1 Nisan 1955’te EOKA tedhiş örgütünün ENOSİS amaçlı silahlı faaliyete geçmesinden sonra birçok karma köydeki Türkler güvenli bölgelere göç etmek zorunda kaldığında, biz de Aysergi köyünden 50 civarında nüfusumuzla apar topar Mağusa’ya göç ettik. Mağusa bölgesi 15 kadar karma köyden Türk halkı olarak Mağusa’da yıkık dökük evlere, harabelere, tarihi kiliselere, mağaralara, NKL yurduna yerleştik. İlkel yaşamdan farksız sefil bir vaziyette kılık kıyafetten tutunda ev eşyaları, ceplerde para olmadan hayata azimle tutunma mücadelesi verirken, emniyet içinde olmamız inanılmaz zor zamanları aşmamızı sağladı.
Neredeyse her gün nümayişler, mitingler olurdu. İngiliz sömürge yönetimi sürekli örfi idare koyardı. Nümayişler ekseriyetle öğleden sonra liman işçilerinin paydosundan hem Namık Kemal Lisesi okul çıkışından sonra yapılırdı. Namık Kemal Meydanında iki katlı Mağusa Türk Gücü Kulübünün bitişiğindeki Hüseyin Harmani dayının evinden pankartlar aceleyle ve gizlice çıkarılırdı. Nümayiş yapılacağı bilindiğinden kadını erkeği yaşlısı genci meydana toplanırdı, özellikle NKL öğrencileri ve Liman ameleleri büyük heyecan güç ve güven verirdi. Bazen emekli polis çavuşu ‘number one’ lakaplı Nevzat dayı davuluyla önde, bazen NKL bandosuyla pankartlarla sloganlarla kale içinde nümayişler, meydanda ateşin konuşmalar olurdu. İngiliz sömürge askerleri çok sert müdahale eder ardından sokağa çıkma yasağı koyardı, sürekli araçlarla ve yaya devriye gezer göz açtırmazlardı, sokağa çıkanı coplayıp tutuklardı.
Polis Ali’nin Maraşta ve Alodalı Şadan’ın Limya ( şimdiki Mormenekşe) köyünde pusu kuran EOKA’cılar tarafından Şehit edilmesi olaylarında ve cenazeler sonrasında büyük nümayişler yapılmıştı. Bütün nümayişlerde yer alırdık, okul arkadaşlarım da. 27 Ocak’ta Lefkoşa’da büyük nümayişler, mitingler olmuştu. İngiliz askerleri acımasızca saldırdı, araçlarla halkın üzerine sürüldü 4 Şehit ve birçok yaralı verdik. Bu olaylar bütün Kıbrıs Türk Halkı arasında büyük infial yarattı. Saldırıları protesto etmek için ertesi gün Mağusa’da nümayiş organize edildi.
28 Ocak 1958 Mağusa olaylarında NKL Orta ikiydim. Liman ameleleri ve NKL öğrencileri her zaman başı çekerdi. Hem Rum saldırılarından hem sömürge askerlerinin Türklere karşı haksız ve insafsız tutumundan Kıbrıs Türk halkı infial içindeydi, her bölgede nümayişler olurdu. Kıbrıs Türk halkı olarak adadaki varlığımızı sürdürmek ve insanca özgürce yaşamak için bu mücadeleye tutuşmak kaçınılmazdı. Lefkoşa’nın kasapları, Mağusa’nın hammalları, Larnaka-Leymosun’un mavnacıları, Baf’ın yiğit halkı destanlar yaratmışlardı.
Tatillerde demirci Hasan dayının atölyesinde gönüllü çalışır süngü yapımına yardım ederdik, acemiydim, avuçlarım kızgın demirlerden her gün yanardı. Torbalara sarılı 12’şer süngüyü ayrı ayrı bütün köy otobüslerine şüphe çekmesin diye biz yaştaki birkaç kişi götürürdük. Sonunda benim de bir süngüm olmuştu.
