Savaş kapıları da hep açık kalacaktır. Zaman kazanma oyunları, gerçekleri ört bas etme ve bütün suçu Türk tarafına yükleme çabaları hem yalanları dünyaya pazarlamaları başarılı şekilde artarak devam edecektir. Bunun en büyük sebebi geçen 63 yıllık zaman içinde anaları Yunanistan ile birlikte dünyanın gözleri önünde işledikleri onca büyük suçlara rağmen 186 sayılı karardır. Bunu genellikle Rum malları üzerinden yürüttükleri politikalarla ve işgal!! söylemleriyle birlikte yürüttükleri bir gerçek. Ne var ki bunların yaşanmasına kendilerinin sebep olduğu ve savaşı da sebep oldukları halde dünyanın onlara destek vermesini malum kararın başlıca neden olduğu ortada.
Malum Hukuk dışı oldubitti siyasi karar bütün pisliklerini suçlarını nasıl örter diyorsanız öyle bir güzel örttü ki ve öyle girişimler algı operasyonları yaptılar ki içimizdeki zayıf halkaları, gafilleri de yanlarına çekmişlerdir. Bizim taraftan herhangi bir konuda yapılan haklı eleştirilere Rumlardan önce ve daha fazla savunmalarını yapmaktadırlar anında, vazifeli imişler gibi.
Rumların, elle tutulur savunma argümanı mal mülk konusudur. Rum-Yunan’ın Kıbrıs Cumhuriyetine karşı ikinci darbe-istilası nedeniyle savaşa sebep oldukları hiçbir şüphe kaldırmaz, açıktır. 1974 tarihine kadar Türkler 2 defa bu tarih ile birlikte 3 defa göç ettirilmiştir. Rumlar ise ilk defa göç etmişlerdir. Ortada çok büyük farklar vardır, Türkler hiçbir yere saldırmadıkları halde hep savunmada iken Rum-Yunan saldırılarıyla her şeyi göze alarak her şeyini geride bırakarak üstündeki elbiselerle diğer Türk bölgelerine bin bir güçlükle göç edebilmiştir. Barış Harekatı sırasında ve sonrasında Rumlar ilk defa göç etmişlerdir, o kadar. Bunda da başta kendilerinin EOKA B TERÖR ÖRGÜTÜ ve güya garantör YUNANİSTAN CUNTA’sının KIBRIS CUMHURİYETİNE KARŞI BERABER YAPTIKLARI DARBE-İSTİLADAN dolayı olduğu açıkça bilinen bir gerçek. 1975’te de BM gözetiminde Viyanada tarafların yapıkları Uluslararası NÜFUS MÜBADELE ANTLAŞMASI ile taraflar bu günkü konuma gelmişlerdir. NOKTA.
Haaa, savunma argümanları mal mülk demiştik, aradan yıllar geçti, insani açıdan, efendim hiçbir şey olmamış gibi bir durum yaratılarak sanki ikinci darbe olmamış gibi her şey süt liman mış gibi ve Türkiye durup dururken hükmetmiş Kıbrıs’a askeri harekat yaparak savaşa sebep olmuş da Rumlar göçmenlikle ilk defa tanışmış gibi bir hava yarattılar 186 kararını da tep tepe kullanarak. Esas odaklandıkları husus, TAŞINMAZ MAL kOMİSYONUNU iptal ettirmek, Viyana Antlaşmasını etkisiz hale getirmek, Türkiye’yi işgalci!! diye göstermek, iki toplumlu iki kesimliliği berhava etmektir. Eğer Rumlar göç etmeseydi ve sadece Türkler üçüncü göçü yaşasaydı inanın BM , AB ne de AİHM hiç birisi ne arayacaktı ne da soracaktı, ne tazminat ne manevi maraz tazminatı, ne kullanım kaybı, ne de hiç, olduğu gibi kalacaktı. Rumlar söz konusu olunca hepsi ayağa kalktı, mesele budur. Yahu darbeci saldırganlar masum ve haklı, masumlar da suçlu haksız tutulursa bunlardan daha başka ne beklenir ki???
Ben, Rumların Türklere karşı acımasızca davranmalarına, hunharca nasıl katliam yaptıklarına, bizi devletten kovduklarına, on binlerce insanımızı göç ettirip ablukada yıllarca tuttuklarına, bu kadar vicdansız olduklarına hem yaptıklarını neden inkar edip dünyaya yalan söylediklerine kızarım. Kendi Milletleri için çalışmalarına, ideallerinde birlik beraberliklerine diyeceğim yok da, yaptıklarını inkar etmeleri ve suçu bize yüklemeye çalışmaları doğru değil. Ne var ki, BM-AB-Uluslararası Hukuk, diğerleri de ayni yönde düşünüp yaptıklarına bakılırsa, normal midir???!!!
