Borcu Olmayan Ülke Var mı..?

Son dönem yaşanan ekonomik sıkıntıların sonrasında bir kez daha KKTC maliyesinin izlediği politikalar siyasetin ana malzemesi oldu.
Özellikle de akaryakıta yapılan zamlar başı çekerken, bu zamların sorgulanması sırasında FİF (Fiyat İstikrar Fonu) ile iç borçlanma rakamları sorgulandı.
Bu tartışmalara, “kim haklı” ya da “kim haksız” şeklinde katılmaya niyetim yok.
Ama şunu da teslim etmek gerekir ki, günümüz dünyasında borcu olmayan devlet, kamu borç yükü altında ezilmeyen ülke yok..!
Ülkelerin detaylarına geçmeden kamu borcu ne demek bir hatırlayalım.
Biraz teknik olacak ama kafa yormak faydalı bir egzersizdir.
Kamu kesimi, kamu gelirlerinin kamu giderlerini karşılayamadığı dönemlerde, diğer bir deyişle kamu kesimi finansman açığı verdiği dönemlerde borçlanmaya gider.
Kamu gelirleri ile kamu giderleri arasındaki farkı gösteren finansman açığı, kamunun borçlanmaya gereksinim duyduğu tutarı belirler.
Kamu kesiminin kendi gelirleri ile karşılayamadığı her harcama, kamu kesimi borçlanma gereğini artırır.
Kamu harcamaları, vergi ve benzeri kamu gelirleri ile karşılandığında bir bedel ödenmez ve bu gelirler (kamu idarelerinin hizmet karşılığı vatandaşlardan aldığı harç ve benzeri gelirler hariç) karşılıksızdır.
Ancak kamu finansman ihtiyacı borçlanma ile karşılandığında bir bedel ödenir. Dolayısıyla normal bütçe gelirleri karşılıksızken borçlanma suretiyle elde edilen gelirler karşılıklıdır.
Tasarruf sahibinin elindeki parasal kaynağı belirli bir süre için borçlanana kullandırması karşılığı aldığı bedele faiz adı verilir.
Tam da bizdeki durum.
Bizim maliyenin sağladığı kamu gelirleri, ödemekle yükümlü olduğu kamu giderlerini karşılamıyor.
Kamu geliri ile kamu giderinin bizdeki karşılığı, çoğunluğu dolaylı olan vergi gelirleri ile çoğunluğu kamu görevlileri maaşı olan giderler demektir.
Yani biz dolaylı vergiler ile topladığımız paralar ile memur maaşlarını ödüyoruz.
Daha doğrusu ödemeye çalışıyoruz.
Ama ödeyemiyoruz.
Ve borçlanıyoruz…
Bunun sonucu olarak da devletin kamu borç yükü giderek artıyor.
Peki bu sadece bizde mi var..?
Dünyadaki durum nedir..?
Bir bakalım…
Henüz daha savaş ortamına girmeden, 2025’in son çeyreğinde belirlenen rakamlara göre, dünya genelinde ulusal borç seviyeleri tarihsel zirvelere ulaşmış durumda.
Bunun nedeni olarak gösterilen artan kamu harcamaları, pandemi sonrası toparlanma süreci ve jeopolitik gerilimlere bugün artık bir de savaş eklenmiş durumda.
ABD, 2025 itibarıyla 38 trilyon doları aşan kamu borcuyla listenin başında bulunuyor.
Bu tutar ülke ekonomisinin yüzde 125’ine karşılık geliyor.
Son beş yılda net faiz ödemeleri üç kata yakın artarken projeksiyonlar, 2035'e kadar yıllık faiz yükünün 1,8 trilyon dolara ulaşacağını gösteriyor.
Çin ise 18,7 trilyon dolarlık borç rakamıyla ikinci sırada yer alıyor.
Ülkenin borcu yalnızca 2025’te 2,2 trilyon dolar yükseldi.
Bu artışta ekonomik yavaşlamayı dengelemek için sağlanan teşvikler ile emlak sektöründeki sorunların tetiklediği arazi geliri kayıpları etkili oluyor.
Japonya, 9,8 trilyon dolarlık kamu borcuyla üçüncü sırada bulunurken borç/GSYH oranı yüzde 230 ile dünyanın en yüksek seviyelerinden birine işaret ediyor.
İngiltere ve Fransa, yaklaşık 4 trilyon dolarlık kamu borçlarıyla ilk beş içinde yer alıyor.
Fransa’da bütçe kesintileri ve siyasi istikrarsızlık, borç baskısını derinleştiren unsurlar arasında gösteriliyor.
İtalya, Hindistan, Almanya, Kanada ve Brezilya da küresel sıralamada üst basamaklarda öne çıkan ülkeler olarak dikkat çekiyor.
Türkiye’nin kamu borcu 2025 projeksiyonlarına göre 380,4 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.
Türkiye, 192 ülke arasında 25. sırada yer alırken borç/GSYH oranı yüzde 24,3 seviyesinde.
Türkiye açısından durum diğerlerine göre daha “yönetilebilir” bir yapıda.
Ortaya çıkan tablodan, yalnızca ekonomik dengeleri değil, aynı zamanda küresel güvenlik ve sosyal refahı da tehdit eden bir boyuta ulaşılmış olduğunu görmekteyiz.
Ancak bu rakamları ve örnekleri “bakınız herkesin borcu var o nedenle de bu konuyu kapatalım” demek için vermedim.
Aksine, tüm dünyayı etkisi altına alan bir küresel krize dikkat çekmek ve konuyu sadece siyasi gailerle değil, ekonomik akılla ele almamız gerektiğini anlatmak istedim.
Rakamlar gerçekten çok korkunç ve tekrar altını çizmek gerekir bu rakamlar geçtiğimiz yılın son çeyreğine ait.
Henüz bu yılın rakamları yok.
İlk çeyrek rakamları savaşın da yarattığı etkilerle belirlenecek.
Bakalım o zaman karşımızda ne bulacağız…!