BMGK tarafsız değildir, çözümsüzlük bu yüzdendir

Üstelik açık şekilde tuttuğu tarafın, dünyanın gözleri önünde iki eşit kurucu ortaktan oluşan Kıbrıs Cumhuriyetine iki defa darbe yaparak ele geçirip işgal eden taraf olmasıdır, ki bu sorunun tuzu biberidir, taraflılığın dik alasıdır, kapanmayan kanayan yarasıdır. Şimdi sorunun, iki tarafın da hemen hemen eşit sorumluluğunda olsa idi, bu durumda da bir tarafı kayırma taraf tutma söz konusu olsaydı gene Adaletsizlik olurdu . Amma ortada böyle bir durum da yok, tam tersi suçlu saldırgan darbeci olan tarafı, Kıbrıs sorununu bir ENOSİS hayali uğruna başlatan tarafı tutması Adaletin Hak Hukukun yok sayılması, insanlık değerlerinin yerle bir edilmesi demektir, ki böylesi bir durum 4 Mart 1964’ten beri Kıbrıs adasında devam etmektedir.

Bu haksızlıkların bu Adaletsizliklerin hanesine, söz konusu tarihte güya 3 aylık süre diye alınan 186 sayılı oldubitti kararıyla Kıbrıs Cumhuriyetinin darbeci ve işgalci tarafın idaresine verilmesinin yanı sıra Cumhuriyetin işgaline onay verilmiş olması da, bu ahvalde işgalcinin BM tarafından ortaya konulan bütün çözüm planlarına Referandum da dahil olmak üzere ret etmesine sebep olması da, buna bile destek verilmesi ve dolayısıyla çözümsüzlüğün sürmesine de destek verilmesi gerçeği de, 3 aylık sürenin bu gün itibarıyla 744 aya vardırılması dile kolay tam 62 yıla vardırılması da, geçen bu zaman zarfında ise masum Türk ortağa sürekli şekilde ambargolarla izolasyonlarla baskılarla cezalandırılması, sahte vaatlerle aldatılması, Hukuk dışı icraat ve tutumlarla darbeci ve işgalcilerin şımartılarak hatta tek yanlı olarak AB’ne alınması da eklendiğinde, haksızlıkların ve taraf tutmaların haddi hesabı fecaat boyutunu çoook aşan bir durum ortaya çıkmaktadır.

Aralık 1963’ten Temmuz 1974 tarihine kadar geçen 11 yıllık sürede Cumhuriyetten silah zoruyla kovulan Türk Halkının uğramadığı katliam, görmediği zulüm, işkence, korku endişe, açlık, kıtlık, baskı, göç ve perişanlık kalmamıştır. 15 Temmuz 1974 Yunan Cuntası – EOKA birlikteliğinde 1963’ten beri yıktıkları Cumhuriyete ikinci Darbe de yapılınca, top yekün katliamla karşı karşıya kalan Türk Halkını BM değil Garantör Türkiye müdahale ederek kurtarmıştır. Darbeden kurtulan ve İngilizler tarafından adadan alınıp BMGK’ne götürülen CB Makarios’un burada konuşması ve itiraflarla ifşaatları, acilen müdahale çağrısı yapması dahi BMGK’ni harekete geçirememiştir. Kıbrıs’ta 52 yıldır silah sesleri yoksa Türkiye sayesindedir.

BM gözetiminde sürdürülen görüşmelerden ne yazık ki hiçbir sonuç alınamamıştır. İşte bunca emeğin boşa gitmesi 186 sayılı BMGK kararı sayesindedir. Çözümsüzlüğün birinci sebebi 186 sayılı kararın bu kadar kötü ve Adaletten yoksun taraflı olmasıdır. Her hal-ü karda Rumların Cumhuriyetin sahibi gibi bir durumun 186’da olmasıdır ve buna da Rumların alışmış olması, bunun kronikleşmiş olmasıdır, BMGK-AB’nin de aynen böyle istemelerinin sonucudur. BMGK, Türklerin ortaklık haklarını neye dayanarak ve ne hakla gasp edip darbecilere altın tepside verdi? Neye dayanarak ve hiç utanma arlanma olmadan suçlu tarafa verdi, neye dayanarak 3 aylık kararı hiç çekinmeden uzata uzata 744 aya vardırdı ve kendilerinin çözüm planlarını ret edenleri neden hala daha koruyup kollar da masum tarafı cezalandırmaya devam eder?

