Kıbrıs meselesine ilişkin hareketli günler yaşadık.

Daha doğrusu beklentilerin hareketlendiği günler yaşadık.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres’in ani bir kararla gerçekleştirdiği Kıbrıs ziyareti ve bu ziyaret sırasında yapacağını açıkladı görüşmeler farklı yorumlara ve beklentilerin oluşmasına neden oldu.

Kıbrıs meselesinde çözüm modeline indirgenmiş bir farklılık yaşamaktayız.

Bir kesim “federasyon” derken diğer bir kesim ise “artık iki devletli” diyor.

Önceki zamanlara baktığımızda bir hayli farklılaşma yaşamış olduğumuz ortada.

Artık herkes bir çözüm olması gerektiğine inanmakta.

Ama bunun şekli noktasında farklılıklar var.

Guterres’in Kıbrıs’a geleceğinin açıklanmasıyla birlikte bu farklılıklar hareketlenmeye, görüşler yüksek sesle dile getirilmeye başladı.

Her iki taraf da Genel Sekreter Guterres’in yapması gerekenlerin ne olduğu düşüncesini kendi bakış açısıyla ortaya koydu.

En son olarak da bunu fiiliyat şeklinde göstermek istediler.

Yani eylem yaparak.

Bir yanda “federasyon” diğer yanda ise “iki devletli” görüşünü savunan örgütler kendi eylemlerini planladılar.

Bu noktada bir tarafın eylemi “örgütsüz” adıyla yaptığını da hatırlatalım.

Bu da ayrı bir yazı konusudur.

Ama gel gör ki her iki eylem de sınırlı sayıda katılımla gerçekleşti.

Bu duruma belki de hava koşulları da önemli etki yapmıştır.

Yaz mevsiminin en yoğun hissedildiği bir zamanda tam da öğle saatlerinde insanları eylem için toplamak çok da kolay değildir.

Ama yine de her iki eyleme de katılım son derece düşk sayıda kalmıştır.

Bu dikkat edilmesi gereken bir durumdur.

Annan Planı yaşayanlar o dönemki eylemleri eminim ki hala unutmamışlardır.

On binlerin katıldığı eylemler yapılmış, hatta her iki taraf da kimin eylemi daha kalabalık olduğu kavgasına bile girişmişlerdi.

Geniş katılımlı eylemler olmuştu çünkü o dönem sivil toplum örgütleri son derece aktif bir şekilde sahadaydılar.

Ama artık durum öyle değil.

Evet, sivil toplum örgütleri hala Kıbrıs konusu ile ilgili, hala bu konuda aktif bir şekilde görüşlerini ortaya koymaktalar.

Ama gördük ki işin aktif yönünde bazı aksamalar var.

Bu da bize sivil toplum boyutunda Kıbrıs meselesine bakış açısında yaşanan değişimi göstermekte.

Her iki taraf da bu durumu görmeli ve gereken değerlendirmeleri yapmalıdır.

Kıbrıs Türk halkı Kıbrıs meselesine artık sadece siyasi boyutta bakmıyor.

İşin sosyal yönü de gelişmekte.

İnsanımız artık kendi hayatına dönük etkilerini sorgulamakta.

Bu da aslında doğru bir yöndür.

Gündelik sorunlara daha fazla ilgi gösteren insanımız artık bu sorunların çözümünü beklemektedir.

Sadece Kıbrıs sorunu ile yatıp kalkmak yerine yaşamın içerisinde olan ve doğrudan etkisini hissettikleri sorunların çözümüne daha fazla ilgi duymaktadırlar.

Bu durumu hem siyasi hem de sivil toplum örgütlerimiz doğru okumalıdırlar.