Abdullah Ağar F-35 Gerginliğini Yazdı

Abdullah Ağar F-35 Gerginliğini Yazdı

ABD'nin 2. Dünya Savaşı artığı-beleş P-47, B-26, C-47'lerle MİLLİ UÇAK SANAYİMİZİ ÖLDÜRMESİ sonrası F-84 uçaklarıyla başlayan "F serisi BAĞIMLILIĞIN" son kertesinde ‘Türkiye’nin S-400 alımını gerekçe gösteren” ABD somut adımlarını atmaya başladı ve ‘sanırım Eskişehir’de kurulacak tesislerde kullanılmak üzere’ gönderilecek F-35 ekipmanlarının ve yedek parçalarının Türkiye’ye gönderilmesini askıya aldı.
Hemen sonrasında da Arizona’da eğitimde olan pilotlarımızın eğitimleri durduruldu.
Ve en son ABD Başkan Yardımcısı Pence’nin Türkiye’yi hedef alan açıklamaları:
Öncelikle olarak devletler ve milletler için son derece önem taşıyan, uluslararası hukukta ve diplomaside son derece hassas karşılıkları olan  ONUR DEĞERLERİMİZE yönelik bir vurdumduymazlık, bir öngörüsüzlük, bir baskı ve saldırı ile karşı karşıyayız.

Peki ABD ‘tek taraflı hakkı ve yetkisi olmadığı halde’ Türkiye’ye F-35 vermezse ne olur?
Yanıtı çok basit aslında:
F Serisi BAĞIMLILIĞIMIZ SONA ERER.

Peki bu bağımlılıkla özdeş ABD yaptırımları F serisiyle kısıtlı kalır mı?
ABD kalmayacağını söylüyor.
Diğer silah sistemleri, harp araç ve gereçleri, mühimmatlar vs.
Başka?
ABD’nin elindeki diğer milli güç unsurlarımızı ilgilendiren kozlar!

Peki Türkiye’nin elinde hiç koz yok mu?
Yoksa, Türkiye’nin elindeki kozlar nedeniyle mi bu öfke ve kızgınlıklar?

Peki ya, bu bağımlılıklar sadece Türkiye’nin sorunu mu?
Hayır!
Bilakis ABD’nin sorunu.
2. Dünya savaşı sonrası kurduğu düzeni, bizzat kendi elleriyle bozan, bozma eğilimi üreten bir ABD görüyoruz.
Peki bunun yerine yeni bir düzen idame etti mi?
Ettiğini bilen gören varsa, öne çıksın.
En büyük numarası; 34.000 sortiyle ölümcül bir destek ve milyarlarca dolar harcayarak YPG/PKK’ya ölü toplayıcılığı yaptırmak, karşılığında da 55.000 km2 İLLEGAL TOPRAK sağlamak.
Hala farkında değil, ama burada başı Irak’tan Afganistan’dan çok ağrıyacak.

Artık; var olan sallantıdaki konjonktürü, dizaynı ve dengeyi baskı, gözdağı ve yaptırımlarla devam ettirmek, boyun eğdirmek-diz çöktürmek üzere kurgulamış Dan-Dun Trump stratejilerinin ABD ve Türkiye’yi nereye ve ne zamana kadar taşıyabileceğiyle yüzleşmek zorundayız. 
Hele ki dünya jeo-politik ve jeo-ekonomik ağırlık merkezlerinin değiştiği böylesine tarihsel bir kırılma evresinde.
Bu noktada Trump’ın neden bu denli hırçınlaştığını, Türkiye’ye karşı neden bu denli patavatsız şahinleştiğini, Türkiye’ye yancı-proxy devlet gibi davranma eğilimindeki ısrarını, YPG/PKK üzerinden bölgenin geleceğiyle ilgili geliştirdiği sözde siyaset-stratejileri ve 31 Mart seçimlerinde YPG/PKK’nın güdümünde şekillenen terörün seçim manipülasyonlarını/verdiği destekler, ortaya çıkan sonuçlar ve bu sonuçlar üzerinden BEKLENTİLERİ ve arkasındaki AKLI da ‘siyasi eksenler olarak’ çok iyi okumalı ve büyük denklemdeki yerini çok iyi görmeliyiz.
Ve bu çok önemli konu, sadece ilgili şehirleri kazananlar için değil, kaybedenler için de geçerli.
Bu iş buraya nasıl geldi?

