Yok Saydığın Bir Ülkenin Bayrağını Neden Yakarsın..?

Güney Kıbrıs’ta tırmanan aşırı milliyetçilik ne yazık ki korkulan aşamanın eteklerine ulaşmış durumda.
Zaten bu konuda çok ciddi bir altyapısı bulunan ülkede son yıllarda konunun siyasete de alenen dahil edilmiş olması ve bu yönde yükselen kamuoyu desteğinin oluşması dikkat edilmesi gereken bir noktadır.
Bu durum asla görmezden gelinemez.
Geçmişte yaşananları göz önüne aldığımızda bu durumu “o ülkenin iç meselesidir” diyerek geçiştirmek olmaz.
Böylesi bir durum başka hiçbir ülke için de görmezden gelinemez.
Güney Kıbrıs’ta yükselen aşırı milliyetçilik mevcut siyasi yapının da desteğiyle temel bulmuştur.
Bir de buna Rum Ortodoks Kilisesi’nin açık bir şekilde hem maddi hem de manevi destek sağlaması işi çığırından çıkarmıştır.
Zaten EOKA hala faaliyette bulunan bir sivil toplum örgütüyken işler aşırı milliyetçilikten faşizme ulaşmıştır.
İran savaşı ile ülkenin aşırı bir şekilde başka ülkelerden gelen silahlarla donatılması mevcut duyguların su yüzüne vurmasına neden olmuştur.
Son dönemde yaşanan menfur olaylar da işte bunların sonucudur.
En son paskalyada Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrakları yakılmıştır.
Bayrak her ülke için önemlidir, değerlidir.
Bunu kimse tartışmasın.
Ama Türkiye ve bizler için çok daha farklı bir değerdir.
Ulusal varlığın ve egemenliğin göstergesi olmasının yanında geleceğe yönelik de bir teminattır.
Bayrağın varlığı sürdükçe devletin de milletin de geleceği güvence altındadır.
Bunu hepimiz çok iyi bilmekteyiz.
Güney Kıbrıs’ta yaşanan bayrak yakma olayı Kıbrıs’taki somut gerçekleri de bir kez daha göstermiştir.
Öncelikle Rum Yönetimi ve doğal olarak onu oluşturan Rum halkı tarafından Ada’nın kuzeyinde bir devlet olduğu gerçeği her zaman inkar edilmiştir.
Bu yöndeki söylem ve faaliyetlere de şiddetle karşı gelmişlerdir.
Hal böyleyken “yok sayılan” bir ülkeye ait bayrağın yakılması son derece büyük bir çelişkidir.
Konun bir yönü bu.
Bir diğer yönü ise bizim tarafta, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde giderek gelişmeye başlamış olan gerçekleri kabul etme ve gerçeklerle yüzleşme eğilimine de etkisi olacaktır.
Yıllardır ne yazık ki yaşanmış gerçeklerin ve bugünkü durumun nedenlerinin inkar edilmesi belli bir kesim tarafından politik bir duruş olarak sürdürülmekteydi.
Hatta bu duruşa sosyal bir şekil bile verilmekteydi.
Ama son olaylar karşısında görmekteyiz ki bu durum artık değişmektedir.
Çünkü Rum tarafının ulaştığı psikolojinin tehlikeli boyutları artık dışa sirayet etmeye başladığı için daha net görülmektedir.
Dileğimiz bu durumun gerçekler temelinde bir yola hep birlikte devam edilmesi adına bir dönüm noktası oluşturmasıdır.