İkinci Dünya Savaşı ertesinde, ABD'nin Avrupa'nın demokratik ülkeleriyle birlikte kurduğu NATO ittifakı, Ankara Zirvesi ile yeni şekillenmesini biraz daha pekiştirdi.
İlk kurulduğu dönemde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin lokomotifliğindeki Sosyalist-Komünist bloku dizginlemek ve dengelemek işlevi gören NATO, 1989'da yeni bir role ve arayışa girmişti.
Çünkü Berlin Duvarı'nın yıkılışının simgelediği gibi, Sovyet Bloku ani ve beklenmedik bir şekilde kendi kendine yıkılmıştı.
Rakipsiz kalınca işlevi de tartışmalı hale gelen NATO'nun bu durumu 10 yıl kadar sürdü.
11 Eylül 2001'de kapitalizmi simgeleyen New York'taki İkiz Kulelere yapılan terörist saldırı, NATO için de yeni bir dönemin başlangıcı oldu.
NATO 2 olarak nitelenebilecek bu ikinci dönemde NATO uluslararası terör, hibrit savaşlar ve bölgesel savaşlarda üstlendiği rollerle kendini yeniden update etti.
Şimdi, artık NATO 3.0 evresine giren NATO'nun bir süredir ABD-Avrupa ayrışması yaşadığı bilinmeyen bir sır değil.
Açık sözlülüğüyle bilinen ABD Başkanı Trump bunu çok defa tekrarladı.
Ayrışmanın özünde NATO'nun büyük ölçüde ABD finansmanıyla yaşaması olgusu var.
Trump bunun böyle gitmeyeceğini, artık Avrupa devletlerinin finansman yükünü üstlenmesi gerektiğini vurguladı.
Avrupa devletleri, özellikle AB'nin çelik çekirdeğini oluşturan Almanya ve Fransa gibi en önemlileri bunu kabul edip gerekli finansmanı sağlayacaklarını taahhüt ettiler.
Ankara Zirvesi bu taahhüdün ete kemiğe büründüğü, strateji ve yol haritasıyla somutlaştırıldığı önemli bir aşamanın tescili niteliğindedir.
Türkiye zaten NATO'nun çok önemli bir devletiydi ve Zirve bunu yeniden teyit edip güçlendiren bir işlev de gördü.
Ama, toplantının en önemli yeniliği, NATO ile AB'nin senkronize edilmesi çabasıdır.
Bu senkronizasyon Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir dönemin başladığı anlamına da geliyor.
Durum böyle olunca, Kıbrıs sorununun çözüm arayışlarının yeniden ivme kazanması da politikanın doğal akışına uygun olacak.