Toplum güvenliği hepimizin ortak kaygısıdır. Bu nedenle CTP’nin açıkladığı “Toplum Güvenliği Eylem Planı”, ciddiyetle tartışılmayı ve geliştirilmesini hak ediyor. Ancak güvenlik gibi hayati bir konuda iyi niyet yetmez; veri, hedef, takvim, maliyet ve ölçülebilir sonuç gerekir.
Prof. Dr. Engin Kara’nın dikkat çektiği temel sorun tam da burada düğümleniyor: “8 başlık, sıfır rakam.” Planda kaç kişinin filtreleneceği, uygulamanın ne kadar sürede tamamlanacağı, maliyetinin ne olacağı ve işgücü piyasasına etkisinin nasıl yönetileceği yeterince somutlaştırılmıyor.
Oysa güvenlik politikası sadece “kim girecek, kim girmeyecek?” sorusundan ibaret değildir. Kim çalışacak? Hangi sektör ne kadar işgücüne ihtiyaç duyuyor? İnşaat ve hizmet maliyetleri ne kadar artacak? Sosyal Sigortalar’ın prim gelirleri nasıl etkilenecek? Konut, sağlık, eğitim ve altyapı üzerindeki yük ne olacak?
Biyometrik kimlik, elektronik ön bildirim ve statü doğrulama elbette değerlidir. Fakat teknoloji stratejinin kendisi değil, aracıdır. Asıl mesele, bu araçların hangi ölçülebilir hedefe hizmet edeceğidir.
Daha da önemlisi, nüfusu yalnızca “azaltılması gereken bir sorun” olarak görmek bizi yanlış teşhise götürebilir. Nüfusu saymak tahlildir; tedavi değildir. Tahlilden sonra reçete gerekir.
KKTC’nin ihtiyacı sloganlarla değil, rakamlarla konuşan bir güvenlik politikasıdır. Kaç kişi? Ne kadar maliyet? Hangi takvim? Hangi sonuç? Hangi denetim?
Çünkü güvenlikte başarısızlığın bedeli yalnızca güvenlik açığı değildir; ekonomik daralma, işgücü krizi, hayat pahalılığı, kayıt dışılık ve sosyal güvenlik açığı da güvenlik sorunudur.
Kısacası: Güvenlik eylem planı, “ne yapacağız?” sorusundan önce “kaç, ne zaman, kaça ve hangi sonuçla?” sorularına cevap vermelidir. Çünkü güvenlik, rakamsız vaatlerle değil; ölçülebilir politikalarla sağlanır.