Ne BMGK Sözünde Durdu, Ne de Avrupa Birliği

Esasında al birini vur ötekine. Bu dünya kuruluşları Kıbrıs sorununda aşikar olarak taraf tutmamış olsalardı, Adaletli ve dürüst davransalardı bu gün Kıbrıs sorunu diye bir sorun olmayacak, dallanıp budaklanmadan sorun en başından yıllar önce çözümlenmiş olacaktı. sorunu yaratanlar da hapislerde çürüyecekti, yüzlerce insan Türk-Rum hayatından olmayacak, özellikle Türkler ezgi cefa, korku endişe içinde 3 defa da göç etmek zorunda kalmayacak, ilkel şartlarda yaşam ve Var Olma kavgasına tutuşmaya gerek olmayacaktı. Gerçi Rumlar da bir defa göç ettiler amma kendi hatalarından, hem kendi aralarında çatışıp bir birlerini öldürmeyeceklerdi. Hem de savaşa sebep olan ortak Kıbrıs Cumhuriyetine 2 defa Yunanistan Cuntası birlikteliğinde EOKA terör örgütüyle beraber darbe yapmayacaklar, zayiat vermeyeceklerdi. Rum-Yunanistan’ın yaptıkları yanlışlardan Kıbrıs adası kana bulanmıştır. Adada akan kanların sebebi BMGK’dir, 5 gadimici üyesidir, hesabı da onlardan sorulmalıdır. Bunların haberi ve izni olmadan ne EOKA’cılar gemiler dolusu silahı, ne de Yunan Cuntası değil 20 bin askeri Kıbrıs’a sokamazlar, parmak bile oynatamazlardı.

Hal böyle iken Kıbrıs sorununun hala sürüyor olmasının sebebi, adada yaşanan gerçekler aşikar ortada olduğu halde söz konusu kuruluşların hala haksızlıklarını ve taraf tutmalarını sürdürmeleridir. Hem ikinci büyük darbeyle savaşa ortam yarattılar, hem de bu ortamı kullanarak Cumhuriyete darbe yapan Rum-Yunan’ı cezalandırmak yerine mükafatlandırırlar. Masum Türk Halkına da suçsuz olduğu halde asi damgasını vurup haksızca cezalandırmayı sürdürürler. Bu kuruluşlar çözüm için değil çözümsüzlük için uğraştı, hala daha öyle, sorunun derinleşmesi, sarpa sarması, uzatılması için yangına kendi çıkarları için benzinle gittiler, hala giderler. Hristiyan alemi için. Zira karşı taraf hem Türk hem Müslümandır. Yoksa, tarafsız olsalardı suçlular işledikleri suçlardan dolayı hapislerde çürümüş olmaları gerekirdi.

1960’ta Türk – Rum eşit ortaklığında, Türkiye-Yunanistan-İngiltere garantörlüğünde kurulan Kıbrıs Cumhuriyetini, Rum-Yunan tarafının yıllardan beri megalo ideası olan Yunanistan’a ilhak etme hayali içinde olduğunu, bunun için 3 yıllık Cumhuriyet ortaklığı döneminde gizlice 22 Tabur milis gücü hazırladıklarını, Rumların Kıbrıs Anayasasında Türkler lehindeki hayati öneme haiz 13 maddeyi değiştirmek istediğini, bu suretle ENOSİS kapısını ardına kadar açmak düşüncesinde olduğunu, kabul edilmeyeceği bildikleri için de bir gecede ortağı Türkleri imha etmek için AKRİTAS PLANINI bile hazırladıklarını, 21 Aralık 1963’te de silahlı saldırıya geçtiklerini ve seyahat etmekte olan masum iki Türk’ü ( birisi teyzemin oğlu Zeki, diğeri bayan arkadaşı) O gece EOKA terör örgütüne mensup polislerce katledildiğini, sabahleyin Lefkoşa Türk Lisesi öğrencilerini polis aracından silahlarla taradıklarını, Atatürk büstünü de kurşunladıklarını, devam eden saldırılarla çatışmaların ada geneline yayıldığını,

