EY SİYASİLER, DAÜ’YÜ KURTARMAKTA GERÇEKTEN SAMİMİ MİSİNİZ?

DAÜ iflas etmedi; göz göre göre, adım adım iflas ettirildi!

Doğu Akdeniz Üniversitesi bugün yalnızca mali bir darboğazda değildir; yıllardır biriken kötü yönetimin, siyasi müdahalenin, denetimsizliğin ve hesapsız kararların altında nefessiz bırakılmıştır. Bu tabloya hâlâ ‘geçici nakit sıkışıklığı’ diyenler gerçeği gizliyor. Çünkü DAÜ iflas etmedi; göz göre göre, adım adım iflas ettirildi!

Peki bedeli kim ödüyor? Yanlış kararları alanlar mı? Hayır. Fatura yine çalışanlara kesildi. Maaşlardan ortalama yüzde 20 kesinti yapıldı, istihdam durduruldu ve personel giderlerinin 2027’ye kadar yüzde 50-55 azaltılması hedeflendi. Yaklaşık 900 milyon TL tasarruf sağlandığı söyleniyor. Buna rağmen açık kapanmıyorsa artık kolaycı biçimde personeli suçlamak mümkün değildir. Demek ki sorun maaşlardan önce yönetim anlayışındadır.

Başarı veya ihtiyaç ölçütü gözetmeden burs oranlarını yüzde 80’lere çıkarmak sosyal politika değildir; kaynağı gösterilmemiş mali bir maceradır. Eski borcu kapatmak için sürekli yeni borç almak da kurtarma planı değil, çöküş tarihini erteleme yöntemidir. Borç büyürken sorumluların görünmez hâle gelmesi ise kurumsal yönetim değil, kurumsal karanlıktır.

Gerçekten samimiyseniz önce ışıkları yakın! Son beş yılın bilançolarını, gelir-gider ve nakit akış tablolarını, borçların faiz ve vadelerini, alacakları, bursların gerçek maliyetini, döviz pozisyonunu, kıdem yükümlülüklerini ve bütçe sapmalarını bağımsız denetime açın. Yalnız ‘ne kadar borç var?’ sorusunu değil, ‘bu borç hangi kararlarla ve kimlerin sorumluluğunda oluştu?’ sorusunu da cevaplayın.

Sonra da siyasi ellerinizi DAÜ’nün üzerinden çekin. Kurumun yönetim organlarını siyasi denge hesabıyla, gerekli donanıma sahip olmayan isimlerle doldurmaktan vazgeçin. DAÜ; sadakatle değil, liyakat, uzmanlık, bağımsızlık ve hesap verebilirlikle yönetilmelidir.

Kadro yapısı objektif norm kadro esaslarına göre yeniden düzenlenmeli; ücret politikası sektör gerçekleri ve mali kapasiteyle uyumlu hâle getirilmelidir. Akademik ve idari birimler verimlilik, etkinlik ve ihtiyaç analizleri temelinde yeniden yapılandırılmalı; düşük doluluklu programlar gözden geçirilmeli, öğrenci başına gelir ile program başına maliyet açıkça hesaplanmalıdır. Gerekirse Deloitte benzeri uluslararası deneyime sahip bağımsız kuruluşlardan profesyonel yeniden yapılandırma desteği alınmalıdır.

Ancak dikkat: Mali disiplin, akademik kaliteyi budamanın bahanesi olamaz. Araştırmayı durduran, nitelikli akademisyenleri kaçıran ve eğitimi zayıflatan bir ‘tasarruf programı’ üniversiteyi kurtarmaz; yalnızca tabelayı ayakta tutar. Harç bağımlılığını azaltacak araştırma fonları, uluslararası projeler, sürekli eğitim, teknoloji transferi, mezun bağışları ve üniversite-sanayi iş birlikleri mutlaka geliştirilmelidir.

DAÜ’ye koşulsuz para aktarmak kurtarma değildir. Gerçek kurtuluş; şeffaflık, sorumluluk, liyakat ve ölçülebilir yapısal dönüşümdür. Hesap sorulmadan verilen her yeni kaynak, DAÜ’nün geleceğine değil, geçmişteki yanlışların devamına yatırılmış olacaktır.

Öyleyse son kez soralım: DAÜ’yü gerçekten mi kurtarmak istiyorsunuz, yoksa yalnızca çöküşün siyasi faturasını ertelemeye mi çalışıyorsunuz?