MS adıyla özdeşleşti, O bir savaşçı. Haslet Eroğlu

MS adıyla özdeşleşti, O bir savaşçı. Haslet Eroğlu

İletişim uzmanı, reklamcı, en fazla da siyasi kampanyaları ile tanındı. Daha teknolojinin gelişmediği 1990’lı yıllarda ilk profesyonel siyasi kampanyalara imza attı; slogan, afiş ve propaganda şarkılarıyla hafızalara kazındı. En yoğun çalıştığı dönemde daha 20’li yaşlarda tiroid ve kanser, 30’lu yaşlarda MS’le tanıştı. Hatta toplum MS’i de onun adıyla, soyadıyla anar oldu. 20 yıldan beri MS’le uğraşıyor, son 7-8 yıldan beri yürüyemiyor, şimdilerde tek elini kullanamıyor. Saklamadan, saklanmadan, paylaşarak, sosyal hayattan kopmadan, “ipleri elimde” diyerek MS’e savaş açtı. Hastalıkla dalga geçerek, sosyal hayattan kopmadan. “Savaşmazsan yenilirsin”  diyen bir savaşçı Haslet Eroğlu.

Yaklaşık 40 yıldan beri siyasete damgasını vuran, milletvekili/bakan/başbakan/cumhurbaşkanı olarak toplumun en önemli siyasi figürlerinden Derviş Eroğlu’nun kızı Haslet. Meral-Derviş Eroğlu’nun 4 kızından biri. Çoğu zaman adından fazla, “Eroğlu’nun kızı” diye anıldı. Profesyonel reklamcılık yıllarında da, sonrasında da. Toplumun daha tanımadığı zamanlarda teşhis konduğunda “Eroğlu’nun kızının hastalığı” olarak anıldı örneğin MS.

Kafanızı hasta etmeyin

Ülkeyi profesyonel siyasi kampanyalarla tanıştırdığı 1990’lı yılların başında tanıdım Haslet’i. Benim de mesleğe başladığım; hem seçmen, hem de mesleki olarak ilk seçim deneyimi yaşadığım dönem. Ülkenin en gergin, en keskin, siyasi kutuplaşmaların dorukta olduğu yıllar. Bu dönemde UBP’nin, UBP Genel Başkanı, Başbakan Derviş Eroğlu’nun seçim kampanyasını yürüten, slogan ve afişleriyle dikkat çeken Haslet Eroğlu ve ekibiyle yakın mesai yaptığımız yıllar.

Ancak son 20 yıldan beri, sosyal ortamlardaki kısa sohbetler dışında hiç görüşmedik, görüşemedik. O nedenle MS’i konuşmak için röportaj yapmayı düşününce, rahat ve doğal yapısını bilmeme karşın tereddüt ettim açıkçası. Hani insanlar hastalığı konuşmaktan kaçınırlar ya, ortak arkadaşlarımız aracılığıyla ilettim talebimi. Tereddütsüz kabul etti, samimiyetle anlattı, saklamadan ve saklanmadan hastalıklarla mücadelenin önemine vurgu yaptı. “Anlatın, paylaşın, aksi halde kafalar hasta olur” diyerek.

Eskişehir’den geçti

Haslet, 1967 Mağusa doğumlu. Polatpaşa İlkokulu’nun ardından önce Cambulat Lisesi’nde, ardından sınavla geçiş yaptığı Lefkoşa Türk Maarif Koleji’nde okudu. Okul için Lefkoşa’da aile yakınlarının, akrabaların yanında kaldı, hafta sonları Mağusa’ya gitti. Aile sonradan, babanın başbakanlığı ile birlikte Lefkoşa’ya taşındı.

Üniversite hayatı 1985’te başladı. Eskişehir Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Sinema-Televizyon Bölümü’nde okudu. Bugünün ünlü Eskişehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’in üniversitede rektör olduğu yıllar. “Yılmaz amca” diye anlattı Prof. Büyükerşen’in rektörlük dönemindeki başarılarını, dönemin en parlak üniversitesini ve bugün yoktan var olan Eskişehir’de yarattığı mucizeleri. Ara ara tatile gittiği Eskişehir’i hayranlıkla anlattı.