Türklerin 103 köyden göç ettirildiğini, onlarca masum Türkün katledildiğini, adanın yüzde üçüne sıkıştırılan Türklerin ablukaya alındığını, işine gücüne gidemediğini, saldırıların ada genelinde devam ettiğini, CB Muavini Dr Fazıl Küçük’ün Güneydeki makam odasına alınmadığını, ofisin darmadağın edildiğini, CB Makarios’un kendisine canını garanti etmediğini ve acele Türk tarafına geçmesini söylediğini, öte yandan Türk Bakan ve Milletvekillerinin de Meclis Başkanı bay Kleridis tarafından Meclis binasına alınmayıp dış basamaklarda karşılanıp kovulduklarını, bu suretle Cumhuriyete ilk darbenin gerçekleştirildiğini, saldırganların Cumhuriyetin bütün organlarını ele geçirdiğini, limanları ve yolları da kontrollerine alıp her yerde barikatlar kurduklarını, dünyayı güya idare eden bu güçler bilmiyorlar mıydı? Terörist başı Nikos Sampson ise Gazetesi MAXİ’ye gazete kağıdı diyerekten gemiler dolusu silah sokmuştur. Ya Türk hastalar, hastaneye bulaşık gücü nezaretinde götürülürken bile barikatlarda Rumlar tarafından alınıp kör kuyulara atılmıştır. Malum kuruluşlar bunları bilmezler mi, bal gibi de bilirler.

4 Mart 1964’te, BMGK (Güvensizlik konseyi) aldığı 186 sayılı hukuk dışı siyasi ve taraflı kararda adaya Barış Gücü ( zamanında Mağusa’da biz onlara Bulaşık Gücü derdik ) gönderilmesi, kararın 3 aylık süre için olduğu, bu sürede Cumhuriyetin yönetiminin Rumlarda kalması, Bulaşık Gücünün de asayişi ve düzeni sağlaması için yönetime yardımcı olması belirtildi, ki bu husus masum Türk Halkının idam fermanı olduğu halde geçici bir süre olduğu için Ali Cengiz oyunuyla yutturuldu ne yazık ki. Ve bu oldubitti yargısız infaz karar bu gün oldu hala daha yürürlüktedir, uzatmalarla da 744 ayı forsa etmiştir.

Bakınız Bulaşık Gücü pardon sözde Barış Gücü’nün başarıları. Takriben 300 nüfuslu Mağusa’nın Sakarya semtine öğleden sonra onlarca tank, top, havan, ağır silahlarla ve yüzlerce Rum askerle 70-80 metre mesafeden ansızın ablukaya alındığımızda, kırık dökük silahlarla ve sadece bölge sakinlerinden oluşan kadın çocuk yaşlı sivil gençler, mahallesini korumak için mevzi yapmak için torba doldurmaya başladığında bu güçler iki atabayla son sürat yanımıza geldiler, sandık ki karşıdaki düşmanları katacaklar veya araya girecekler. Öfkeyle arabalardan indiler bağıra çağıra gelip dizdiğimiz 5-10 torbayı kasaturalarla parçalamaya tekmelemeye başladılar. Tankları askerleri gösterdik, onlara gitmeniz lazım dedik, oralı olmadılar, siz mevzi yapamazsınız dedi komutanları, itiştik kakıştık, torbaları parçalayıp s…tirdiler. El elde baş başta kaldık, 5-10 torba kaldı, yeter mi bulunduğum yerdeki 8-10 mevzi için.

