Basın Özgürlüğünde Güney Ve Kuzey Maalesef Aynı Kafada!....

Bir önceki yazımda öne çıkan temel olgu, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi tarihinde ilk kez Dünya genelindeki tüm ülke ve bölgelerin ortalama puanının hiç bu kadar irtifa kaybetmemiş olduğudur.

Bahse konu endekste enteresan ve fevkalade manidar olan diğer bir husus hem Güney hem Kuzey Kıbrıs’ın basın özgürlüğü açısından nerede ise aynı puana sahip olmalarıdır.

Kuzey Kıbrıs 56.57 skor ile 180 ülke arasında 82. sırada yer alırken Güney Kıbrıs 56.91 skor ile 80. sırada konumlandırılmıştır.

Adada yan yana Kıbrıs Kültürüne sahip iki devletin neredeyse nitelik olarak aynı basın özgürlüğüne sahip olması özellikle AB ülkesi olan Güney Kıbrıs için düşündürücü ve üzücüdür.

AB üyesi olmak için Güney Kıbrıs’ın demokrasi, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü ile yakın ilişkisi olan Kopenhag Kriterlerini karşılaması gerekiyordu. 1993'te belirlenen Kopenhag kriterleri, "demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve azınlık haklarını güvence altına alan kurumların varlığını" şart koşar. Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğünün en önemli parçası olarak bu kapsamda değerlendirilir.

AB üyeliğine ilaveten Basın özgürlüğü Güney Kıbrıs’ta anayasa ile güvence altına alınmış olsa da, Kıbrıs'ta hükümet, Ortodoks Kilisesi ve ticari çıkarlar medya üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Rum ve Türk Kıbrıslılar arasındaki uzun süredir devam eden anlaşmazlık da medyanın işleyişini önemli ölçüde etkilemektedir.

Gelin Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksinin ülke bazındaki saptamalarına göre Güney ve Kuzey Kıbrıs’ın nasıl benzeştiğine tablo yardımıyla bir göz atalım.

KRİTER

GÜNEY KIBRIS

KUZEY KIBRIS

Medya Ortamı

Kıbrıs'ta birçok günlük gazete ( Phileleftheros , Alithia ve Haravghi dahil ), haftalık gazete, televizyon kanalı ve radyo istasyonu bulunmaktadır. Ancak en büyük dört gazetenin ikisi siyasi partilerle bağlantılıdır. Yayın kararlarına doğrudan müdahale, artan medya yoğunlaşması ve basılı ve dijital medya sahipliğinde şeffaflık eksikliği, medya çoğulculuğunu baltalamış ve gazetecileri otosansüre itmiştir.

Kuzey Kıbrıs'ta birçok gazete, televizyon kanalı, radyo istasyonu ve çevrimiçi medya kuruluşu bulunmaktadır. Medya sahiplerinin çoğu, başka mali çıkarları olan iş adamlarıdır. Siyasetçiler ve medya sahipleri arasındaki gayri resmi ve mali ilişkiler, yayın içeriğinin bağımsızlığını etkilemektedir. Medyaya karşı açılan davalar, gazetecilere yönelik tehditler ve sözlü saldırılar, yayın çalışmalarına doğrudan müdahale ve Türk iş adamlarının elinde giderek artan medya yoğunlaşması çoğulculuğu tehlikeye atmaktadır. Öz sansür yaygındır.

Siyasi Bağlam

Gazetecilerin fiziksel bütünlüğü ve güvenliği tehdit altında olmasa da, medya politikacılar tarafından sözlü saldırılara maruz kalmakta ve bu da ifade özgürlüğünü engellemektedir. Politikacılar ve medya sahipleri arasındaki gayri resmi ilişkiler, Kıbrıs meselesinde hükümete karşı yaygın bir görev ve sadakat duygusu gibi, yayın çalışmalarına doğrudan müdahaleyi güçlendirmektedir. Kamu yayıncısının yönetim kurulu üyelerini hükümet atar.

Türkiye’nin artan baskısı basın özgürlüğünü olumsuz etkiliyor. Türk veya Kıbrıs Türk hükümetini, ordusunu veya yetkililerini eleştiren gazetecilere karşı yaptırımlar, davalar ve cezai işlemler uygulanıyor. Şu anda bir gazeteci Türk ordusunu eleştirdiği için on yıl hapis cezasıyla karşı karşıya ve dört gazetecinin Türkiye'ye girişi engellendi. Diğerleri ise Türk politikalarını veya Kıbrıs Türk siyasetçilerini eleştirdikten sonra sansürlendi, işten çıkarıldı veya istifa etmeye zorlandı. Kamu medyası tamamen hükümetin kontrolü altında.

