GUTERRES EFENDİ, KIBRISLI TÜRKLER 4 MART 1964 ÖNCESİ CUMHURİYETİN EŞİT ORTAĞIYDI

Gökten zembille inmedi ki, da ortaklığını 62 sene 4 aydan beri siyasi manevrayla BMGK olarak elinden alıp saldırgan darbeci soykırımcı diğer ortağa hediye ettiniz, da sanki Cumhuriyetle hiç alakası ve hakkı yokmuş gibi isyana kalkan ASİLER gibi gösterip dünyaya öyle lanse edersiniz??? Basında çıkan sözde çözüm planınız barışı değil daha günün sonu gelmeden çatışmaları getirir. Kıbrıs sorununda tamamen haklı olan Türk Halkı ince eleyip sık dokuyacak bir durumda olması öncelikle ve özellikle yıllardır durup dururken uğradığı haksızlıklar karşısında kendi hak ve isteklerini kendisinin ortaya koyup talep edecek bir pozisyonda bulunması gerekirken, maalesef suçlu pozisyonunda tutulup empoze çözümlerle baskılar hep karşı taraftan BMGK, AB ve esas suçlu Rumların tarafından gelmekte. Planın ana hatlarına bakılacak olursa oynak, laçka, vidaları her an çıkıp tepe taklak olacak bir halde. Böyle bir plan baba ile oğulu, kardeşi de kardeşe düşüren bir plandır. Anladığıma göre siz ya Kıbrıs sorununu hiç ama hiç anlamadınız, bilmiyorsunuz, yahut tersten bakıyorsunuz, ki bu tersinden bakma olayı kuvvetle muhtemeldir.

Zira, Kıbrıs sorununu dallandırıp budaklandıran BMGK’nin 4 Mart 1964 tarihli 186 sayılı oldubitti taraflı Hukuk dışı gerçeklere tamamen ters düşen bir karardır, ki bu karar suçluları masum, masum ve mağdurları da suçlu gösteren yargısız infaz niteliğinde bir karardır. O yüzden soruna tersinden bakmanız gayet normaldir, zira ağa babalar patronlar öyle ister, çıkarları bunu gerektirir, o yüzden emir kuluna uymak düşer. Belli ki, geçmiş Genel Sekreterlerden hiçbir şey kapmamışsınız. Özellikle Sayın Kofi Annan’dan. Yok yok haksızlık etmeyim biraz kaptınız. Zira, Annan Planı Referandumu akabinde Sayın Annan, Kıbrıs Türk Halkına yıllardan beri yapılan haksızlıkların son bulmasını, Türklerin bunu hak ettiğini raporunda belirtmiş lakin BMGK 5 lisi raporu tozlu raflara atmıştır. İşte sizin kaptığınız husus bence bu noktadır, eşeği bağla dendi mi bağlamalı, aç susuz isterse çatlasın isterse patlasın.

Adaletten yoksun 186 sayılı kararın 3 aylık diye alındığını buradan belirteyim. Güya bu sürede Kıbrıs’ta saldırılar durdurulacak asayiş ve düzen sağlanacaktı. Saldırılar derken gerçekte Rum saldırılarıdır, Türk saldırıları değildir, ama sanki Türk saldırıları imiş gibi 186 kararına kondu, adaya gidecek sözde Barış Gücü askerleri yönetime yardımcı olacak, Cumhuriyetin yönetimi de saldırganlara Rumlara verilmişti güya geçici 3 aylığına. İşte kıyamet burada kopmuştur, yahu bütün saldırıları yapanlar, saldırıları başlatanlar, ENOSİS amacıyla Türk ortağı katleden, devletten kovan, 103 köyden göç ettiren Rumlar. Eeee bu nasıl iştir, saldırganlara saldır da gorkma arkandayız, kümesteki tavuklar da tilkilere teslim edilmiştir. O yüzdendir ki, Barış Gücü Kıbrıs’a geldikten sonra Türklere yapılan saldırılar, katliamlar, göçler artmıştır. 3 aylar bir birini kovaladı, sonra 6 aylara, daha sonra şimdilerde bir seneliğe çevrildi uzatmalar 186’yı. Bu arada Türklere, Rum saldırılarından mada BM’den de cezalar baskılar, ambargolar izolasyonlar devreye kondu, üstümüze top yekun geldiler.

