Ayni başlıklı aşağıdaki 15.3.2025 tarihli yazımı tekrar yayınlama gereği duydum.
Rum başkan bay Hristodulidis de eski başkanları gibi ayni yolda sapmadan yürümekte. Yürürler dururlar adanın yeniden birleşmesini, Federasyon çözümünü savunurlar, sakız gibi çiğnerler habire. Barış isteselerdi geçmişte çok fırsat vardı ama teptiler. Unuttular hem unutturmak isterler çözüm planlarını reddettiklerini hem bir nevi Federasyon olan 1960 Kıbrıs Cumhuriyetini darbelerle yıktıklarını da habire barış çözüm istermiş gibi görünürler. Hade dünya bilerek isteyerek kanar ama bizim malum çevreler nasıl olur da kanar anlamak güç. Örneğin Referandum olayı en yakın nokta idi çözüm için, tek kelimeydi, ya evet ya hayır. Rumlar Evet demediler teptiler BM çözüm planını. Sonuçta ne oldu hiç, gene Rumlar haklı görüldü saygı da duyuldu, silahla ele geçirdikleri ve BMGK tarafından da 4 Mart 1964’te alınan güya 3 aylık bir süre için 186 sayılı hukuk dışı siyasi ve taraflı kararla onayladılar Kıbrıs Cumhuriyetinin sözde egemeni ve güya meşru yönetimi olarak işgal ettiği ayni statüyü sürdürdü. BMGK ve AB, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti antlaşmalarını bizzat yıkanları yıllardır destekler, Uluslararası Antlaşmaları da hep birlikte çiğnerler.
Ne var ki içimizdeki malum çevreler de hala ustaları AKEL’in peşinden gitmekte olup Federasyonla yeniden birleşmek için yanıp tutuşmakta, sürekli her platformda savunmakta, özellikle görüşmeler arifesinde yeniden birleşme ve Federasyonu gece gündüz göklere çıkarmakta. AKEL’in Referandumda attığı kazzığı pardon attığı çelmeyi unutmuşlar, hala peşinden koşarlar, kapısını aşındırırlar. Cenevre öncesi her zamanki gibi yeniden birleşme için eylem yaparlar. Bir de şunu derler, son zamanlara kadar iğneyle kuyu kazmışlar da bazı haklar elde etmişiz da yeni siyasetimiz eşit egemen devletliliği ortaya koyduğumuz için bu hakları bir bir kaybedermişiz hem çözüm istemeyen taraf olmuşuz dünya önünde.
Bu çevreler anlaşılan 1960’ta Cumhuriyette eşit ortak olduğumuzu bilmezler yahut unutmuşlar, sadaka için avuç açarlar, bir dakikada yelkenleri indirirler, Cumhuriyetin Rumların egemenliğine kalmasına sesleri çıkmaz, razı olurlar. Yumruğunu masaya vurup eşit haklarımızı savunarak neden saldırgan darbecilere teslim edildiğine karşı çıkacakları yerde maalesef suçlu bizi gösterirler. Çözümsüzlüğün yegane sebebi olan Hukuk dışı 186 kararını hiç eleştirmezler , BMGK ve AB kararlarına harfiyen biat ederler, darbeci Rumların Kıbrıs Cumhuriyetinin tek egemeni olmasına ses çıkarmazlar, bize haksız cezalara boyun eğerler.
Daima olduğu gibi Rumlar tek ayak üstünde yeniden birleşme derler başka bir şey demezler. Eeee neden durup dururken saldırdınız, yapmadığınızı da bırakmadınız bize be gumbarolar? Birleşme derken istedikleri Kuzey Kıbrıs’tır, Türklerle birleşme değil, tüm adanın tek egemeni ve sahibi olmaktır. O yüzden egemenliğe dokundurtmazlar, Türklerin Kıbrıs’ta bir varlık olduğunu değil kabul etmek, böyle bir şeyin konu edilmesine bile tahammül etmezler ve bunu peşinen açıkça söylerler. Peki birleşme olunca Türkler ne olacak?? İşte güya iki kesimli iki toplumlu, kağıt üzerinde sadece. Bu iki kesimlilik fasa fisodur, 1963 öncesinden çok geriyedir, karmadır. Peki Egemen kim olacak? Tabii ki Rumlar, Türkler de ancak yama, Kıbrıslılar olarak bir süreliğine. Egemenlikten zırnık vermezler, alıştılar 61 yıldır yalnız başlarına tek egemen ama eksik olan Kuzey Kıbrıs’ı da almak isterler. Birleşmekten kasıt Kuzeyi de kapmak ve egemenliklerini adaya yaymaktır.
