Toplumların tarihlerinde simgeleşmiş, tasada ve kıvançta ortak olunduğunu gösteren önemli günler vardır.
8 Ağustos, Kıbrıs Türk tarihinde böylesine önemli bir günü ifade eder.
1963 Aralık ayında Lefkoşa’da başlayan, 1964 Ağustos ayına gelene kadar Limasol, Baf gibi kasabalarda ve başka Türk köylerinde yaşanan saldırı ve bunlara karşı geliştirilen savunma mücadelesi 8 Ağustos’la simgeleşen Dillirga direnişiyle doruğa ulaştı.
Çok olumsuz koşullarda, asimetrik güç dengelerinde, Dillirga köylülerinin direnişine Türkiye ve İngiltere’de öğrenim gören üniversite gençliğinin de katılmasıyla verilen mücadele 62 yıldır gururla anılır.
Aslında, Erenköy direnişi olarak anılan mücadeleye pek çok anlam atfedilebilir.
Örneğin, Kıbrıs Türk insanının ve özellikle üniversite gençliğinin yurtseverliğinin ve bu yurtta azınlık olarak yaşamayı asla kabul etmeyeceğinin en somut göstergesidir Erenköy direnişi.
Ya da, uluslararası konjonktür ve güçler dengesi çok fazla elverişli olmasa da Türkiye’nin Kıbrıslı Türkleri asla yalnız bırakmayacağının da göstergesidir Erenköy.
Çünkü her şey bitti denildiği anda, çelik kanatları altında adaya gelip imdada yetişen Türk Hava Kuvvetleri olmasaydı, direnişin başarılamayacağı bir sır değil.
Veya, Rum milis kuvvet komutanlarının Enosisin fiilen gerçekleşmesini görmek amacıyla toplandığı Dillirga sahilinde, Enosisin güç yoluyla gerçekleşemeyeceğini anladıkları günün de simgesidir 8 Ağustos.
Evet, bütün bunlar bilinen gerçeklerdir ve her yıl tekrarlanan resmi törenlerde de çeşitli ağızlardan ifade edilir.
Ama, galiba, 8 Ağustos’un Kıbrıs Türk tarihindeki belki de en kapsayıcı anlamı üzerinde çok fazla durulmaz.
Örneğin, TMT’nin kuruluşunu simgeleyen 1 Ağustos, Kıbrıslı Türkleri topyekun yok olmaktan kurtaran 20 Temmuz, KKTC’yi simgeleyen 15 Kasım gibi tarihler, kendisini siyasal yelpazede farklı konumlayan siyasal aktörlerce 8 Ağustos gibi tam bir konsensüsle anılmaz.
O yüzden 8 Ağustos’un, siyasal yelpazede bir de böyle bir konsensüs oluşturma anlamı da vardır.