Bu dönemlerde karma olan Sakarya’da bir gece Rumlar, Yunan bayrağı çekti. Sakarya kahramanları fark etti, ayni gece evlere Türk bayrağı çektiler. Rumlar kuşkulandı baskın yapacakları fark edildiğinden dolayı yapamadılar. Baskını birkaç gün sonra öğleden sonra yaptılar, Türk erkekler işteyken. Onlarca otobüs, Alasya Okulu karşısına tren yolu ( şimdiki Lefkoşa yolu) batısına ve yakınına yüzlerce palalı sopalı çapulcu indirdi. Öncesinde bütün kilise çanları durmadan çaldı. Zaten bir yere saldıracaklarında kilise çanları durmadan çalardı, Türkler de bunun ne demek olduğunu bilir tedbir alınırdı. Çanlar, toplanmaları için çalardı.
Çifte Mazgal bölgesinde yarı buçuk haldeki Belediye evlerinde, sadece blokları konmuş sıvasız, penceresiz kapısız, elektriksiz, susuz tuvaletsiz. 5 bloktan oluşmuş, tümü de ayni şekilde ve göçmenlerle dopdolu, ilkel bir yaşam. Mehmet Hasgülerin babası Paşa köylü Hasan’ın babası adını unuttum oradaki tarihi kilisede kalırlardı. Onda topuz bende süngü Çifte Mazgala gittik, hendeğe inip Sakarya’ya yardıma gidecektik. Öğleden sonraydı, İngilizler hendeğe inen merdivenleri tutmuştu. Daha önce bir grup yardıma gitmişti Şemmedi öncülüğünde. Hisardan görünürdü, onlarca otobüs şimdiki Lefkoşa yolu üzerinde Sakarya karşısındaki Kooperatif ambarları civarına toplanmıştı. Hisarlardan rahatça görülebilirdi zira arada yüksek bina yoktu, binalar azdı. Yüzlerce çapulcu Sakarya’ya saldırdılar. Meşhur Sakarya çarpışmaları hep Rum baskınlarıyla oldu, 1974 tarihine kadar Sakarya halkı sürekli tetikdeydi, Rumların gözüne dikendi. Sakarya’dan hem çok huylanırlardı hem çok korkarlardı. Salamis Yoluna hakimdi, Kıbrıs’ın Çanakkale’siydi geçilmezdi.
27 Ocak 1958’de Lefkoşa’daki öğrenci-halk nümayişinde sömürgeciler çok acımasız davrandı, orantısız güç kullandı, kalabalığın üzerine askeri araçlar sürüldü, kadınlarımız Şehit oldu. Olay, anında ülkede duyuldu. Ertesi gün 28 Ocak’ta Mağusa’da büyük bir protesto yürüyüşü yapıldı. NK Meydanından Mağusa Kapısına gittik. Köprüde, kemer altında ve dışta ana yolda tam teçhizatlı sayısız asker vardı. Biz, taş, sopa, kuş lastiği, ceplerimiz çakıl taşı dolu. Kavga büyük savaş alanı göğüs göğüse, öfke dorukta. Göz yaşartıcı bombalar yağmur gibi, kemer altından gelişigüzel ateş etmeler.
Göz yaşartıcı bombaları alıp askerlere fırlatırdık, sol hisar kenarından yanaştım kemer altına fırlattım. Gözlerimi açamazdım, yere oturdum, Ortaokuldan arkadaşım Mevlit Cemal beni alıp uzaklaştırdı. Tatlıcı Hasan dayının dükkanı köşesinde Safer Muharrem dayı vuruldu yere yıkıldı Şehit oldu. Faiz Garapli, Mehmet Hayat ve Özdeniz hem daha yaralananlar oldu, Şehitler verdik.
Mehmet Şemmedi hisara çıktı biz de arkasından, taşlarla kuş lastikleriyle köprüdekilere ver Allah Allah, ana baba günü, toz duman. Çatışmalar hayli sürdü, sonra dağıldık. Örfi idare kondu. Yollarda sokaklarda İngiliz askerleri, zırhlı araçlar, anonslar.