1960 Ortaklık Cumhuriyeti üç yıl sürdü, 3 garantör ülke varken, Türklerin VETO hakkı da varken. Rumların istediği Garantiler kalksın, Veto hakkının yerini bir olumlu oy alsın. Yani Rumların tek taraflı yapmak istediği şeyleri bir Türk’ün oyuyla yapabilsinler. Yahu birleşik derken aslında sadece Rumlarla değil anaları Yunanistan ile de birleşmek demek olduğunu bizim sivri zekalılar hala anlamadılar. Türkler gidecek Kıbrıs Helen adası olacak derler açıkça. 61 yıldır tek başlarına Cumhuriyet güya yaşarmış gibi yönettiler, birleşirsek bu güne kadar bizim ve Türkiye aleyhinde, bizi düşman olarak gören ülkelerle yaptıkları ilaveten Yunanistan’ın da her daim ortak olduğu üçlü çok yönlü antlaşmalar elbette geçerli olacak. Ve sonuçta biz Türkler Anavatanımız Türkiye’ye karşı bir pozisyonda, Rum-Yunan’ın safında yerimizi alacağız haliyle. Taşınan pankartlardaki yazılar da gerçekleşmiş olacak. ENOSİS’in olacağını yazmaya gerek var mı?
Ayrılmaya bölünmeye sebep olan Rumlar, AKRİTAS, İFESTOS adlı Türkleri imha Planlarını hazırlayan Rumlar, adada 11 yılda bütün saldırıları yapanlar Rum-Yunan, 21 Aralık 1963’te Türklere saldırıp devletten kovarak Ortak Cumhuriyete ilk darbeyi yapan bunlar, 15 Temmuz 1974’te Cumhuriyete! ve CB Makarios’a ikinci büyük darbeyi yapan, sarayı tanklarla toplarla bombalayan Yunan Cunta askerleriyle EOKA B terör örgütü gene bunlar. Kıbrıs resmen 1975’te Viyana’da BM katılımıyla iki toplumun ve garantörlerin anlaşması neticesinde bölünmüştür Kuzey-Güney diye bay Hristodulidis, unutma. Bölünme meşrudur.
Birleşme ve çözüm için ortaya konan fırsatları, BM’nin Referandum dahil hazırladığı çözüm planlarını da reddeden gene Rumlar. Öyle anlaşılıyor ki 61 yılda fena alıştılar o koltuğa, ama bilinsin ki Türklerin de hakkı olan koltukta oturuyorlar. Bu, çıkarcı adaletsiz BMGK beşlisinin Mart 1964’te geçici olarak ve hukuka da gerçeklere de aykırı olarak Rumlara verdiği en büyük hediyedir. Bu yüzdendir ki bu kararla verilen hediye uzatmalarla sürekli yenilenir. O yüzden Tüm Kıbrıs’ı hem Cumhuriyeti kendilerinin zannedip orda burda ahkam keserler. Cumhuriyeti nereye kadar işgalde tutacaklar, BMGK hukuk dışı 186 kararı gadimici değildir, zaten beşlinin de miadı çoktan dolmuştur, itibarları yerlerde sürünmektedir, hiçbir şeyleri kalmamıştır. O yüzden bizdeki işbirlikçilerden Rumların da dış güçlerin da umutları çoktur.
Bazı çevreler geçmişten ders çıkarmamış, üç yıllık birliktelikten sonra başımıza neler geldiğini, bizi çökertmek yok etmek için ortağımızın neler yaptığını, işgalindeki Cumhuriyeti paylaşmamak için, üzerine çöreklendiği haklarımızı tek başına tepe tepe kullanmak için, BMGK’nin haksızca verdiği ve uzattıkça uzattığı malum karardan istifadeyle yıktıkları Cumhuriyetin arkasına saklanarak 1974’te ilan ettikleri ‘ KIBRIS HELEN CUMHURİYETİNİ ‘ sürdürmek için, yarım asırlık Federasyon görüşmelerinde uzlaşmazlığı ispat edildiği halde, güya Federasyon peşinde imiş gibi zamana oynamayı sürdürmekte.
