UBP-CTP Hükümeti İçin Çok Erken

Seçim yaklaşırken “hükümet kim olacak” sorusuna da yanıt aramaya başladık.
Her ne kadar da ilk başlarda Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) “tek başına” iktidar olmaktan bahsetmiş olsa da artık onlar da bunu söylemiyorlar.
Ulusal Birlik Partisi (UBP) de bunu çok fazla kullanmıyor.
Mevcut yapıda zaten çok zor.
Hem seçim sistemi hem de siyasi dağılım buna çok imkan vermiyor.
Partilerimiz de bunu iyi bildiklerinden artık bu hedefi dillendirmiyorlar.
Şimdi gözler birinci partinin kim olacağına çevrilmiş durumda.
Birinci parti olmak çok önemli.
Çünkü teamüller gereği Cumhurbaşkanı hükümet kurma görevini ilk olarak bu partinin genel başkanına veriyor.
Gerçi bu teamül geçmişte görmezden gelinmişti ama ben bugün artık bunun olacağını düşünmüyorum.
İlk parti olmak önemli dedik.
İlk partinin genel başkanı hükümet kurma görevini ilk alan olacak dedik.
Dedik demesine ama ilk parti olsan da görevi alan olsan da hükümeti kurmanın garantisi yok.
Bunun da geçmişte örnekleri var, yaşadık ve gördük.
İki büyük partimizde, UBP ve CTP’de tek hedef halen bu.
İlk parti olup kurulacak hükümetin mimarı olmak.
Diğer nispeten küçük partilerimiz de bu mimarinin ana harcı olmak peşindeler.
Son derece makul ve de mantıklı bir durum.
Ama az önce tek başına iktidar için kullandığımız “siyasi dağılım müsait değil” tespiti hükümet kurulmasında da etkisini gösterecektir.
Bu sır değil, hepimizin detaylarını çok iyi bildiğimiz bir durum.
O nedenle de bugünlerde hükümet olasılıkları konuşulurken en fazla dikkat edilen unsur da bu olmaktadır.
En büyük sıkıntı da barajı kimin geçeceğidir.
Halen bu konuda “garanti” almış olan sadece iki partimiz var.
Kimse alınmasın ve gücenmesin.
Gururları okşamak için değil gerçekleri ifade etmek için yazmaktayız bu satırları.
O nedenle de UBP ve CTP dışındaki tüm partilerimizin baraj sıkıntısı olduğunu söylemem gerekir.
O nedenle de seçim sonrasına yönelik senaryolarda “aktör kim olacak” belirsizliği yaşanmaktadır.
Bu durumun yarattığı yeni bir olgu ile karşı karşıyayız bu aralar.
Son günlerde “hükümet nasıl olacak” sorusuna “UBP-CTP koalisyonu” cevabı verilmeye başlandı.
İlginç…
İlginç olduğu kadar da dikkate alınması gereken bir durum.
Bu iki “ana dal” partimiz geçmişte bir kere bunu denemişlerdi.
Günahıyla ve sevabıyla da bir süre gitmişti.
Ama sonradan bozuldu ve her iki partimiz de kendi siyasi köşesine çekildiler.
O dönemin koşulları ile bu dönemin koşulları aynı değil elbette ama çok büyük farklılıklar da göstermiyor.
Yani, her iki partimiz de koşulların durumuna göre bu seçeneği de değerlendirebilirler.
Ama bunun tek bir şartı var, o da UBP-CTP hükümetinin bir “mecburiyet” nedeniyle oluşmaması.
Yani her iki partimiz de mecbur kaldıkları için ve bir “son seçenek” olarak bu oluşuma gitmemeliler.
Tam tersine, UBP-CTP hükümeti görevi alan kim olursa olsun “ilk seçenek” olmalıdır.
İşte o zaman işleyiş ve icraat bakımından üst düzeye çıkılacaktır.
Bunu şimdilerde, seçimin öncesinde söylemek çok da mümkün olmayabilir.
Ne UBP ne de CTP seçim öncesinde bu hükümet modelini hedef olarak dile getirebilir.
Parti tabanlarının buna farklı tepkisi olacaktır.
Ama seçimin hemen ardından, görevlendirme öncesi ve görevlendirme sonrası olasılıklar arasında sayılması, bu yöndeki seçeneğin canlı tutulması önemlidir.
Toplumun uzlaşıya ve geniş tabanlı bir hükümeti ihtiyacı büyük.
Bugün bir UBP’li ile bir CTP’li eğer yan yana gelip siyaset konuşabiliyorsa, partileri de bunu yapabilir.
Yaşanan sorunların çözümü dikkate alınınca çok da kötü olmaz.
Ayrıca, Kıbrıs konusundaki gidişatı da dikkate aldığımızda bu iki partinin yakınlaşmasının önündeki zorlukların giderek azaldığını da söylemek mümkün.