Sloganla Siyaset Olur, Ekonomi Olmaz


Dünya, ABD ile İsrail’in başlattığı İran savaşının etkilerini yaşıyor.
Hem de giderek artan bir dozda.
Kimisi doğrudan savaşın yakıcı etkisini yaşarken, kimileri de oluşan ekonomik yıkım dalgasının etkisini yaşamakta.
Küresel anlamda ciddi bir ekonomik krizin çok hızlı bir şekilde hepimizi de etkisi altına alarak ilerlediğini görmekteyiz.
Ekonomisi güçlü ülkeler bile çok ciddi tedbirleri uygulamaya koymaya hazırlanmakta.
Bizim gibi kırılgan ekonomiye sahip ülkeler ise elimizdeki sınırlı aktörler ile ayakta durmaya çalışıyoruz.
Başka çaremiz de yok..!
Bir mücadeleyi kazanmanın ilk şartı gerçekçi olmaktır.
Gerçekleri görmezden gelerek, inkar ederek ya da farklı göstermeye çalışarak bu savaşı kazanamayız.
Öncelikle bu işin belli kesimlerin ya da bireylerin değil, hepimizin kaderini etkileyen bir durum olduğunu kabullenmeliyiz.
Son günlerde hükümetin bu konuda bazı adımlar atmakta olduğunu gördük.
Elbette bu adımlar krizi bir anda ortadan kaldıracak bir kalibreye sahip değil.
Olamaz da…
Eldeki imkanlar açısında kurak olduğumuzu söylemiştik.
Ama yine de yapılabilecek şeyler muhakkak vardır.
Yeter ki bunları kararlılıkla uygulayalım.
Toplumun bu noktada “adalet” duygusunu yitirmemesi hayati önemdedir.
Eğer alınan kararlar sadece belli kesimleri hedef alırsa ve bazı kesimler muaf olursa toplumsal adalet duygusu bir anda yok olur ve bu da alınan kararlara yönelik aidiyetin oluşmasını engeller.
Tepki oluşur ve işler kontrolden çıkar.
Bu işin bir yönü.
Bir diğer yönü de, ki en az diğer kadar önemlidir, konunun politized edilmemesi gereğidir.
Başlıkta da söylediğimiz gibi, ekonomi yönetimi sloganlarla olmaz.
Bu hem iktidar hem de muhalefet açısından geçerli bir gerçektir.
Hele ki bir de böylesi belirsiz ortamlarda, küresel anlamda ekonomik krizin yaşandığı günlerde.