Dışişleri Bakanlığı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK), Kıbrıs’taki Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün görev süresini Kıbrıs Türk tarafının onayı olmaksızın uzatmasını “kabul edilemez” olarak nitelendirdi.

Bakanlık açıklamasında, Kıbrıs’ta konuşlu Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün görev süresinin 31 Ocak 2027 tarihine kadar bir yıl süreyle uzatılmasına ilişkin S/RES/2815 (2026) sayılı BMGK kararının 30 Ocak 2026 tarihinde kabul edildiği hatırlatıldı.

Açıklamada, BM sistemine yönelik meşruiyet tartışmalarının arttığı bir dönemde, Güvenlik Konseyi’nin, Kıbrıs Türk tarafının onayı olmaksızın ve tüm itirazlara rağmen Güney Kıbrıs’tan alınan tek taraflı rızaya atıfla Barış Gücü’nün görev süresini uzatmasının, Kıbrıs Türk halkının varlığını ve iradesini yok sayan ciddi bir hata olduğu vurgulandı. Barış Gücü’nün KKTC sınırları içerisindeki faaliyetlerini bugüne kadar sürdürebilmesinin yegâne dayanağının, makamların iyi niyetli ve yapıcı tutumu olduğu ifade edildi.

Açıklamanın devamı şu şekilde:

KKTC sınırları içerisinde egemenlik Kıbrıs Türk halkına ve onun Devleti olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne aittir. Bu bağlamda, Barış Gücü’nün KKTC sınırları içerisindeki faaliyetleri için Kıbrıs Türk tarafının rızası ile meşru bir zemin oluşturulması ertelenemez bir zarurettir.

BM Güvenlik Konseyi’nin 4 Mart 1964 tarih ve 186 sayılı kararıyla oluşturulan Barış Gücü’nün Kıbrıs’taki varlığı 62’nci yılına ulaşmıştır. Geçen süre zarfında, tüm taraflarca sürdürülemez olduğu kabul edilen statükonun fiili koruyucusu hâline gelen Barış Gücü, tarafsızlık ve konulara adaletli yaklaşım yönündeki temel sorumluluklarını yerine getirememiş ve getirmek yönünde gerekli özeni gösterememiştir.

BM, gerek Güvenlik Konseyi kararlarında, gerekse raporlarında, Rum tarafının faaliyetlerine ilişkin paragraflarda failin bilinçli bir şekilde muğlak bırakılmasına yönelik tutumunu bu dönem de devam ettirmektedir. Sahadaki gerçekler ve BM nezdinde kaydedilen bilgiler ortadayken, sorumluluğun açıkça ifade edilmemesi, Rum tarafının yükümlülüklerinin sistematik biçimde görünmez kılındığı yönündeki görüşü pekiştirmekte ve BM’nin tarafsızlık ilkesi ile örtüşmeyen tutumuna yeni örnekler teşkil etmektedir. Bu yaklaşım, yalnızca olgusal doğruluğu zedelemekle kalmamakta, aynı zamanda Rumların uzlaşmaz tutumunu beslemektedir.

Ada’nın sözde tek sahibi olduğu iddiasındaki Rum yönetimi, hâkimiyetçi tutumunu ara bölge ve ötesine genişletmeyi amaçlamaktadır. BM, sahadaki son gelişmeleri, Rum tarafının gerçekleştirdiği ara bölge ve sınır ihlallerini açıkça ortaya koymaktan imtina etmekte; Maraş, güven artırıcı önlemler, teknik komiteler, Akyar, Yiğitler-Pile yolu gibi birçok konuya taraflı yaklaşımını sürdürmektedir. Kıbrıs Rumlarının Kıbrıs Türkleriyle adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir anlaşmaya varmak yerine, süregelen tüm Ada üzerindeki hegemonik emellerini ileriye götürme çabası, Rumları yüreklendiren ve BM’nin birçok eylemine yansıyan bu haksız muamelenin doğrudan bir sonucudur. Türk tarafının yapıcı tutumu ve somut önerileri BM tarafından görmezden gelinirken, temel sorunların kaynağının muğlak ifadelerle örtülmesi kabul edilemezdir.

Hal böyleyken, BM Güvenlik Konseyi kararında temel esasları Rum tarafınca hiçbir zaman benimsenmeyen “iki toplumlu, iki kesimli federasyon” gibi başarısızlığı kanıtlanmış, tarihi geçmiş bir modelde ısrarcı olunması; ve sonu gelmeyen müzakerelerin bir çıkış yoluymuş gibi takdim edilmeye çalışılması, diğer bir deyişle, Kıbrıs Türklerinin kabul edilemez statükoya mahkum edilmesi, Kıbrıs Türk halkına yapılan büyük bir haksızlık ve saygısızlıktır.

Bugün Ada’daki tek gerçekçi çözüm, mevcut iki Devletin egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü temelinde iyi komşuluk ilişkisi geliştirmesinden geçmektedir. Gelinen aşamada, Ada’da kalıcı işbirliği ve istikrar ortamının sağlanması için BM Güvenlik Konseyi üyelerinin geçerliliğini yitirmiş kararlarını gözden geçirmesi ve Ada’da kendi sınırları içinde ayrı egemen iradesi bulunan iki Halk ve iki Devletin varlığına dayalı yeni bir yaklaşım benimsemesi gerekmektedir.

Kıbrıs Rum tarafına gayrı yasal bir şekilde “devlet” muamelesi yapan, tarafsızlık ilkesini gözetemeyen, Barış Gücü’nün görev süresini uzatan BM Güvenlik Konseyi’nin diğer kararları gibi son kararı da kabul edilmezdir.