Yasal Çerçeve

İftira suç değildir, ancak başsavcı bir medya kuruluşuna karşı cezai işlem başlatabilir ve sivil iftira davaları gazeteciler arasında öz sansürü teşvik eder. Kaynakların korunması için düzenleyici güvenceler vardır ve yayın özerkliği garanti altındadır, ancak gazetecileri korumak ve siyasi müdahaleyi önlemek için mekanizmalar veya prosedürler sınırlıdır. Kanun özel iletişimi korur, ancak ulusal güvenlik nedenleriyle dinleme cihazlarının kullanımı konusunda net kurallar yoktur. Sahte haberlerle ilgili önerilen bir yasa tasarısı, medya özgürlüğü üzerindeki olası zararlı etkisi nedeniyle tartışmalara yol açmıştır.

Mevzuat, kamu düzenini, ulusal güvenliği ve hatta kamu ahlakını korumak amacıyla basın özgürlüğünü korurken aynı zamanda kısıtlamalar da getiriyor. İftira suçtur ve kaynakları koruyacak hiçbir yasa yoktur. Medyaya karşı büyük tazminat davaları açılıyor. Kıbrıs Türk yetkilileri, dezenformasyonla mücadele bahanesiyle, ifade özgürlüğünü daha da kısıtlamak için mevcut mevzuatı değiştirmeye çalıştı. Gizlilik hakkı, gazetecileri yargılamak için bir silah olarak kullanılıyor ve bu gazeteciler daha sonra Türkiye'de gıyaben yargılanabiliyor.

Ekonomik Bağlam

Reklam pazarındaki daralma ve son ekonomik kriz, medyayı ticari çıkarların etkisine karşı giderek daha savunmasız hale getirdi. Birçok medya sahibinin başka ticari çıkarları da var ve doğrudan siyasete karışıyorlar. Medyanın reklam ve mali desteğe bağımlılığı, özel sektörün yayın içeriği üzerindeki etkisini artırdı. Özel medyanın şeffaf olmayan bir şekilde tahsis edilen devlet sübvansiyonlarına bağımlı olması ve devlet radyo ve televizyonunun kamu finansmanına bağlı olması, yayın bağımsızlığını tehdit ediyor ve öz sansürü teşvik ediyor.

Türk lirasının değer kaybından kaynaklanan ekonomik kriz medyayı ağır şekilde etkiledi. Reklam ve sponsorluklara olan bağımlılıkları, yayın içeriği üzerindeki ticari etkiyi artırdı. Birçok medya kuruluşu ekonomik zorluklar nedeniyle sahiplerini değiştirdi. Aynı zamanda, birçok gazeteci halkla ilişkiler işleri üstleniyor ve bu da objektifliklerini etkiliyor.

Sosyokültürel Bağlam

Kıbrıs meselesi tabu bir konu ve tüm gazetecilerin bu konuda hükümete sadakat yükümlülüğü taşıması bekleniyor. Resmi çizgiyi sorgulayan muhabirler sıklıkla "hain" olarak etiketleniyor. Devlet ayrıca Kıbrıs sorunuyla ilgili bazı terimlerin kullanımını da yasaklıyor.

Emniyet

Hiçbir gazeteci keyfi olarak gözaltına alınmadı veya öldürülmedi. Ancak medya bazen yetkililer tarafından sözlü saldırılara maruz kalıyor ve bu da ifade özgürlüğünü etkiliyor. Ciddi fiziksel tehdit veya saldırılar olmamasına rağmen, gazeteciler sıklıkla çevrimiçi tacize maruz kalıyor. Yolsuzluk hakkında bir kitap yazan bir gazetecinin devlet gözetimi altında olduğu ve cihazlarına ve elektronik dosyalarına sızıldığı iddiaları ortaya atıldı, ancak polis soruşturması herhangi bir sonuç vermedi.

Ciddi fiziksel saldırılar yaşanmamış olsa da, giderek artan sayıda gazeteci Türk ve Kıbrıs Türk yetkilileri tarafından sözlü saldırılara ve taciz kampanyalarına maruz kalmaktadır. Gazeteciler ayrıca sıklıkla çevrimiçi tacizin de kurbanı olmaktadır.

Sonuç olarak; Güney Kıbrıs’ın AB üyeliği dahi nafile bir halde hem kuzey hem güneydeki resmî ideolojiler ile kilisenin psikolojik baskısı, siyasi parti yayın organları, medya kuruluşlarının sahiplik yapısı ve çıkar ilişkileri, dezenformasyon ve masuniyet karinesi bahanesiyle her iki tarafta ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğünü kısma girişimleri gibi unsurlar bir elmanın iki yarısı gibi bazın özgürlüğü açısından Güney ve Kuzey Kıbrıs’ı benzeştirmektedir.