Zekiye rastgele seçildi, kumardı

Üniversitede okurken İngiltere’de BBC’de, Grenada TV’de; mezun olunca da İstanbul’da dönemin ünlü reklam ajansı Cen Ajans’ta staj yaptı. Ünlü reklamcı Nail Keçili’nin şirketi.

“İstanbul’da stajdayken KKTC’de seçim gündeme geldi. Hem genelde, hem UBP içinde gergin bir seçim. ‘Ben gidiyorum, babama seçimde yardımcı olmam gerek’ dedim. Nail Keçili ‘birlikte gidelim’ dedi. Geldik, arazide çalışma yaptık, köyleri gezdik, anketler yaptık, neler yapabileceğimizi belirledik.”

İlk profesyonel seçim kampanyasında UBP marşını revize ettiler. Kampanya boyunca kullandıkları “Gelecek Ellerimizdedir” sloganı hâlâ hafızalarda. Bu slogan için kullanılan, Genel Başkan Derviş Eroğlu tarafından havaya kaldırılan çocuk afişi de öyle…

“Sloganı belirledik, slogana uygun afişler, fotoğraflar gerekir.  Bir çocuk kullanmaya karar verdik. Evimin yakınındaki Can Yuva’ya gittim. ‘İşte o’ dedim. Çocuğun adı Zekiye. Ama kim, kimin çocuğu, ailesi izin verir mi,  görüş olarak bize yakın mı, bilmiyoruz. Kumar oynadık, tuttu. Meğer aile de görüş olarak yatkındı, kabul ettiler.”

Dıştan gelenin başarı şansı düşük

Dönemin ünlü reklamcısı Nail Keçili’nin karar verici değil, yol gösterici olduğunu da anlattı…

“Bu tip çalışmalarda dokuyu, havayı, insanı bilmek, kokuyu almak çok önemli.  İnanç da önemli. Bu nedenle ne kadar profesyonel olursa olsun, dıştan gelenlerin başarı şansı düşük olur. Bugün, son yıllarda yapılan en büyük hata da bu. Uzman diye dışardan çok paralar vererek reklamcı getiriyorlar, ama insanı, toplumu, hassasiyetleri bilmedikleri için başarılı olamıyorlar.”

Sabret, şükret, seyret

Seçimlerin ardından Lefkoşa Türk Belediyesi’nde Basın ve Halkla İlişkiler Sorumlusu oldu. Mustafa Akıncı’nın ardından Burhan Yetkili’nin başkan olduğu dönem. “Akıncı’nın uzun belediye başkanlığı döneminin ardından UBP’li bir başkan göreve geldi. Bunun etkisiyle, ayrıca soyadımdan dolayı ilk zamanlar zor oldu, tepki gösterildi, print vermeyen personel vardı ama sonradan bana alıştılar” diyen Haslet Eroğlu, babasının tavsiyelerinin bu dönem ve sonraki hayatında rehber olduğunu anlattı.

“Babam hep ‘sabret, şükret, seyret’ derdi. Adı gibi Derviş. Ben de bu dönemde öyle yaptım. İlk tepki gösterenlerle sonradan çok iyi arkadaş oldum.”

1990’lı yıllar her anlamda dönüm noktası

Belediyede çalışırken 1992’de evlendi. Reklamcı eşiyle birlikte reklam şirketini kurunca, belediyedeki görevinden istifa etti. “Uygun olmazdı” diyor.

Creative adıyla kurulan ajans, 1990’ı yılların sonuna kadar önemli projelere imza attı. Sağlık sorunları ve eşiyle ayrılmalarıyla ajans faaliyetleri sona erdi.

Her anlamda hayatının dönüm noktaları oldu 1990’lı yıllar. Hızlı bir iş temposu, evlilik, 2 çocuk, sağlık sorunları… Şimdilerde iç mimarlık okuyan kızı Alanur 1996’da, tıp okuyan Aybike de 1997’de doğdu. MS teşhisi de ikinci doğumun hemen ardından, 1998’de.

