Dokunulanlar ve dokunulamayanlar…

Siyasilerin dokunulmazlığı ile ilgili yazmam için ilham geldi ama onun öncesinde başka bir konuyla ilgili birkaç cümle yazmadan esas konuya gelmek istemedim.

Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi var ya işte o zirvede konuşulanlar, sonuç bildirgesi ve ABD Başkanı Trump’ın Türkiye ile ilgili söyledikleri ve ima ettikleri bir yana, kanımca herkesin konuştuğu iki konu var. Bunlardan ilki, İzlanda Başbakanı Kristrun Frostadottir ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin zarafet ve mütevazı tavırlarıdır. Bu iki Avrupalı kadın siyasetçi, duruşları ile mimikleri ile bir anda herkesin odak noktası oldu. Gerçi İtalya Başbakanı kendinden çok söz ettirmişti ama İzlandalı Başbakan’ı daha yeni tanıyoruz. İkinci konu ise hiç şüphe yok ki Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis. Yunan Başbakan belli ki ilk gün Mehter Marşı ile karşılanmasından duyduğu ezikliği unutturmak için kabadayı yürüyüşü ile halkının tepkilerini yatıştırmak istemiş ama o kollar bacaklar dağılarak yapılan Show ‘sahte kabadayı’ yürüyüşüne dönüşünce herkesin alay konusu oldu. İşte bu iki konuyu da atlamak istemedim…

Gelelim esas meseleye… ABD Başkanı Donald Trump, 1990'lı yılların ortasında New York'taki bir mağazada yazar E. Jean Carroll'a cinsel tacizde bulunduğu ve daha sonra iftira attığı gerekçesiyle jürinin karar verdiği 5 milyon 800 bin dolarlık tazminata mahkûm edildi. Davaya bakan Yargıç bu tazminatın ödenmesi emri verdi. Konu şu, dünyanın bir numarası olsa da dünyayı istediği gibi yönlendirse de bazı ülkelerde kişiler yargıya havale ediliyor ve herkes gibi yargılanabiliyor. Bu olay bunun bir göstergesidir.

Trump’ın olayından yola çıkarak Avrupa'da yolsuzluk, rüşvet veya görevi kötüye kullanma gibi suçlardan mahkeme kararıyla suçlu bulunan ve hüküm giyen siyasiler arasında öne çıkan bazı isimleri hatırlatmak istiyorum. Fransız aşırı sağcı siyasetçi Marine Le Pen hapis, siyasi yasak ve para cezasına çarptırıldı. Eski Farnsız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy hapse gönderildi. Avrupa Parlamentosu Başkan yardımcısı Eva Kaili ve eski parlamenter Pier Antonio Panzeri'nin de aralarında bulunduğu AP üyeleri ve siyasi danışmanlar, Belçika mahkemeleri tarafından yürütülen soruşturmalarda suç örgütü kurma, rüşvet ve kara para aklama suçlarından yargılanıp tutuklandılar. İspanya'da bir hâkim, sosyalist başbakan Pedro Sánchez'in eşinin yolsuzluk suçlamalarıyla yargılanması gerektiğine hükmetti ve ülkeyi terk etmesini yasakladı. Bu örnekleri İngiltere’de suçlu bulunan ve hapse gönderilen bazı siyasileri de işin içine katarak artırmak mümkün.

Şimdi bunları neden yazdım diye soracak olursanız hemen yanıtını vereyim. Konuyu bize getirmek istediğim için bu örnekleri verdim. Bizim ülkemizde de bazı siyasilerle ilgili suçlamalar oldu. Şimdi isim vermek istemiyorum ama son olarak UBP’li bir Milletvekili ile ilgili iddialar oldu ama yargılanması için dokunulmazlığının kaldırılması ret edildi.

Geçmişte dokunulmazlığı kaldırılan siyasiler oldu mu, evet oldu. Yine isim vermeden yazayım. Hatırladığım kadarı ile 1992 yılında UBP’li iki Milletvekilinin dokunulmazlıkları kaldırıldı. Aynı şekilde yine UBP’li bir siyasinin dokunulmazlığı 2018 yılında kaldırıldı, 2020’de yargılandı. En çarpıcı olanı ise yine UBP’li eski Başbakan’ın dokunulmazlığının kaldırılması idi.

Konuyu bağlayıp yazımı noktalamak istiyorum. Gelişmiş ülkelerde herkes yasalardan eşit oranda yararlanır ve herkes o yasalar ile yargılanır. Siyasi bir kimlik gelişmiş ülkelerde bir zırh değildir. Ona dokunulabilir. Hatta hapse ittirilebilir. Oysa bizim ülkemizde dokunulmazlığın kaldırılması söz konusu olduğu zaman işte o siyasi zırh bir kat daha kalınlaşır. Ona dokunamazsınız. Çünkü iktidarların siyasi gelecek endişesi halkın beklentilerinin önüne geçer. Sonra da çıkar deriz ki ‘temiz toplum, temiz siyaset’. Hadi canım sen de!