İlk zamanlarda çok sevinmiştik Barış Gücü geldi diye, arkadaşlarla konuşurduk nere gitse gelse çatışmalar duracak, bu Rumları sanık sandalyesine koyacaklar derdim. İşin aslını bilmezdik, zaman içinde yaşanan tatsız olaylardan bu gelen gücün Rum tarafını tuttuğunu anladık, 186 sayılı kararın böyle bir içeriği olduğunu öğreneli çok sene yoktur. Rahmetli İsmet İnönü Paşamızın, Amerika’nın verdiği söze güvenerek 186 kararını imzaladığını, bir süre sonra da o sözlerin fos çıktığını.

Bay Guterres, Kıbrıs sorununun bunca yıl sürmesinin sebebi maalesef Hukuk dışı taraflı 186 kararıdır, kümesin tilkilere teslim edildiği karardır. Kıbrıs sorununun ENOSİS amacıyla 21 Aralık 1963’te Rumlar-Yunanlılar tarafından yaratıldığı açıkça meydandadır. Saldırıların hep Rumlar tarafından yapıldığı, Türklerin sadece savunmada var olmak için mücadele ettiği ve hiçbir Rum bölgesine saldırıda bulunmadığı, lakin Rumların saldırmadık Türk bölgesi bırakmadığı, ortak Cumhuriyetin bütün organlarının Rumlarca işgal edildiği, Türk çalışanların kovulduğu, Türklerin 103 köyden göç etmek zorunda kaldığı, yıllarca abluka altında ambargolar ve saldırılar karşısında yüzlerce can kaybına uğratıldığı, en zor şartlarda ilkel bir hayata maruz bırakıldığı, mal mülküne gidemediği, bazı hallerde Rumlar tarafından kullanıldığı, bazılarının talan edilip yakılıp yıkıldığı bir gerçek.

Cumhuriyetin bütün organlarını işgal eden, 186 kararıyla da işgale onay verilen Kıbrıs’ta Rumlar, limanlardan gazete kağıdı diye gemiler dolusu her türlü silahı ayni zamanda yasa dışı olarak da 20 bin Yunan askerini adaya soktular. BM sözde Barış Gücü haklının mağdurun yanında değil, malum karara göre saldırganların yanında yer almıştır. Efendi Guterres, 15 Temmuz 1974’te hala yaşıyor dediğiniz ‘ Kıbrıs Cumhuriyetine ‘, sözde garantör Yunanistan CUNTASI ve EOKA B birlikte dünyanın gözleri önünde ikinci büyük DARBEYİ yapmışlardır. Kıbrıs Cumhuriyetinin yerine, terörist başı Nikos Sampson TV’de, KIBRIS HELEN CUMHURİYETİNİN İLAN edildiğini, Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios’un da öldürüldüğünü ve yerine de kendisinin atandığını dünyaya ilan etmiştir.

Rum-Yunan ve de BMGK, Kıbrıs’ta büyük bir savaşın yaşanmasına sebep olmuşlardır. İngilizler tarafından adadan kaçırılan Makarios 19 Temmuz 1974 tarihinde Garantör Türkiye’nin meşru müdahalesinin bir gün öncesinde BMGK’de tarihi bir konuşma yapmış olup bütün gerçekleri ifşa ve itiraf etmiştir huzurda. Derhal müdahale edilmesini ayrıca garantörler Türkiye-İngiltere’den de müdahale etmelerini talep etmiş, ayrı yeten Kıbrıs Türk Halkının da çok büyük tehlike altında olduğunu da söylemiştir.

Ama gelin görün ki, 1974’ten tam 30 yıl sonra, Mart 1964’ten de 40 yıl sonra BM’nin Annan planı REFERANDUMUNDA, darbeciler, BMGK’nin kümesi teslim ettiği tilkiler Plana HAYIR demişlerdir ezici çoğunlukla, Türkler de EVET demişlerdi. Lakin, RET edenler onca sünnetçi korkularına sahte vaatlere rağmen bir hafta sonra güya tüm Kıbrıs adına AB’ne üye alınmışlardır. Ve maalesef gelin görün ki bu gün hala yıktıkları Cumhuriyetin başında, yapma kanatla uçuruluyorlar, hem de AB’nin de başındadırlar. İşte bay Guterres, Kıbrıs Cumhuriyetini teslim ettiğiniz, söz sahibi de ettiğiniz, şartlar şurtlar ileri sürebilmesine de imkan verdiğiniz, ambargosuz izolasyonsuz Kıbrıs Cumhuriyetini!! Teslim ettiğiniz, arka çıktığınız taraf bunlardır. Kıbrıs Türk Halkı bu meselede suçlu değildir bay Guterres, nasıl yaşayacağına da sadece kendisi karar verir, zira güveni çoktan yitirdi BMGK olarak. Giderayak bir şeyler hazırladı amma bunları yaşayacak olan Türklerin bunca yıl ellerinden çektikleri ortadadır, sonradan Guterres’i bulup hesap soracak hali yoktur, ayrıca ne umurundadır. Değil yoğurdu üfleyerek yemek, buz yerinden dahi çıksa kaşığı sallamayız noktasındayız. İpi ellerimizle boynumuza geçirmeyiz, gevşekmiş, laçkaymış.