Ertesi sabah Barış Harekatı başlar. Başlar başlamaz mevzisizlikten arkadaşım komşum Kemal Hasan yanımda anlından vurulur Şehit. Bölge ana baba günü, Cehennem, toz duman toplar havanlar dumdumlar, Sakarya okulunda Şehitler yaralılar vs. Akşam üstü BG komutanı gelir Rumlar gönderdi, teslim olmamızı isterler, silahları verelim, yoksa büyük hücuma geçeceklermiş, ret edilir, Komutan ayrılırken hepinizi öldürecekler der, savaş olanca şiddetiyle yeniden başlar. Gece yarısından sonra Mağusa kale içine maceralı çekiliş.

TAŞKENT’te BG gider teslim olun silahları teslim edin, bize güveniniz derler. Silahlar verilir BG köyden kaçar, çapulcular gelir 84 genci toplar alır götürür, çukur kazar kurşuna dizerler. Atlılar-Muratağa –Sanadllar köylerinde ne kadar kadın çocuk yaşlı varsa hunharca katledilir, çocukların başları kesilir anaların önüne atılır, tümü çukurlara gömülür. Geçitkale’de Boğaziçi’de, Erenköy’de, Ayvasıl’da, Mağusa’da, Limasol, Bafta, Larnaka, Lefkoşa Kaymaklı’da, Topçuköy, Bağlıköy ve daha birçok bölgede katliamlar, kayıplar. Yollardan bellerden, tarlasından bağından, bahçesinden davarının başından kaçırılıp katledilenler ayrı. Bulaşık Gücü görevini yapardı!!! Asileri, sanki Cumhuriyete darbe yapan yıkan Türklermiş gibi, sanki Helen Cumhuriyetini ilan eden Makarios’u öldürdük diyen Türkler miş gibi.!!!!! İşte böyle hizaya getirdi, asayişi sağladı, düzeni kurdu. Öyle değil mi bay DİAGNE????? Tahsin Hoca dediğinden hepsi de, vicdansızlar, ustaları gibi. UTANINIZ EY BMGK – AB.

Bu karar, kümesteki tavukları tilkilere teslim etmekle eş anlamdadır. Adaya gelen sözde güç, ne asayişi sağladı ne de düzeni, tam aksine Rum saldırıları kat be kat arttı, çatışmalar daha da şiddetlendi, Türk Halkı katliamlara tabi tutuldu, aç sefil, beş parasız, yataksız yorgansız, yarı çıplak mağara kırık dökük viranelerde ( Benim ailem de) kapısız, penceresiz, sıvasız, sadece blokları konmuş, tuvaletsiz, elektriksiz, susuz, yarı buçuk inşaatlarda, daha sonra da Türkiye Kızılay’ın çadırlarında perişan halde göç etmiş onlarca köy halkı ilkel şartlarda yaşam ve Var Oluş mücadelesi vermiştir. Türkler, bu mücadelede hiçbir Rum köyüne kasabasına semtine saldırmamış, Rumlar ise saldırmadık Türk bölgesi bırakmamıştır, Şehit’i, yaralısı, kayıbı olmayan aile çok az kalmıştır.

186 sayılı taraflı haksız karara dayanarak malum kuruluşlarca Rumlar korunup kollanıp cesaretlendirilmiş ve şımartılmış olup fırsat bu fırsat deyip zamanının geldiğini zannederek ENOSİS amacıyla 15 Temmuz 1974 tarihinde EOKA B İLE Yunan Cuntası askerleri birlikteliğinde Cumhurbaşkanlığına ve Cumhurbaşkanı Makarios’a karşı tanklarla toplarla havanlar ağır silahlarla saldırıp ikinci darbeyi gerçekleştirmişlerdir. Yüzlerce koruma katledilmiş, saray darmaduman edilmiştir. Darbeci ve terörist başı Nikos Sampson TV ekranından, darbenin başarılı olduğunu Makarios’un öldürüldüğünü, yerine kendisinin atandığını, Kıbrıs Cumhuriyetini yıktıklarını ve yerine Kıbrıs Helen Cumhuriyetini ilan ettiklerini dünyaya duyurmuştur.