BMGK, Kıbrıs sorunu başlar başlamaz, saldırgan Rumları durdurmalıydı, mesele dallanıp budaklanmadan makas gibi kesmeliydi. Ne yaptı tam tersini yaptı, sorun daha da büyüsün daha da uzasın diye 186 sayılı kararı aldı. İşte bulunmaz bir karar, tepe tepe kullanır ve de istedikleri kadar da uzatılır, nitekim de öyle olmakta. O yüzen BMGK, Kıbrıs sorununun içine ettiği gibi temizlemek de onlara düşer, ama ADİL VE HAKKANİYETLİ. Türkleri, Rumların insafına bırakır, oturun masaya anlaşın size versin demekle olmuyor, Türklerin tanınmamış olması, hala cezalı tutulması, Rumları yola getirmez, anlaşmaya yaklaştırmaz.

Şimdi Türk Halkı yeni Cumhurbaşkanı seçti, dolayısıyla yeni görüşmeci belirlendi. BMGK-AB’nin istediği oldu, tıpkı Denktaş Baba’da olduğu gibi. Bana öyle geliyor ki Referandum öncesi hava yaratılmak istenmektedir, olacak da. Bakınız, bayan Holguin gizli saklı iki toplumdan 13 Komitenin başkanları ile Londra’da buluştu 3 gün. Karen Fog’lar usulü devrede, arkadan dolanarak. Benim esas üzerinde durduğum soru işaretleri geçmişten beri ayni. 4 Mart 1964’te 186 kararıyla Kıbrıs Cumhuriyetinin idaresi neye dayanarak saldırganlara verildi? Masum Türk Halkı neye dayanarak ASİ durumuna sokuldu, dünyadan izole ambargolarla cezalandırıldı? BM çözüm planlarını Ret eden Rumlar neden sürekli mükafatlandırıldı? Çözüm Planlarını Referandum dahil kabul eden Türk Halkı neden aldatılıp cezaları katlandı???

Kıbrıs Cumhuriyeti Antlaşmalarına ve Anayasasına aykırı olarak Rum tarafı tek taraflı olarak üçüncü ülkelerle Türk tarafı aleyhiner başta askeri olmak üzere her çeşit anlaşmaya imza attı? Güney Kıbrıs’ı ne hakla yabancı ülkelerin üsleri haline getirdi? Vs

Sayın Cumhurbaşkanımız Erhürman’dan görüşmelerde bunları masaya koymasını beklerim, özellikle de BM yetkililerine sormasını. Zira, sorunun merkezinde bu konular doğru cevabı bekler. Kıbrıs Türk Halkının suçu nedir, bilmek isteriz. Öyle babutsadan, kapı açmadan, şaptan, müzikten, panayırdan vs den hiçbir şey olmaz. Sonuçta elimiz böğrümüzde kalır, onlar dereyi çoktan geçmişken.

Şu Slovak elçilerine de 35 senedir kimseye sordurtamadım Çek’lerle neden ayrıldılar, merak ettim yıllardır her ay aksatmadan toplar iki taraftan siyasi partileri, da bir hava kestirmedi. Sakın Ömer Kalyoncu gibi ayni soruma TV canlı yayında verdiği cevap gibi olmasın ‘ Onlar kadife ayrılık yaptılar ‘ diyerek, hemen hat kapandı, sorumla hiç alakası yok zira. Ayrılmaktan memnun mular yoksa pişman mılar diye? Bunca çabaya bakılırsa pişman mılar acaba?????