BM Genel Sekreteri, yardımcılarıyla seferber oldular ne zamandan sonra illa giderayak Kıbrıs sorununa güya çözüm bulmaya. Kalkıp Kıbrıs’a geldiler iki tarafı da ziyaret ettiler. ( son yazımda biraz acele ettim, ülkemizi ziyaret etmeyecek sandım, bu yönde biraz eleştirdim). Bay Guterres Kıbrıs Cumhuriyetinin iki eşit kurucu ortağı olduğunu işte O 186 kararına dayanarak bilmezden geldi ve darbecilerin Rum başkanına Kıbrıs Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı olarak hitap etti ve tanıttı, lakin bizim Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin Türk Halkı tarafından seçilmiş Cumhurbaşkanımıza toplum lideri diye söz etti. Ben olsam kendisini anında oracıkta şiddetle PROTESTO ederdim, hem DEVLETİM hem HALKIMIZ adına, ama sayın Erhürman yapmadı sindi kaldı. Geçen sene Kıbrıs’ta iki varlık vardır dedi ta Amerika’dan, ama öyle bir tepki gördü ki Rumlardan sormayın bastılar geçtiler, tıpkı 1963’te Cumhuriyetin Anayasa Mahkemesi Başkanı tarafsız Alman FORSTHOFF’a gösterdikleri tepki benzeri. Onu önce ölümle tehdit sonra da sürgün ettilerdi, çünkü Makarios’un Anayasa’daki Türkler lehinde olan çok önemli 13 maddeyi değiştirmek istemesine hem Türklere yaptığı saldırılara karşı çıktıydı. şimdi Kıbrıslılar demesi hem üzerine basa basa iki başkanı işte o şekilde takdim etmesi bundandır, üzerine işedi. Bay Hristodulidis adamı değil, kendisini öyle bir aşağıladı, öyle biçare duruma soktu yan yana iken, yürürken, evlere şenlik, iyi de etti. Bizim sessiz tayyare sanki Kıbrıs meselesinde yüzde yüz suçluymuşuz gibi, hep alttan alır, ne suya ne sabuna, anlaşılmaz haller, bir Metododododoloji!!!!! Dir tutturdu gider. Uzaklar yakındır.
Ben olsaydım basın önünde Guterres efendiye, 186 sayılı Hukuk dışı oldubitti 3 aylık geçici kararın hesabını yumruğumu masaya vurarak sorardım, ne hakla Kıbrıs Cumhuriyetini bütünüyle saldırgan darbecilerin emrine ve egemenliğine verildiğini, ayrıca Cumhuriyetin iki eşit ortağı olan Türklerin haklarını da birlikte neye dayanarak hediye ettiklerini, üç aylık kararın haksız ve taraflı olmasından dolayı Rumların çözümden kaçmasına, dolayısıyla Kıbrıs sorununun çözümsüz kalmasına sebep olduğunu ayrıca uzatmalarla neden 750 aya vardırıldığı halde hala ayni yanlış yolda yüründüğünü, saldırıya uğrayan masum Kıbrıs Türk Halkının darbeciler tarafından silah zoruyla devletten kovulduğunu, saldırılarla 103 köyden göç ettirildiğini, yüzlerce masum Türkün hunharca katledildiğini, abluka altında yıllarca kapalı tutulduğunu, BM’nin Türklere yapılanlara karşı neden yıllarca ilgisiz kaldığını üstelik yetmezmiş gibi bir de ASİ durumuna sokup darbecilerin saldırılarına zemin hazırlamış olduğunu, hem de sözde Barış Gücünün de bu uydurma isyanı bastırmak için darbecilere yardımcı olmasının büyük bir yanlış olarak haksız kararda yer aldığını, hal böyle iken ve adada yaşanan gerçekler gün gibi ortada iken, darbeci Rum-Yunan’ın Kıbrıs sorunundan hiç şüphe yok ki sadece kendilerinin sebep oldukları ve de savaşa da neden oldukları alenen ortada iken, ortak Cumhuriyetini darbecilere teslim etmekle, kümesteki tavukları tilkilere telim etmekle eş olduğunu suratına vururdum.
Uluslararası Antlaşmalar, Uluslararası Hukuk, Anayasalar mı geçerlidir yoksa BMGK’nin taraflı dünyayı allem kallem eden, kendi çıkarları için ülkelere saldıran, dünyayı kaosa sürükleyen 5’linin çıkarlarına dayalı Hukuk dışı oldubitti siyasi kararları mı daha geçerli ve daha öndedir??? Haksızca Adaletten yoksun uzatmalarla 750 aya varan ve Kıbrıs’ta hem çözümsüzlüğe hem de savaşa sebep olan 3 aylık geçici karar mıdır daha geçerli olan???. O halde bundan böyle Uluslararası Antlaşmalar olmasın 5’lilerin dudaklarından çıkan sözler geçerli olsun, bu şekilde yürütülsün dünya idaresi. Beşli ekip karar verdi, 4 Mart 1964’te iki eşit ortaklı Kıbrıs Cumhuriyetini saldırganlar darbeciler tek başlarına yönetsinler, Türklerin haklarını da alıp istedikleri gibi kullansınlar, masum ortağın da anasını ağlatsınlar, vursunlar kırsınlar, BM Barış Gücü da onlara yardımcı olsunlar. Türkleri, ENOSİS’e karşı çıkmaktan vaz geçirene kadar anasından emdiği sütü burnundan getirene kadar ezip elesinler, 750 aydır ( 62 sene 6 ay) ezemedi, ezene kadar uzatmalara devam 186’yı, öyle mi bay GUTERRES?????
