Kuzey Kıbrıs’ın en kendine özgü seçim alışkanlıklarından biri artık yok.

Seçmen yıllardır bir partinin adayından birkaç isim, başka partiden bir dost, öteki partiden bir akraba, bir diğerinden güvendiği doktoru, öğretmeni ya da tanıdığı seçebiliyordu.

Bunun adı “karma oy” idi. Bazı seçimde %20’ye yanaşmış, bazı seçimde %10’nun altında kalmıştı ama vardı ve dengeleri sarsıyordu.

Şimdi sistem değişti. Seçmen önce partisini, ardından isterse o partinin içindeki adayları tercih edecek.

Aslında bu teknik bir değişiklikten çok daha fazlası.

Çünkü siyaset uzun yıllardır “Parti aidiyeti” ile “Kişisel ilişki” arasında sıkışmış durumda.

Küçük bir toplumuz ve insanlar birbirini tanıyor. Akrabalık, arkadaşlık, köy bağı, okul arkadaşlığı, meslek ilişkileri siyasetin dışında tutulabilecek şeyler değil.

Karma oy tam da bunun sandıktaki karşılığıydı.

Seçmen bazen “hangi siyasi programı destekliyorum?” sorusundan önce “kimi tanıyorum, kime güveniyorum, kim benim insanım?” diye düşünebiliyordu.

Yeni sistem seçmene başka bir şey söylüyor:

“Önce hangi siyasi anlayışın ülkeyi yönetmesini istediğine karar ver. Sonra eğer istersen o anlayışın içindeki kişileri seç.”

Siyaset artık program, parti ve siyasi sorumluluk ekseninde olacak, hükümet başarısız olduğunda artık kimse “Ben o partiye değil, falanca kişiye oy vermiştim” diyemeyecek. Partisi başarısız olacak.

Bu yönüyle değişiklik siyasi hesabı daha görünür hale getirebilir.

Ama madalyonun öteki yüzü de var.

Karma oy seçmene, “Ben hiçbir partinin bütün adaylarını aynı değerde görmüyorum. Hiçbir partinin paketini bütünüyle satın almak zorunda değilim” deme imkânı veriyordu.

Artık bu imkân yok. Yeni sistem partiyi güçlendirirken, seçmenin partiler arasındaki kişisel tercih alanını daralttı.

Önemli başka bir soru daha: Kişisel siyaset gerçekten bitecek mi?

Hayır bitmeyecek. Çünkü parti içi tercih devam ediyor.

Dün farklı partilerin adayları arasında yaşanan “beni tercih et” yarışı, yarın aynı partinin adayları arasında yaşanacak.

Akrabalık, dostluk, bölgecilik, kişisel nüfuz ortadan kalkmayacak. Sadece adres değiştirecek.

Bir başka risk ise parti merkezlerinin güçlenmesi.

Eğer aday belirleme süreçleri demokratik değilse, parti üyeleri gerçek anlamda söz sahibi değilse ve listeler birkaç kişinin kontrolünde hazırlanıyorsa; seçmenden alınan güç parti genel merkezine geçer.

O zaman reformun adı sadeleşme değil parti oligarşisi olur. Demokrasi zayıflar.

Muhalefetin önemli itirazlarından biri de burada başlıyor.

Karma oyun sorunları inkâr edilmiyor; asıl tartışma değişikliğin zamanlaması ve yeterli siyasi mutabakatla yapılıp yapılmadığı üzerinde yoğunlaşıyor.

Bu ciddi bir tartışma konusu. Çünkü seçim kuralları yalnız çoğunluğun değil, herkesin kurallarıdır.

Özetle karmanın kaldırılması daha sade bir sistem getirebilir.

Ama daha iyi bir siyaset üretip üretmeyeceğini, siyasetin “temizlenip temizlenmeyeceğini” yasa değil, vatandaş belirleyecek.