Halbuki Makarios kendi imkanıyla kaçmayı başarmış, daha sonra İngilizler tarafından adada dışına kaçırılmıştır. Garantör Türkiye meşru müdahalesi yaşandı, 1975 resmi nüfus mübadelesi olmuş, bu günkü durum ortaya çıkmıştır. Makarios BMGK’de tarihi konuşmayı Türkiye desteğinde, Rum-Yunan itirazları gölgesinde yapmış vs.

Taraflar arasında BM himayesinde çözüm için görüşmeler yeniden başladı. 1986 BMGS Ortega genişletilmiş çözüm planı sunuldu, Türkler kabul, Rumlar ret etti. 2004 Annan Planı Referandumu yapıldı, Türkler EVET, Rumlar HAYIR Dedi, çözüm direkten döndü. Temmuz 2017 Montana’da her şey masaya yatırıldı, planlar, Garantiler vs. son anda Rumlar masayı devirip ‘ Biz alacağımızı aldık ‘ diyerek çekip gittiler, her zaman olduğu gibi 186 kararı gereği gelip yıktıkları Cumhuriyetin başına gene kuruldular. Halbuki kuruldukları makam Kıbrıs Cumhuriyeti değildir, darbede ilan ettikleri Helen Cumhuriyetidir, zira Kıbrıs Cumhuriyeti, içinde Türkler olmadan olmaz. BM’de Rumlardan oluşan hiçbir Cumhuriyet kaydı da yoktur, aslına bakarsanız korsan bir devlettir ve BMGK beşlisi tarafından takılan 2 yapma kanatla uçuruluyor, 2004’ten sonra da AB tarafından takılan 2 yapay ayakla güya yürütülmeye çalışılıyor. 2026’da terfi ettirildiler AB başkanı da oldular.

Tabii 2004 Referandumunda böyyük devletler dedilerdi ret eden taraf çok ceza alacak, kabul eden de böyyük mükafat, ama tam tersi oldu. İşte bu terslikte Rumlar tek başlarına güya bütün Kıbrıs’ın sahibi ve egemeni ve de Cumhuriyeti olarak Kıbrıs Cumhuriyeti!!! adıyla AB üyeliğine alındı, Türk ortak yok sayılarak.

Söz konusu malum kuruluşların BMGK- AB’nin yukarıdaki gerçeklere aldırdığı yoktur, 3 aylığına diye alınan 186 sayılı BMGK oldubitti Hukuk dışı kararının üzerinden 744 ay 21 gün geçmiş olmasına rağmen dediğimiz gibi ve hiç de yanılmadığımız gibi çözümsüzlüğü körükleyen ve Uluslararası Kıbrıs Cumhuriyeti Antlaşmalarının da üstüne oturtulan Adaletsiz 186 siyasi ve taraflı kararı ve bu kararın ortaya çıkardığı haksızlıklar nazar-ı dikkate alındığında BMGK-AB’nin ne kadar Adaletsiz ve taraflı oldukları kolayca anlaşılır haldedir. Kıbrıs’ı yıllardır kana bulayan terör örgütü EOKA hakkında AB’nin Parlamento başkanı bayan Metsola’nın ve Avrupa Komisyonu başkanı bayan Leyen’in terör örgütü EOKA’ya övgüler düzmeleri ve yakında EOKA TERÖR ÖRGÜTÜ gününün AB’nin yüksek organlarında anılması ve onore edilmesi için hazırlıklar yaptıkları açıklamalarına bakacak olursak, haksızlıkların Adaletsizliklerin ve oldubitti eylem ve kararlarının, Uluslararası Hukuka, insan hakları onuruna, Uluslararası Antlaşmalara karşı, haksız çıkarlar uğruna pervasızca ne denli ahlaksızca ve yıkıcı saldırılarla, vicdansızlıkların tavan yaptığını dolayısıyla müsebbiplerinin ne kadar acınacak bir duruma düştüklerini kolayca görmekteyiz. İşte kimlerin kimi destekledikleri apaçık ortada