarak ortaya çıktığı ifade edilerek, tasarımsal olarak depreme dayanıklı yapılar üretilse  bile sahada bahse konu projelerin uygulanması esnasında mühendislik hizmetinin alınmaması ve keyfi uygulamalar yapılmasının  en büyük hatalardan biri olduğu vurgulandı.

Yine depremlerde hasara ve can kaybına neden olan bir diğer unsurun, yapı malzemeleri olduğu ifade edilen açıklamada,  yapı malzemelerinin denetimi konusunda adada tek akredite laboratuvarı kendi öz kaynakları ile kuran ve bu denetimlerde mevzuatlar oluşturulması için mesai harcayan İnşaat Mühendisleri Odası’nın  devlet nezdinde yaptığı tüm girişimlerde bir sonuç elde edemediği belirtildi. 

Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“İnşaat Mühendisleri Odası olarak tüm bu unsurları gözeten yapı denetimi tüzüğünü hazırlamış, binanın tasarımından anahtar teslimine kadar olan süreçte ve hatta bina ömrünü dolduruncaya kadar müellif mühendisin sorumluluğunda olmasını kurgulamış olmamıza rağmen, maalesef yasa koyucuların yasaları uygulamamayı alışkanlık etmeleri nedeni ile fiili olarak yapı denetimi sistemi tam anlamıyla çalışmamaktadır. Bu aşamada tarihsel verilerin de gerçekleşmesi muhtemel olarak gösterdiği depremlerin gerçekleşmesi durumunda oluşacak can ve mal kayıplarında, birinci derece sorumluluk yasaları yok sayıp, bilime ve ilgili mesleklere gereken önemi vermeyen ülke yöneticilerimizin olacaktır.” 

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER

banner17

banner19

banner15

banner18