Aralık 1963 yılından beri işgalindeki hukuken ölü olan Cumhuriyetin varlığını savunan BMGK 5’leriyle, göbekten bağlı ganayaklı ülkelerin hukuk dışı oldubitti 186 sayılı siyasi kararına mecburen uymaları, saldırgan Rumların bu bahşişi ceplerine indirmeleri dolayısıyla Kıbrıs sorununda haklı oldukları ayaklarına yatarak KKTC-Türkiye’yi her platformda şikayet etmeyi sürdürmeleri, çabuk hırsızı oynadıklarını açıkça göstermektedir. İçimizdeki bazı çevrelerin onlara destekleri ziyadesiyledir.
Kıbrıs sorununda Rum-Yunan’ın tamamen haksız ve sorumlu oldukları gerçeği ortadadır. Türklere yapılan haksızlıklara, ortak Kıbrıs Cumhuriyetinin Rumların saldırılarıyla yıkılmasına, Yunan’la birlikte 2 kez Cumhuriyete darbe yapılmasına, ‘Kıbrıs Helen Cumhuriyetinin’ ilanına, Yunanistan’ın bir parçası görünümünde olan ve Yunan bayraklarıyla donatılan Güneyde, partilerin, Meclisin, Ulusal Konseyin ENOSİS kararlarına, okullarında okutulup kiliselerde pekiştirilmesine, Türkiye’nin adadan gitmesini, garantilerin kalkmasını istemelerine içimizdeki sözde Federalcilerden tepki koymak bir yana, tam tersi Rum-Yunan’dan daha fazla isterler. İnsanlık dışı ambargonun-izolasyonun, haksız cezaların yaşadığımız ekonomik krizlerin sebebi olduğunu bilmezden gelirler. Türkiye’yi haksızca çözümsüzlüğe sebep olmakla suçlarlar. Sanki Rumlar ENOSİS’ten vaz geçtiğini açıkladılar hem önümüze azınlığı değil eşitliği, çözümü ve barışı yığdılar da Türkiye engeller?
Birleşmek için yanıp tutuşan sadece Rumlar değil, maalesef gözü kapalı inadına içimizden de yanıp tutuşanlar vardır. Birlikte ortak eylem yaparlar, Güneye geçip Türkiye karşıtı eylemlere katılırlar. Güneyde Yunan fink atarken, Emperyallerin uçak ve savaş gemileri limanlarda, denizlerde tur atarken ve gelecekte de tur atacaklarken ve adaya çöküp çöreklenmelerinin kalıcılığı şüphesizken, Türkiye’ye karşı hala ‘ Bu Memleket Bizim pankartı taşıyanlar, düş yakamızdan işgalci-istilacı defol, ne seni ne paranı ne memurunu isteriz diyenlerin ve Türkiye Garantisine karşı çıkanların amacı, dışa karşı güya Türkiye’nin Kıbrıs’ta istenmediğini göstermektir. Yunan elçisinin ‘Türk Askeri tamamen çekilmeden ve Garantiler kalkmadan adada çözüm olmaz’ deyişine paralel. 3 aylığına diye üzerinden 732 ay geçmesine rağmen 186 yargısız infaz kararına, sözde KC’nin varlığına, Rumların meşru devlet olduğuna itiraz etmezler, aksine kabullenirler. Çözüm planlarını kimlerin reddettiğini, ‘bize azınlık’ teklif edenleri unutmuşlar. Toplu katliamdan bizi son anda Türkiye’nin kurtardığını da.
Halbuki, Yunan makamları Kıbrıs konusunda en son söz söyleyecek kişilerdir, ENOSİS için adada çatışmaları başlatıp adayı kana bulayanlar, Cumhuriyeti yıkanlar olarak. 3 yıl kadar önce sözde Maraş Belediye Başkanı bay Guterres’e mektup gönderdi, Tüm Kıbrıslı Rumlarla Tüm Kıbrıslı Türklerin hem Ermeni-Latin-Maronitlerin taksim ve iki devletli çözüme karşı olduklarını ve BM’nin benimsediği Kıbrıs’ın yeniden birleşmesinden yana olduklarını savundu. İşte, Kıbrıs’lı Türkler derken kastettiği içteki malum kesimdir. Ne yazık ki içimizden de bu içerikte mektuplar ayrıca yüz yüze de bu safsatalar dış güçlere iletilmekte.
