☰
✕

KKTC’de Sanat Emekçileri İçin Yeni Bir Sayfa Mı?

KKTC’de sendikal örgütlenme açısından dikkat çekici bir gelişme yaşanıyor. Kültür ve sanat alanında çalışanların ekonomik, sosyal ve mesleki haklarını korumayı amaçlayan Kıbrıs Türk Sanatçılar Müzisyenler ve Sahne Emekçileri Sendikası (KTSAM-SEN) kuruldu.

Sendikanın kuruluş başvuru dosyasının Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na sunulması, ilk bakışta sadece yeni bir sendikanın ortaya çıkışı gibi görülebilir.

Oysa mesele bundan çok daha geniştir. Çünkü burada tartışılan, aynı zamanda KKTC’de sanatın nasıl bir çalışma alanı olarak görüldüğü ve sanat emekçisinin sosyal devlet içerisinde nasıl konumlandırılacağı meselesidir.

Sanatçı çoğu zaman toplumda “yaratıcı insan” olarak görülür; ancak sanat üretiminin arkasında ciddi bir emek ilişkisi vardır. Bir müzisyen gece boyunca sahnededir. Bir oyuncu aylarca bir oyuna hazırlanır. Bir dansçı bedenini yıllarca eğitir. Bir teknik çalışan saatlerce sahne arkasında çalışır. Dolayısıyla kültür-sanat emekçisi de sonuçta emeğini satarak gelir elde etmektedir.

Buna karşın kültür-sanat alanındaki çalışma biçimleri çoğu zaman standart iş ilişkilerinden farklıdır. Proje bazlı çalışmalar, günlük veya etkinlik başına ödemeler, sözlü anlaşmalar, düzensiz çalışma süreleri ve kayıt dışı istihdam, bu alanı sosyal ve ekonomik açıdan kırılgan hale getirebilmektedir.

Bu nedenle KTSAM-SEN’in kuruluş girişiminin en önemli gerekçelerinden biri, sanat emeğinin görünür hale getirilmesidir.

Sendikanın gündeminde ekonomik, sosyal ve mesleki hakların yanı sıra telif hakları, sanatçı sözleşmeleri, kayıt dışı ve sözleşmesiz çalışmanın önlenmesi, vergi ve sosyal güvenlik süreçlerinin izlenmesi gibi konuların bulunması önemlidir.

Bunların her biri aslında KKTC’de kültür-sanat sektörünün henüz yeterince kurumsallaşmamış olduğuna ilişkin daha geniş bir tartışmanın parçasıdır.

Özellikle telif konusu üzerinde durmak gerekir. Bir sanatçının sahneye çıkması karşılığında aldığı ücret ile ortaya koyduğu eserin kullanımından doğan telif hakkı aynı şey değildir.

Bir şarkının, oyunun, performansın veya başka bir sanatsal üretimin farklı mecralarda tekrar tekrar kullanılması, sanatçının ekonomik haklarını gündeme getirir. Dolayısıyla sanatçı sözleşmelerinin standartlaştırılması ve telif haklarının daha etkin biçimde takip edilmesi, kültür politikasının teknik ayrıntısı değil, doğrudan emek hakkı meselesidir.

Bir başka önemli sorun ise kayıt dışılıktır. Kültür-sanat sektöründe kayıt dışı çalışma sadece sanatçının o günkü gelirini ilgilendirmez. Sosyal sigorta primi yatırılmayan, emeklilik hakkı oluşmayan veya iş kazası ve benzeri risklere karşı yeterli güvenceye sahip olmayan bir emekçinin uzun vadede karşılaşacağı sorunlar çok daha büyük olabilir. O nedenle sanat alanında kayıtlı istihdamın artırılması, sadece sendikanın değil, devletin de üzerinde durması gereken bir kamu politikasıdır.

Burada devletin rolü özellikle önem kazanmaktadır. Sendikal örgütlenmenin güçlenmesi, devletin sanat alanındaki sorumluluğunu azaltmaz.

Tam tersine, devletin çalışma mevzuatını kültür-sanat sektörünün özgün koşullarına uyarlaması ve uygulanabilir denetim mekanizmaları geliştirmesi gerekir. Standart sanatçı sözleşmeleri, sosyal güvenlik düzenlemeleri, telif haklarının etkin takibi ve kayıt dışılıkla mücadele bu çerçevede birlikte ele alınabilir.

Yerli sanatçıların korunması da gündeme getirilen konular arasındadır. Ancak bu konu sadece “yerli sanatçıya öncelik verilmesi” biçiminde ele alınmamalıdır. Asıl mesele, yerli sanatçıların adil rekabet edebilecekleri, emeğinin gerçek değerini alabilecekleri ve çalışma koşullarının şeffaf olduğu bir kültür-sanat piyasasının oluşturulmasıdır.

Yabancı sanatçıların çalıştırılması ile yerli sanatçıların haklarının korunması birbirinin karşıtı olmak zorunda değildir. Etkin vergi, çalışma ve sözleşme kuralları herkes için açık ve öngörülebilir hale getirildiğinde bu alan daha sağlıklı işleyebilir.

KTSAM-SEN’in önündeki temel mesele de burada ortaya çıkıyor. Bir sendikanın kurulması önemli olmakla birlikte, sendikanın gerçek etkisi zaman içerisinde yaratacağı kurumsal kapasiteyle ölçülecektir.

Sanat emekçilerinin örgütlenmesini sağlayabilecek mi? İşverenlerle sürdürülebilir bir sosyal diyalog oluşturabilecek mi? Standart sözleşmelerin yaygınlaşmasına katkı sağlayabilecek mi? Telif ve sosyal güvenlik alanlarında somut sonuçlar elde edebilecek mi?

Bunların cevabını zaman gösterecek.

Ancak şimdiden söylenebilecek olan şudur: KKTC’de kültür ve sanat alanı artık sadece festivaller, konserler, tiyatrolar ve etkinlikler üzerinden tartışılmamalıdır. Bu alan aynı zamanda bir emek piyasası, bir sosyal politika alanı ve bir kamu politikası konusudur.

Sanatın sürdürülebilirliği sadece sanatçının yeteneğine veya üretme arzusuna bırakılamaz. Sanatçının üretebilmesi için emeğinin karşılığını alabilmesi, sosyal güvenceye sahip olması ve hukuki haklarının korunması gerekir.

KTSAM-SEN’in kuruluş girişimi bu açıdan KKTC’de kültür-sanat politikalarının yeniden düşünülmesi için bir fırsat da yaratabilir.

Bundan sonraki aşamada önemli olan, sanat emekçilerinin sorunlarının sadece sendikal talepler olarak değil, kültür politikası, çalışma hayatı ve sosyal devlet perspektifleri birlikte düşünülerek ele alınmasıdır.

Çünkü sanatın geleceğini konuşurken aslında sadece sanat eserlerinin geleceğini değil, o eserleri üreten insanların geleceğini de konuşuyoruz.