Alkışın sesi yükselirken polisin sorunları neden sessize alınıyor?
KKTC Emekli Polisler Derneği denilince insanın aklına, yıllarını toplum güvenliğine adamış polislerin haklarını savunan, mesleki deneyimini kamu yararına sunan ve yanlış karşısında düdüğünü çalmaktan çekinmeyen saygın bir örgüt gelir. Fakat son dönemdeki görüntü başka bir soruyu davet ediyor: Dernek, polislerin sesi mi; yoksa iktidarın taşınabilir alkış cihazı mı?
Polislerin gündemi öyle boş değil. Emekli maaşları hayat pahalılığının peşinden koşuyor; ama nefesi yetmiyor. Sağlık hizmetlerine erişim, meslek hastalıkları ve psikolojik destek ihtiyacı kapıda bekliyor. Görevdeki polisler ise uzun nöbet, uykusuzluk, düzensiz mesai, bölgeden bölgeye görevlendirme, izin sıkıntısı ve adaletsiz ek mesai uygulamaları arasında adeta “dayanıklılık yarışması”na sokuluyor. Üstelik ödül kupası da yok; yorgunluk ve moral kaybı var.
Yirmi yıllık polisler bile başka kamu kurumlarına geçmenin yolunu arıyorsa, burada çalan şey tören bandosu değil, teşkilatın alarm zilidir. Derneğin bu sesi duyması gerekir. Ama anlaşılan bazı kulaklar sirene değil, alkış temposuna daha hassas!
Peki Dernek ne yapmalı? Sorunları dosyalamalı, verilerle kamuoyunun önüne koymalı, üyelerinin hakkını kararlılıkla savunmalı ve görevdeki meslektaşlarına omuz vermeli. Ne var ki siyasi iktidara destek açıklamalarıyla öne çıkılıyorsa, ortada temsil başarısından çok misyon kaybı vardır. Meslektaşlarının feryadına pamuk tıkayıp siyasi makamlara tempo tutmak, dernekçilik değil; olsa olsa protokol tribününde amigoluktur.
Üstelik teşkilatın personel planlaması, uzmanlaşma, teknolojik altyapı, hizmet içi eğitim ve çağdaş bir teşkilat yasası gibi köklü meseleleri çözüm bekliyor. Emekli polislerin yıllara dayanan birikimi tam da burada altın değerindedir. Fakat altın, methiye mikrofonuna kaplama yapmak için değil; yanlışları göstermek, bilimsel rapor hazırlamak ve uygulanabilir çözüm üretmek için kullanılmalıdır.
Bir dernek, üyelerinin ortak iradesi olmaktan çıkıp birkaç yöneticinin siyasi tercihlerini yayımlayan hoparlöre dönüşürse hem meşruiyetini hem temsil gücünü aşındırır. Çünkü üyeler tek tip düşünmez; dernek yönetimi de kimsenin siyasi vesayet makamı değildir. Sessizlik burada tarafsızlık değil, sorumluluktan kaçıştır.
Makam sahiplerinin yanında sergilenen cesaretin onda biri, haksızlığa uğrayan polisin hakkını savunurken gösterilmiyorsa o koltuklar hizmet makamı olmaktan çıkar, dekor olur. Dekorun da konuşmasına gerek yoktur; zaten görevi güzel görünmektir!
Emekli polislik, üniformayı dolaba asınca vicdanı da askıya almak değildir. Tarafsızlık, hukuk devleti, insan hakları ve kamu yararı sorumluluğu emeklilikle sona ermez. Derneğe düşen, iktidarın her sözünde otomatik alkışa geçmek değil; iktidara da muhalefete de aynı cesaretle ayna tutmaktır.
Toplum artık “dernekten inciler” dinlemek istemiyor; bağımsızlık, ciddiyet ve omurga görmek istiyor. Unutulmasın: Saygınlık geçmişteki görevden miras kalabilir; fakat siyasi alkışlarla bir akşamda harcanabilir.