Rumlar, Kıbrıs’ın bu hale gelmesinde kendileriyle Yunan’ın sebep olduğunu örtmeye çalışıyorlar. Gerçekleri inkar eden Rumların tezlerine paralel hareket eden malum çevrelere, üç yıllık sadece yönetimde birleşik olduğumuz süreçte hangi güzel günün hatırına yeniden birleşmeye can atıyorlar soralım? Sonu felaket olan mayınlı yolda inatla yürümek istemeleri, bütün Türk halkını da beraberlerinde götürmek istemeleri olacak şey değil. Her iki taraf açısından gerçekten adada Barış içinde Adil ve kalıcı çözüm, iki eşit egemen devletle Türkiye’nin Garantörlüğüyle mümkündür. Aksi, adada yeniden çatışmaların fitilinin ateşlenmesi demektir. BM-AB’nin adada barışı düzeni sağlaması şahitli ispatlı mümkün değildir. EOKA-Yunan’ın ikinci darbesinde her şey açığa çıktı, yaşadık gördük, adada barışı asayişi Türkiye’nin sağladığını. Avrupa hem BM sustu seyretti, ikinci darbe sonrası CB Makarios’un BMGK’de ağlayarak yalvardı, acilen müdahale çağrısı yaptı ama kıllarını bile kıpırdatmadıklarını hepimiz gördük, bütün dünya da.
Eşit egemen iki devlet ve Türkiye garantisi yoksa birleşmek yeniden savaştır. Federasyon başlı başına felakettir, çatışmadır, savaştır hem de öyle 3 yılda değil, 3 ay bile gitmez. Tek egemen kim olacak? Barış, Eşitlik-Egemenlik-Garantiyle mümkündür. Rumlardan oluşan bir devlet BM kayıtlarında yoktur, Güneydeki yönetim Helen yönetimidir. Biz Devlet kurduk Referandum yaptık, onların yıktıkları Cumhuriyetin koltuğunun yarısının üzerinde işgalci oturuyorlar. Hukuk dışı empoze ve geçici 186 ile idare ederler, pamuk ipliğine bağlıdır, egemenliği de. Uzatmalar nereye kadar? Bu uzatmalar, kararın ne kadar Adaletsiz taraflı olduğunu, ayrıyeten çözümsüzlüğün de ana sebebi olduğunu yazmaya gerek yoktur, hani nerede kaldı 3 aylık, hani 3 ayda sözde Barış Gücü asayişi ve düzeni sağlanacaktı Kıbrıs’ta??? Tam aksine Türklere saldırılar kat be kat arttı, te da ENOSİS İÇİN İKİNCİ DARBEYE, sonrasında da SAVAŞA kadar dayandı. Kararın adil olmadığı anlaşıldığı halde hala uzatılmakta. Yazık, yüzlerce masum Türk ve Rum da hayatını kaybetti bu nedenle. Lakin malum karar devam ettiği sürece çözümsüzlük kesindir, savaşın kapısı aralıktır. BMGK beşlisinin çıkarları bu yönde, bay Hristodulidis de buna hevesli arkası sıvazlandığı sürece.
Hiç düşündük mü Rumlarla birleştiğimizde nelerle karşılaşacağımızı, bir arada nasıl yaşayacağımızı, geriye dönüşün olamayacağını, son pişmanlığın fayda etmeyeceğini??? En önemlisi de Türkiyesiz Garantisiz? Geçmişi yaşamayanlar, neler yaşandığını bilmek istemeyenler, Gazze örneğini aklında tutsun. Kıbrıs’ta Rumların Türk halkına yaptıkları, İsrail’in Filistin halkına yaptıklarının bire bir kopyası, her iki meselede de BMGK ve AB’nin tutumu ayni saldırganların yanında, taraflı, adaletsiz, zalimce, insanlık dışı.