Tiroid ve kanserle uğraşırken MS

MS öncesinde, daha 20’li yaşlardayken tiroid sorunu yaşadı. Londra’da aile yakını bir doktor kontrolünde tedavi gördü. 1992’de ameliyat oldu. Yıllarca annesi Meral Eroğlu eşliğinde kontrol için Londra’ya gitti. Sarkom adı verilen kanser ortaya çıktı. Bu hastalığın tedavi ve kontrolü yapılırken yeni bir hastalıkla, MS ile tanıştı…

“Londra’da hematolog doktoruma kontrollerimi yaptırırken ayağımda ağrı olduğundan bahsettim. Baktı, inceledi, bizi nöroloğa yönlendirdi. Ben ortopediste gitmeyi beklerken, neden nörolog anlamamıştım. Meğerse şüphelenmiş doktorum. Tetkikler, kontroller yapıldı ve ‘MS’ dendi. Ne olduğunu bile bilmezdim. Annem ağlamaya başladı, önemli bir şey olduğunu o zaman anladım.”

Parmak izi gibi… Yazacak

Çeşitli türleri bulunan MS ile yavaş yavaş tanıştı. İlaçlara, iğnelere, doktorlara alıştı. Tedavi için Amerika’ya da gitti.  “Parmak izi gibi herkeste farklı” diyor MS için. Yaklaşık 7-8 yıl önce yürüme sorunu başlayınca, apartman dairesi konumundaki evinde hayatını sürdürmekte zorlandı ve iki kızıyla birlikte Lefkoşa’daki anne-baba evine taşındı. Şimdilerde burada, kendine ait mekânda hayatını sürdürüyor. Ayaklarıyla birlikte sağ elini de kullanamıyor şu sıralar. Ama hiç pes etmeye niyeti yok, günlük sporundan bakımına hiçbir şeyi aksatmıyor. Saklamadan, saklanmadan, sosyal hayatını aksatmadan, ailenin de desteğiyle hayatını sürdürüyor. Elinin kısa sürede yeniden işlevsel olmasıyla yazmaya niyetli. “Belki hayatımı, belki deneyimlerimi veya hikâye yazarım ama mutlaka yazacağım” diyor.

Harmancı’ya ve sürücülere not

En büyük şikâyeti ise yollardaki çukurlar. “Çukurlara düşmek, sarsılmak herkese zor ama bizim gibiler için daha zor” diyerek Lefkoşa Belediye Başkanı Harmancı’ya “lütfen çukurları kapatın” diye seslendi kahkahalarla.

Sürücülere de mesajı var: “Arabada sallanmamamız gerekir. Zaten yollar bozuk. Yavaş seyrederken arkadan korna çalmayın. Kimseye çalmayın ama bizim arabalara biraz daha özenli olun. Arabanın üzerinde engelli işareti var. Biraz saygı, özen lütfen…”

Gölge kabine değil, iktidar ol

MS adıyla, soyadıyla özdeşleşti. Genç yaşlarda çok hasta var. Önerisi, tavsiyesi var mı?

“Ben bu hastalığın çaresinin bulunduğuna ve açıklanmadığına inanırım. Hatta birçok hastalık için böyle. İnsanlar, hastalıkları hastalık olarak kabul etmesinler. Hastalık değil hasta var. Beyinlerini hasta etmesinler, hastalıklarla savaşsınlar. Paylaşsınlar, anlatsınlar, saklanmasınlar. Deneyim paylaşımı, moral, motivasyon çok önemli. Çok iyi bir derneğimiz var. Güzel çalışmalar yapılıyor, bu çalışmalara katılsınlar. Sosyal, aktif olsunlar, hiç yılmasınlar. Zayıf duranı her hastalık alt eder. Gölge kabine gibi yaşayacağına, iktidar olsunlar. Savaşmayan yenilir, iyi savaşçı olsunlar. Ve her durumda şükretsinler.”

Enerji ve mutluluğun içsel olduğuna dikkat çeken Haslet Eroğlu, ailesinin, yoğun politik yaşama rağmen babanın ve annenin desteğine, şefkatine de vurgu yaptı.

Uzaktan bakınca daha iyi görürsün…

Ve ekledi…

“Bazen düşünüyorum da, uzaktan bakınca daha iyi görürsün. O hareketli, yoğun hayat içinde göremediklerimi şimdi daha iyi görüyorum. Kendimi daha iyi tandım. İnsanları da. Çoğunun kayıp olduğunu görüyorum şimdi. Herkes arayış içinde, hesap kitap peşinde. Batmakta olan gemiden yüzerek kurtulmaya çalışır gibi insanlar.”

Kaynak: Havadis Gazetesi

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER