Kamu çalışanlarının hayat pahalılığı ödeneklerinde düşünülen erteleme nedeniyle bu ülkeye hiç yakışmayan görüntüler oluşmuştur.
Kim haklı-kim haksız tartışmasına girmeden, genel bir çerçeveden baktığımızda edindiğimiz duygu budur.
Peki bu neden oldu..?
Bir ülkenin kamu çalışanları yine kendileri gibi kamu görevlisi olan polislerle neden çatıştı..?
Hem de ülkenin meclisinin ön bahçesinde, hemen kapının dibinde..!
Konu para gibi görünse de aslında temel neden ülkedeki sistemin artık tıkandığı ve yürütülemez hale geldiğidir.
Evet, kamunun yükü oldukça ağırlaşmıştır ve çekilemez durumdadır.
Peki ne yapmalıyız..?
Bu yükü nasıl hafifletebiliriz..?
Çok basit aslında.
Kamunun etkinliğini azaltarak.
Yani devlet elini artık piyasadaki bir çok unsurdan çekecek.
Bunun tek yolu budur.
Açık söylemek gerekirse, özelleştirmeleri artık daha fazla geciktirmeden yapmalıyız.
İlk başlarda “kötü” bir örnek olarak gösterilen Ercan havalimanı bugün artık geldiği noktada son derece “başarılı” bir örnek teşkil etmektedir.
Hatalar yapılmıştır, doğrudur.
Ama bu hataları gördük ve artık nelerin yapılması, nelerin de yapılmaması gerektiğini çok iyi bilmekteyiz.
Devletin ekonomik anlamda küçülmesinin zamanı gelmiştir.
Devlet havalimanı işletmesinden vazgeçmiştir.
Deniz limanlarından da vazgeçmelidir.
Telefon işlerinden de…
Devletin vazgeçmemesi gereken yegane unsur eğitim ve sağlıktır.
Devlet buralarda hep olacak, hatta en önde olacaktır.
Geriye kalan devletin elindeki tüm sektörlerin özele devri artık kaçınılmaz olmuştur.
Bizim bugün içerisinde olduğumuz ekonomik bunalım savaş kaynaklı değildir.
Bizim zaten ekonomik anlamda ciddi bunalımlarımız hep vardı.
Yukarıda bahsettiğim nedenlerden ötürü.
Savaş işi sadece tetiklemiştir, yaratmamıştır.
Devletin bütçesini maaş ödemeleri için tüketmesi artık sürdürülemez olmuştur.
Bütçe açık vermiyor, bütçeyi kuramadık bile.
Hal böyleyken de olmayan para için gidip birbirimize gaz sıkıyoruz ve taş atıyoruz.
Soğukkanlı kalmak ve olayları öyle okumak gerek.
Kışkırmak sadece yaraları çoğaltır.
Bu badireyi konuşarak aştıktan sonra konuşmaya devam etmeli ve sorunun köküne inmeliyiz.
Bunu eğer başarırsak önümüzde başka bir sorun kalmaz.
Bu ülkenin çözülemeyecek sorunu yoktur.
Kıbrıs sorununu bile farklı formüllerle çözme yoluna girdiğimiz bugünlerde artık içteki kısır çekişmelerden kurtulmalıyız.
Geleceğe emin adımlarla yürümenin temeli böyle atılır.
Kavga ederek değil…