Kısacası, var olabilmek bu günlere ulaşabilmek için Kıbrıs Türk halkının ne acılar çektiğini, nelerle karşılaştığını, ne bedeller ödediğini, ne mücadeleler verdiğini, yaşamayanlara, bilmeyenlere, bilmek istemeyenlere, geçmişi unutanlara, eski günlere dönmek isteyenlere, Anavatanımıza, Devletimize, TMT’mize hakaret edenlere, Rum’la işbirliği yapanlara, birlik-beraberliğimizi bozanlara, eşit egemenlik değil yama olmayı isteyenlere, Var oluş mücadelemizden bir bölümün kısa özetini bilinsin istedim, birliğimize, haklı Milli Davamıza faydalı olması adına aktarmak istedim.
Kadınlarımız Milli Mücadelemizde ön saflarda yer alır Şehit düşerken, şimdi kimlerin Türkiye dışarı çıksın diyenlere, dış güçlere itibar edip biat edenlere, çözümsüzlüğü Türkiye’ye yükleyenlere, görüşmelere kaldığı yerden yeniden başlansın deyip dış güçleri de dahil etmeye çalışanlara, garantörlerin dış güçlerden oluşmasını isteyenlere, Kıbrıs meselesinin sorumlularına, Kıbrıs Cumhuriyeti ortaklığımızı 62 yıldan beri işgalinde tutanlara, işgalciyi destekleyenlere, Türk Halkını haksız cezalandıranlara ses çıkarmayanlara yazıklar olsun.
Federasyon çözüm modelli Güney ile yeniden birleştiğimiz takdirde kimlerle birleşeceğimizi hiç düşündük mü? Güney Kıbrıs yönetiminin sözde Kıbrıs Cumhuriyeti olduğunu mu zannediyoruz??? Bana göre Güney Kıbrıs, 1974’te ilan ettikleri Kıbrıs Helen Cumhuriyetinin ta kendisidir. Kıbrıs Cumhuriyetinden eser yoktur, kağıt üzerindedir diyecektim amma o da değil, kağıt üzerinde olan Kıbrıslı Türk ve Rumlardan oluşan 1960’ta kurulan iki eşit kurucu ortaktan oluşanıdır. Tek halktan veya tek toplumdan oluşan bir Cumhuriyet değildir Kıbrıs Cumhuriyeti.
Güneydeki yönetimin Kıbrıs Cumhuriyeti olduğuna bin şahit ister. Orası yol geçen hanı oldu. İsrail, ABD, Fransa, İngiltere, Hindistan vs üsleri haline dönüştü. Rumlar tek başlarına ama içinde mutlak Yunan’ın da bulunduğu her açıdan özellikle askeri açıdan bir çok ülkeyle, Türkiye ve Kıbrıs Türk Halkı aleyhine anlaşma yapmıştır ve yapmaktadır. Silahlanmayı da son hızla yapmaktadır. Kıbrıslı Türkler olarak Türkiye olmaksızın bu yukarıdaki ülkelerin arasında olmayı, O hayal ettiğiniz dünyayla buluşma bu mudur??? Her Allah’ın günü komitacı çete reisi Grivas’ın, EOKA’nın tetikçilerini anma günlerini ve törenlerde Türkiye karşıtı söz ve eylemleri her şeye rağmen içinize sindirebilirseniz o ayrı mesele. Sorgulamayın, Kıbrıs sorununda asi durumunda addedildiğimizi, darbecilerin haklı durumda tutulduğunu, haksız cezalandırıldığımızı, 3 aylık 186 kararının neden 744 aydır uzatıldığını, O çok güvenip dilinizden düşürmediğiniz Uluslararası Hukukun niçin yerlerde süründüğünü, Gazze- Atlılar-Muratağa-Sandallar-Taşkent- Arpalık- İnönü-Erenköy-Boğaz vs tarafına da çevirmeyin yüzünüzü.