3 köyün ilk okul çocuklarını başlarını kesip analarının önüne atanlar, sonra da annelerini, kardeşlerini yaşlılarını topluca kazılan çukurlara atılan, eski Rum Dış İşleri Bakanı bayan Markulli’nin de kınadığı vahşet, Taşket köyünde sözde Barış Gücüne güvenip teslim olan 84 Türk gencini Rumların insafına terk edip tümünü kurşuna dizen işte şimdiki Kıbrıs Cumhuriyeti sahibi, otobüsü de içindeki yolcularıyla birlikte ortadan kaldıran Kayıp Otobüs katliamı, diğerlerini saymaya yazmaya yürek yetmez. Lakin bir gerçek vardır ki ibretlik, herkes bunun farkındadır, BMGK ve AB’nin ( İstisnaları vardır tabii) son yıllarda yaşanan soy kırımlara destek vermesi, kınayanları da ezmesi.

Türk Halkı 1955’lerden başlayarak 3 defa göçmen olmak zorunda kaldı 1963 hem 1974’te. Kimseler, hiçbir kurum kuruluş, insan hakları vs ne aradı ne sordu. Hepsinin de sebebi Rum-Yunan saldırıları. Ne maddi ne manevi tazminat, ne maraz tazminatı ne hiç. Bir kuruş bile verilmedi, zaten ilgilenen olmadı. Göçmen olduğumuzda ben de göçmendim, ne şartlarda yaşardık anlatmıştım bir iki defa, kusmak gelir, olamaz denir, çok acımasız ilkelden de ilkel. Üstünden de korku endişe saldırı, aç susuz çıplak, yataksız, sandalyesiz, yorgansız, masasız, islimsiz, banyosuz, tuvaletsiz, çeşmesiz, penceresiz, kapısız sıvasız, elektriksiz, varın siz tahmin edin. Ya katledilen masum yüzlerce insanımızın hesabını kim verecek, bedeli ödenebilir mi??? Şimdi bunlar konusu olmaz, unutalım boş verelim gitsin, yapanların yanına kalsın ve bir daha yapmalarına fırsat verilsin, yok öyle yağma. Yaşamayan bilmez uzaktan gazel sallar, sağa sola laf atar durur, Rumlardan ziyade onları savunur yüzsüzler, gafiller. Rumlar sadece 1974’te ilk defa göç etti, savaşa sebep olduklarından dolayı hiç de şikayet edecek tarafları yoktur, aha anaları Yunanistan, her gün gelir gider yetkilileri, varsınlar hesabını onlardan sorsunlar adres orasıdır Atina’dır, hem içlerindeki EOKA’nın devamı olanlar. 15 Temmuz darbesi olmasaydı 20 Temmuz müdahalesi da olmazdı, bu kadar net. Birisi suç diğeri cezası. Unutmaya hem unutturmaya çalışırlar boşuna, hiç unutulur mu?? Yalandır dene bilir mi?? Haaa buna büyük devletler sebep oldu denirse o başka mesele de, o zaman hala niye onların peşindedirler?? Zaten zaman zaman törenlerde Başpiskoposları sinirlenir galeyana gelir da ağzından atar, Türk askerinin Kıbrıs’a getiren, gelmesine sebep olan Yunan Cuntasıdır diye, beddua da eder arada, yani.

Bay Hristodulidis, bay Guterres’in planından söz etmişti ve desteklediğini de belirtmişti, Mart ayında Guterres ile yaptığı konuşmada bilgi sahibi oldu diye. Belki de beraber hazırladılar, memnun olduklarına bakılırsa. Bunun üzerine geçen günkü sormuştum, bizim Cumhurbaşkanımıza da bilgi verdimi bay Guterres diye. Eğer verdiyse neden açıklamadı, bilgi verilmediyse neden???? Gizli papaz olmaz, olan bitenden, gelişmelerden halkın bilgisi olmalıdır, kimi eleştirecek kimi destekleyecek. Geçmişte de müzakerelerde neler oldu hep Rum basınından öğrenirdik, ama yalan ama gerçek, bizimkilerden tıs yoktu, ee böyle de olmaz ki. Lütfen karşılıklı eleştirirken kırıcı olmayalım.