HP Genel Başkanı Kudret Özersay, Güney Kıbrıs’ın ABD, İsrail ve diğer ülkelerle kurduğu askeri iş birliklerinin adayı daha güvenli hale getirmek yerine yeni riskler doğurabileceğini savundu.
Özersay paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
“1979 İran İslam devriminden bu yana ABD körfez ülkelerine ‘İran'ın saldırılarına karşı güvenliğinizi ben sağlarım’ diyordu, karşılığında da üs ve askeri tesislerini bu ülkelerde muhafaza ediyordu. Bu anlayış kısmen bir caydırıcılık da sağlıyordu. Ama iş ciddiye binince ABD'nin bu körfez ülkelerindeki üslerinin ve diğer askeri tesislerinin aslında bu ülkelere bir güvenlik sağlamak yerine bizzat bu ülkeleri güvensiz bir toprak parçasına çevirdiği, hedef haline getirdiği görüldü.
Üstelik İsrail özellikle geçen yıl Eylül ayında Katar’ın başkenti Doha’ya silahlı müdahale düzenleyince aslında ABD güvenlik garantisinin Körfez ülkelerinin düşündüğü gibi olmadığı, ABD açısından tek yaşamsal güvenlik olayının İsrail’in güvenliği olduğu daha da ortaya çıktı.
Kıbrıs Rum liderliği Türkiye’den algıladığı tehdit karşısında bir yandan İsrail’den alacağı savunma sistemlerine, füze ve radarlara, diğer yandan ABD ve İsrail ile kurduğu ‘stratejik ortaklığa’ ve özellikle ABD’ye verdiği askeri üs ve tesis kullanım haklarına dayanarak, şimdilerde de Yunanistan yanında Fransa’yı ve diğerlerini askeri güçleriyle adaya davet ederek daha güvenli hale geleceği yanılgısına düştü.
İngiliz üslerinin varlığı başlı başına Kıbrıs’ı zaten hedef tahtası haline getirmişti. Birleşik Krallık için bu üsler kendi stratejik hedefleri ve ulusal çıkarları için vardır, Kıbrıs adasının güvenliği için değil. Şimdilerde gelen savaş uçak ve gemileri ile ABD’ye verilen askeri üs ve tesisler de ABD ve İsrail’in güvenliğine ve stratejik hedeflerine hizmet ettiği için talep edildi, Kıbrıs’ın ya da Kıbrıs Rum yönetiminin güvenliği için değil.
Türkiye 1974 müdahalesini durup dururken, keyfinden yapmadı. Burada Yunanistan eliyle bir askeri darbe ve dahası yaşandı ve Türkiye onun ertesinde bu oldu bittiye müsaade etmedi ve müdahale etti.
O nedenle Kıbrıs Rum siyasi eliti bu güvenlik algısını gözden geçirmezse daha da geri dönülmez biçimde yağmurdan kaçarken daha yoğun bir doluya tutulacak.”





