Sahibinden Satılık Köy..!

Başrolünde usta sanatçı Şener Şen’in oynadığı “Züğürt Ağa” filmini izlemeyen ya da en azından ismini duymayan yoktur diye düşünmekteyim.
Film ağalık düzenine yönelik değişik bir hiciv olarak Türk sinemasının unutulmaz filmleri arasındaki yerini almıştır.
Filmin belki de en can alıcı noktası Şener Şen’in hayat verdiği Ağa karakterinin sahibi olduğu Haraptar köyünü satmaya karar verdiği andır.
Ağa, köyün girişine “Satılık Köy Haraptar” levhasını asar ve köyü terk eder.
Onun için artık İstanbul’da yeni bir hayat başlamıştır.
Kimse endişelenmesin, sinema eleştirisi yazmıyorum.
Sinemayı severim ama eleştirmen olmak boyumu aşar.
Ben sadece okuduğum bir haber üzerine aklıma gelen bir filmi anımsattım sizlere de.
Haber şu:
“Güney Kıbrıs’ın Limasol kazasına bağlı, terk edilmiş konumdaki “Trozena” köyü İsrailliler tarafından satın alındı; bölgede ev ve kamp alanı yapımı başladı.”
Normal bir durum mu..?
Elbette değil..!
Olayı içerisinde gerçekleştiği mekan ve aktörleri göz önünde tutarak değerlendirmek gerek.
Kıbrıs’ta bir köy ve o köy İsrailliler tarafından satın alınıyor.
Köyü satın alan İsrailliler de boş durmuyor ve hemen inşaatlara başlıyorlar.
Uzun yıllar önce sakinleri tarafından terk edilen köyü bir İsrail şirketi satın almak için başvuruyor ve başvurusunun onaylanması üzerine de satın alma gerçekleşiyor.
İsrail vatandaşı bir iş adamı son sakininin 1980 yılında terk ettiği köyde bulunan binaların yaklaşık yüzde 70’ini ve hatırı sayılır miktarda araziyi mal sahiplerinden satın alarak köye yatırım başlattı.
Haberde hatırı sayılır olarak ifade edilen arazinin yüzölçümü hakkında bilgi yok.
Köyün ismi şimdilik değişmedi ve hala Trozena.
Ancak ilk etapta 60 ev, kamp alanı ve şarap evi inşa edilecek köyün isminin ileride aynı kalmayacağı ise şimdilik net değil.
Son bir bilgi, köyün girişlere kapatıldığı ve izin verilmediği iddia edilmekte.
Eminim ki bu haberi okuyan hemen herkes aynı yorumu yapmış ve “bunun böyle olacağı belliydi” demiştir.
Olayın iki farklı boyutu mevcut.
Birincisi bir ülkenin toprağını böylesi toptan bir şekilde bir başka ülkenin sermayesine satılması.
İkincisi ise İsrail’in Kıbrıs üzerindeki satın alma işlemlerinin ulaştığı son nokta.
Basit bir olay, sıradan bir konu değil.
Kıbrıs sorununda toprak konusunu her zaman öne çıkaran Rum Yönetimi’nin sahip olduğu kısmı yabancılara toptan satmaya başlamış olması üzerinde düşünülmesi gereken bir gelişmedir.
İşin içerisinde İsrail olunca insan ister istemez farklı maksatları da göz önünde tutuyor.
Bu konunun Rum kamuoyunda nasıl karşılanacağını bekleyip görmek gerek.
Olay henüz yeni.
Kısa sürede geniş kesimler tarafından duyulacaktır.
Seçime neredeyse iki haftanın kaldığı bir eşikte bu gelişmenin siyasete nasıl bir etki yaratacağını da ayrıca takip etmek lazım.