Ben diyorum ki, madem Rumlar Meclislerinde 3 defa ENOSİS kararını yenilediler, siyasi partilerinde de ayni karar vardır, okullarında okuturlar, kiliselerinde ve törenlerinde de pekiştirirler, biz de Meclisimizde madem öyle Türkiye’ye bağlanma kararı alalım, hem Rumlar gibi tüm adayı değil Kuzey’ini, dişe diş yani, bakalım dünya ne diyecek. Onlar iptal ederse biz de edelim. Güven yaratıcı önlemler öne alınsın diyorlar madem ilk olarak ve en önemli olarak Rumlar Meclislerinde hem partilerinde, okullarında ENOSİS kararlarını öncelikle ve ivedilikle iptal etmeleri gerekir. Ne yani her yanlarını ENOSİS kararları sarmış halde iken Sn Erhürman görüşmelere mi oturacaksınız yoksa??? Aksi halde o karar gün gele tekrar uygulamaya konulur.
Guterres belgesi, Türklerin gönüllü olarak Rumlara asimile olmasını içeren bir belgeden başka bir şey değildir. Kimlerle birleşeceğiz, nelerle karşılaşacağız önceden bilmemiz lazımdır. 9 sene önce Montana’da Rumların kopardığı görüşmelerden bu yana köprülerin altından çoook sular geçmiştir. Orta Doğuda savaşlar yoktu, İsrail Kıbrıs’a çöreklenmemişti, şimdiki gibi Güney Helen yönetimi paçaları değil pantolona kadar kaptırmamıştı, ABD, Fransa, İsrail, Hindistan vs gibi ülkeler hava kara deniz üsleriyle donatılmış değildi, onlarla özellikle askeri alanda önemli anlaşmalar yapmış değildi. Kısacası Güney yabancıların böylesine ipin ucunu kaptırmamıştı, şimdi ucu değil olduğu gibi ipi kaçırmıştır elinden, yabancılar idare ediyor, daha bu başlangıç, belki de yeni savaşa da alet edecekler Kıbrıs’ı.
Duayen bir önemli yazarımız dedi ki, oturup düşünmemiz tartışmamız gerekirmiş. Neyi mi, çok daha iyi bir konumda olmamıza karşın 1960’taki haklarımızdan daha da geriye gitmemizi isteyebilir miş Rum liderliği. Ama biz buna karşı güçlü bir strateji ile BM ve AB’yi ikna etmektir, diyor. Yani BM-AB’ye güven yoktur, neyini ikna edeceğiz bunların, birisi darbeciye Kıbrıs’ı altın tepside sundu, diğeri de cezalandıracak dedi ama üyeliğe aldı bizim haklarımızı da beraber, da şimdi haklarımız üzerinden bize tafra atar, bizi attı yerimize geçti, şantaj baskı dayatma yapar ceza uygular, 186’ya binaen.
CB Müsteşarı bay Dana, başkanlar Erhürman ile Hristodulidis’in 5+1 toplantısını görüşmek için bir araya geleceklermiş ‘ Zemin hazırlamak ‘ için dedi. Guterres efendinin çizmiş olduğu çerçeve içerisinde sonuç alıcı 5+1’e gidilebilmesi için hazırlık sürecinde yer alacaklar mış hem en sık aralıklarla görüşmeler yapmak isteriz diye ekledi. Bay Müsteşar, ne kadar uğraşsanız ortak zemin bulamazsınız. Birinci kalem ortada eşitlik yoktur, gerisi teferruat. İki eşit egemen devletli çözümü değil Federasyonun masada olacağı ortada. Türkiye’nin hem Meclis kararımız başka, Federasyon başka. Böyle iki başlı çelişkili, belirsizlik de cabası, hiç duydunuz mu böyle bir Dava kazanılsın, gülerler bize. Guterres’i karşılamak için sol kesim pankartlarla Güney Kıbrıs’la eş zamanda etkinlik düzenledi. Pankartlarda askersiz Kıbrıs, yani Türk Askerini kast ederler, hem tek çözüm Federasyon diye. BM kararları çerçevesinde çözüm pankartı, genç delikanlı al sana BM kararı çözüm 186. Demek ki 186 okeydir, saldırgana mükafat, masuma ceza revadır. Ortak etkinlik Güneyle Federasyon ve birleşme. Tavla teslime gittiler çözümcü barışçılar!!! Keşke bunun denemesi olsa da boylarının ölçüsünü alsalar, ayaklar kıçlara vuracak kaçacaklar, kaçabilirlerse tabii.
BMGK 186 Kararı Durdukça Rumların Enosis İştahı Daha Da Artacaktır
Fikret Şanal
Yorumlar