Yunan, ABD, İngiltere, Fransa, İsrail, AB ülkeleri vd tümü olanca güçleriyle ve halklarıyla adaya yığılmışken, biz Türkiye’siz bir avuç Türk bunların arasında nasıl yaşayacağımızı hiç hesapladık mı? Aralarında eriyip gideceğiz. Onlarca ülke ile ve hepsinde de Yunanistan’ın olduğu gerek savunma gerekse ekonomik ve başka açıdan yapılan onlarca anlaşmayı, ki bu anlaşmalar mutlak surette Türkiye ve bizim aleyhimize oldukları şüphesiz iken, bunları da önümüzde bulacağımızı hesapladık mı? Türk-Rum Milli günlerin kutlanması, anılması, törenler vs bunlar nasıl olacak, nasıl bir hoş görü ve anlayış olacak, saygı duyulacak mı, patırtısız gürültüsüz????? Güneye çöken yabancılar bize hangi gözle bakacak, herhalde şimdikinden farklı olmayacak.
Haklı taraf, mağdur taraf biziz, vaatlere baskılara kanmayalım, haklılığımızı tek yumruk olarak savunalım. Bakınız, Rumlar Kıbrıs sorunu 20 Temmuz 1974’te başladı yalanını her yerde pazarlayıp satıyorlar, gerçekleri örtmeyi amaçlayan sadece bu büyük yalan dahi aklımızı başımıza getirmeye yeterli olmalı. Birleşirsek, 51 yıllık kurtuluşumuzu burnumuzdan getirecekler. Kimlerle birleşeceğimizi iyi belleyelim. Makarios, Grivas, Nikos Sampson, Markos Dragos, Aksentiyu, Garavolis vd terörist EOKA’cıların anma törenleri hep olacaktır hem 20 Temmuz protestoları da. Biz neyi kutlayabileceğiz? Federasyon son pişmanlıktır, dönüşü yoktur, ona göre!!! ( Yazının sonu )
Parantez açalım, Hindistan’ın bay Başbakanı Kıbrıs meselesini anlaşılan ya bilmez ya da bilerek saldırgan darbecileri destekler. Kim bilir belki de haberi yoktur, Kıbrıs sorununu Aralık 1963’te Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı ENOSİS kalkışması dolayısıyla Cumhuriyetin eşit iki ortağından biri olan Rumların diğer ortak Türk halkını AKRİTAS adlı Türkleri bir gecede imha planını uygulamaya koyarak başlattıklarını, Türkleri silah zoruyla 103 köyden göç ettirip devletten kovduklarını, yıllarca adanın yüzde üçlük bölümünde abluka altında ambargo ve izolasyona tabi tuttuklarını, saldırmadık Türk bölgesi bırakmadıklarını, yüzlerce masum çoluk çocuk genç yaşlı insanı katlettiklerini,
1974 tarihinde erken ENOSİS için terör örgütü EOKA B- Yunan CUNTASI’nın birlikte hareket ederek Rum olan Cumhurbaşkanı ayni zamanda Başpiskoposları da olan Makarios’a ve solcu yandaşlarına karşı cephe aldıklarını, solcuların görüldüğü yerde infaz edildiğini, her gece polis karakollarını bombaladıklarını ve 15 Temmuz 1974’e gelindiğinde bu darbeci takımının Makarios’a ve sarayına tanklar, toplar, havanlar ve ağır silahlarla saldırmak suretiyle ikinci darbeyi yaptıklarını, yüzlerce korumayı öldürdüklerini, Makarios’u da öldürdüklerini, Kıbrıs Cumhuriyetini yıkıp yerine KIBRIS HELEN CUMHURİYETİNİ ilan ettiklerini, Cumhurbaşkanı olarak da terörist başı Nikos Sampson’un atandığını ekranlardan dünyaya Sampson tarafından duyurulduğunu, İngilizler tarafından adadan kaçırılan Makarios’un BMGK’e götürüldüğünü, Makarios’un da buradaki konuşmasında, Kıbrıs’ın Yunan Cuntası ve EOKA B tarafından darbe ile işgal edildiğini ve çok acil müdahale edilmesini talep ettiğini ancak BMGK’nin kılını bile kıpırdatmadığını, Makarios’un devamla garantörler Türkiye ve İngiltere’den müdahale etmelerini talep ettiğinden, hem Türklerin Rumlar kadar Kıbrıs Cumhuriyetinin eşit kurucu ortağı olduğundan, resmi mübadele anlaşmasından Hindistan Başbakanı bay MODİ’nin haberi zerre yok galiba da Kıbrıs’ın toprak bütünlüğünden Rumların egemenliğinden övgüyle bahsedip, eli kanlıyı sütten çıkmış ak kaşık zannetmiş olacak ki uzaktan gazel sallar, yazık.
Fikret ŞANAL