Bağımlılık meselesine dönersek:
Bağımlılık bizim açarımız değil, açmazımız.
Ama şu daha doğru:
Bağımlılık ABD’nin açarı, açmazı değil.
ABD bu bağımlılığı simbiyotik (karşılıklı fayda) bir ilişki olarak tanımlamak isteyebilir.
Ama F-35 krizi bunun böyle olmadığını ispat ediyor.
Ve belli ki ABD bu bağımlılığı, cebren ve hile dayatmaya devam edecek. 
Hatta burada da kalmayacak.
Türk ekonomisinin sıkıştığı bu güncede ekonomik kıskacını daha da daraltıp, daha da bağırmamızı sağlayacak.
Yani ekonomik bağımlılığımızı da kullanacak.
Bu borç sarmalında belki para bulmamıza engel olacak, resesyonu körükleyecek, derinleştirecek belki, belki stagflasyona sürükleneceğiz, ABD başta etkili olduğu alanlarda devlet tahvili sattırmayacak vs.
Ekonomistlerin işi, ama bu da bence tam bir E tipi BAĞIMLILIK!
Peki bunu da bir fırsata çevirebilir miyiz?
Kurtulabilir miyiz kendimizi bu ekonomik bağımlılıktan?
Bağımlı, borçlu, Tanrı bilimden ve merhametinden yoksun ölümcül bu ekonomik düzeni ayakları havada toprağa gömebilir miyiz? 
Neden olmasın?
Sonuçta bu ekonomik bağımlılık ve üzerine ürettiğimiz fanteziler dibe oturmamızın en ağır prangası.
...

Şimdi çok önemli bir başka mesele daha var.
Suriye ve Fırat’ın doğusunda ABD’nin kurmaya çalıştığı terör devleti meselesi.
Pazarlık masasında bu da var mı?
Belli ki var.
Peki dayattığı ya da önerdiği janjanlı çözümler, bizim aradığımız, arzuladığımız çözümler mi?
Kesinlikle hayır. ABD kesinlikle Türkiye’nin çözümüne yanaşmıyor. Hatta güvenli bölge model ya da modellerini YPG/PKK terör devletini kabul ettirmek ve meşrulaştırmak için kullanma eğilimi gösteriyor.
Yani S-400’lerden vazgeçmek, Fırat’ın doğusu ya da genel Suriye meselesinde Türkiye’ye aradığı sonuca bir katkı sağlamayacak.
Aksine bir kez daha diz çöktürmüş, boyun eğdirmiş olacak. 
İşi biraz daha öteye götürelim.
‘Olası’ Güvenli Bölge ve Menbiç iş birliklerini kendi jeopolitik kazanımları adına Türkiye’nin ağzına sürdüğü taktik ve operatif bir kaşık bal olarak gören ABD, Türkiye olmaksızın Suriye- Irak ve bölge jeopolitiğinde hedeflerine ulaşabilecek mi?
Bunu şimdilik PKK ve diğer değişiklerle-aktörlerle deniyor. 
Başarabilir mi?
Irak’ı ve Afganistan’ı takip edenler bunu kesinlikle “Başarabiliyor/başarabilecektir” diye tanımlamayacaklardır.
Sonuçta kalıcı bir oyun kuramıyor, menfaatleri doğrultusunda istikrar üretemiyor.
En fazla kurulu düzenleri bozuyor, belki oyunları bozuyor.
Ve kaos üretiyor.
Bilinmez, belki de istediği budur. 
Bunun en önemli ispatlardan biri de Taliban-ABD ilişkileridir. 
Yarın “Bir başka örgüt bu coğrafyada etki üretmeye başlarsa, IŞİD’le sarmaş dolaş bir ABD görürseniz şaşırmayın” diye söylüyorum.

Belli ki artık güvensizliğin dip noktasındayız ve ABD niyetlerini hepten belli etmiş durumda.
Türkiye’yi bile isteye yalnızlaştırmış, güvenlik zaafları yaşamasına neden olmuşken, şimdi de Türkiye’nin üretmiş olduğu çözümlere karşı büyük bir hazımsızlık ve öfke yaşıyor.
Ehh, bunu da anlamak gerekiyor:
Sonuçta bir NATO müttefiki, bir Rus silah sistemini tercih etmiş, etmek zorunda kalmış, ama her nedense “zorunda kalmış” kısmını bir türlü görmek istemiyor.

Diğer taraftan F-35 meselesi sadece teknik altyapı, müşterek savunma, ortak üretim, üretim paylaşımı ve bunun üzerinden sağlanan ekonomik faydalar olarak değerlendirilemez.
Karşımızda çok yönlü ve karmaşık bir denklem; konunun siyasi, jeopolitik ve stratejik karşılıkları ve hassasiyetleri var.
ABD, S-400 alımının kendisi açısından bazı jeopolitik açmaz ve hassasiyetler üreteceğini düşünüyor.
Ve bu denklemde İsrail’i ıskalayan, bütün denklemi ıskalar.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER