
Başbakan her mikrofon gördüğünde tüm sözlerini tuttuklarını söylüyor.
Otuz yılda yapılamayanları yaptıklarını anlatıyor.
Anlatılan projelerin tümü Türkiye yardımları ile hayata geçirilen yatırımlardır.
Elbette bu projeler kıymetlidir.
Ancak Kıbrıslı Türklerin “yapmak” zorunda olduğu asıl mesele yerel bütçeyi toparlamak, yatırım kalemini güçlendirmek ve ülkeyi geleceğe hazırlayacak planlamaları kendi mali kapasitesiyle sürdürülebilir hale getirmektir.
Devlet yönetimi dış kaynağı anlatmak değil iç dengeyi kurmaktır.
Yayınlanan 2025 bütçe gerçekleşmeleri ortada.
Gerçekleşen gider 129 milyar 839 milyon TL.
Gerçekleşen gelir 114 milyar 805 milyon TL.
Yaklaşık 15 milyar TL açık var.
Faiz gideri birkaç yıl içinde 887 milyon TL’den 4 milyar TL’nin üzerine çıkmış durumda.
Vergi gelirlerinde milyarlarca liralık hedef sapması oluşmuş.
Fon gelirleri hedefin çok altında kalmıştır.
Bu tablo ağırlaşan bir mali enkazdır.
Pandemi sürecinde Ersin Tatar’ın cumhurbaşkanı seçilmesi için devreye sokulan genişlemeci seçim ekonomisi anlayışı kalıcı hale getirilmiştir.
Kriz dönemlerinde uygulanan genişlemeci maliye politikaları geçici olur.
Kriz sona erdiğinde harcama disiplini yeniden tesis edilir ve borçlanma sınırlandırılır.
Burada ise geçici bir kriz aracı olarak devreye alınan genişleme kalıcı hale gelmiştir.
Kriz bitmiş olmasına rağmen harcama refleksi devam etmiş, borçlanma alışkanlık haline gelmiş ve disipline dönüş yapılmamıştır.
İstisnai olması gereken politika normalleşmiştir.
On yıl önce Türkiye ile protokol imzalanmadığı gerekçesiyle DİBS ihalesine çıkmayı onaylamayan bir Merkez Bankası vardı.
Aynı dönemde Maliye Bakanlığı da mali disiplin ilkesini esas alan, borçlanmayı son çare olarak gören bir anlayışla hareket ediyordu.
Bugün ise protokollerde öngörülen kredi miktarlarını aşan kısa vadeli borçlanmalara teknik zemin hazırlanmaktadır.
Bu mali çıpanın terk edilmesidir.
En son borçlanmada, 26 Şubat 2026 tarihinde gerçekleştirilen kısa vadeli DİBS ihalesinde 3 milyar 597 milyon TL olarak çıkılan ihalede borçlanma yüzde 61,56 daha yüksek gerçekleşmiştir.
Toplam borçlanma 5 milyar 811 milyon TL’ye ulaşmıştır.
Haziran 2026’ya kadar sadece ana para kısa vadeli borç stoku 15 milyar 243 milyon TL’ye çıkmıştır.
Mart ayında 1 milyar 786 milyon TL.
Nisan ayında 6 milyar 927 milyon TL.
Mayıs ayında 4 milyar 257 milyon TL.
Haziran ayında 2 milyar 271 milyon TL geri ödeme vardır.
Dört ayda 15 milyar TL’nin üzerinde geri ödeme baskısı oluşacaktır.
Bu artık basit bir bütçe açığı değildir.
Bu bilinçli biçimde büyütülmüş bir mali kriz zeminidir.
Başbakan Ünal Üstel’in laf kalabalığını bir tarafa bırakıp iktidar sorumluluğuyla bu tabloyu nasıl düzelteceğine ilişkin somut, takvimli ve maliyetlendirilmiş bir planı halka açıklama zorunluluğu vardır.
Hangi harcamalar kısılacaktır.
Hangi gelir kalemleri güçlendirilecektir.
Borç stoku nasıl yapılandırılacaktır.
Faiz yükü hangi araçlarla aşağı çekilecektir.
Bunlar kamuoyuna açıkça söylenmelidir.
Seçimden sonra halkı nelerin beklediği konusunda susmak ve yalnızca zamana oynamak şeytanca bir plandan başka bir şey değildir.
Mali yapı öyle bir noktaya getirilmiştir ki olası bir iktidar değişiminde alınacak zorunlu tedbirler kaçınılmaz biçimde toplumsal gerilim üretecektir.
Bugünün popülizmi yarının krizini büyütmüştür.
Mali yapı bozuldukça siyasal alan daralmaktadır.
Borç büyüdükçe karar kapasitesi küçülmektedir.
UBP’li gelmiş geçmiş cumhurbaşkanları, başbakanlar ve bakanlar bu tabloyu görmüyor mu?
Yıllarca devleti yönetmiş isimler neden tek bir güçlü ikazda bulunmuyor?
Rauf Denktaş bugün hayatta olsaydı bu gidişata ne derdi?
Dr. Fazıl Küçük bu mali yapıyı nasıl değerlendirirdi?
On beş milyar TL açıkla, kısa vadeli borcu aynı büyüklükte yığarak ve faiz yükünü dört katına çıkararak başarı anlatısı kurulamaz.
Bu tablo disiplin değildir.
Bu tablo istikrar değildir.
Bu tablo sürdürülebilir değildir.
Haziran 2026’ya kadar yığılmış borcun nasıl çevrileceğine dair net bir plan açıklanmamıştır.
Borç stokunun nasıl yapılandırılacağı bilinmemektedir.
Gelir projeksiyonlarının nasıl gerçekçi hale getirileceği ortaya konmamıştır.
Rakamlar ortadadır.
Bu tabloyu kimse üstlenmeyecek mi?
