Güney Helen Cumhuriyetinin başkanı bay Hristodulidis efendi Paskalya kutlamaları sırasında bildik yalanları ısıtıp tekrar sıraladı. Efendim, Türkiye’yi kast ederek işgalle asla uzlaşmayacaklarını, Güney Kıbrıs’ta diriliş çanlarının çalmasına rağmen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetindeki kiliselerde çalmadığını, Garantör Türkiye’nin 1974 BARIŞ adına akan kanı durdurmak ve Yunan Cuntası askerleriyle EOKA tedhiş örgütünün müşterek olarak Cumhurbaşkanı Makarios’a ve CB sarayına karşı tanklarla toplarla havanlarla ve ağır silahlarla düzenledikleri ve yüzlerce saray muhafızının katledilmesi, terörist başı Nikos SAMPSON’UN Cumhurbaşkanı olarak atandığı ve Kıbrıs Cumhuriyetinin yıkılıp yerine KIBRIS HELEN CUMHURİYETİNİN kurulduğu bizzat terörist başı Sampson tarafından ekranlardan dünyaya ilan edilmesiyle yapılan ikinci büyük darbeyi müteakip 4 gün sonrasında BMGK kuruluna, Kıbrıs’tan İngilizler tarafından kurtarılıp götürülen CB Makarios’un, ‘ Ülkem Yunan Cuntası ve EOKA tarafından yapılan darbeyle işgal edilmiştir, acilen müdahale ediniz, Türkler de büyük tehlike altındadır’ ağlayarak yaptığı bu tarihi açıklamayı müteakip Garantörler Türkiye ve İngiltere’ye de müdahale çağrısı yapmıştır. Bir gün sonrasında da Türkiye’nin, ENOSİS’İ önlemek akan kanı durdurmak, asayişi barışı sağlayıp düzeni yeniden tesis etmek için BARIŞ HAREKATI olarak adlandırılan meşru müdahalesini bay Hristodulidis’in dünyaya ‘istila’ diye dillendirmesi gerçeklerle asla bağdaşmaz.
Bay Hristodulidis, deve kuşu misali başını kuma sokmakla, 21 Aralık 1963 Kanlı Noel ile Cumhuriyetin eşit ortağı Türk Halkına karşı ENOSİS amaçlı AKRİTAS adlı Türkleri imha Planı gereği yapılan saldırılarla Kıbrıs sorununun başlamasına sebep oldukları Cumhuriyete ilk silahlı darbeyi, aradan geçen 11 yılda Türklere yapılan ardı arkası kesilmeyen saldırılarla katliamları, 103 köyün halkına yaşatılan göçleri, çektirilen acılarn, zulümlerin korkuların, açlık sefalet ve endişelerin devamında 15 Temmuz 1974’te Yunan Cuntasıyla birlikte EOKA’nın yaptıkları ikinci büyük darbenin gizlenebileceğini ve unutturulacağını mı zannetmektedir???
Kıbrıs adasını yıllardan beri kana bulayan da Rum-Yunan’dır, adada barışı da asayişi da, çözümü da engelleyen onlardır, yağ gibi su üstüne çıkmaya çalışanlar da onlardır. Bakınız, 15 Temmuz 1974 Cunta darbesini, Yunanistan’ın Kıbrıs’ı istilası olarak değerlendiren gazeteci ve fikir önderi Rumlar da vardır, fikir önderlerinden sn Yorgos Kumullis de bunlardan biridir, ve ‘ 15 TEMMUZ DARBE DEĞİL İSTİLAYDI ‘ diye başlık atmıştı makalesine. Yunan Cuntasının 111 Makarios’a karşı giriştiği şeyin darbe değil, Yunanistan’ın tanınmış bir devlet olan KIBRIS’ı istilası olduğuna dikkat çekmişti. Saldırıda darmaduman olan CB sarayının bir fotoğrafı da yanda yayınlanmıştı, Temmuz 2022’de. İstila kararının ise 2 Temmuz 1974’te Atina’daki Silahlı Kuvvetler Komutanlığında gerçekleştirilen Yoannidis, Bonanos, Yerorgitsis, Kombokis ve P. Papadakis’in toplantıda alındığını, Bonanos’un, askeri liderlik ve hükümet tarafından alınan Makarios’u devirme kararını daha üst rütbeli subaylara ilettiğini, istila tarihinin 15 Temmuz 1974 saat 08.30 olmasına da toplantıda karar verildiğini, saldırı için Yunanistan’dan Kıbrıs’a ek kuvvet gönderilmesine gerek olmadığını zira adada askeri ELDİK vardı ve Yunanistan’ın emrinde idi ve CB olarak Sampson’u atamayı başardı. Alıntıdır.
Uzun lafın kısası, ne BMGK ve ne de AB, bu güne kadar gelinen aşamalarda ortaya çıkımıştır ki, Kıbrıs adası Rum-Yunan’a hediye edilmek istenmektedir, gerçi hediye edilmiştir ancak eksik olan Kuzey Kıbrıs toprağıdır. Ki bunun için Cumhuriyetin masum Türk ortağı 62 yıldan fazla bir süreden beri haksız kararlarla ve haksız cezalarla ambargolar izolasyonlar altında teslim alınmak istenmektedir. Bu uzun süre Anavatan Türkiye’mizin her türlü yardımları, destekleri, koruyup kollaması sayesindedir. BMGK 186 sayılı siyasi, oldu bitti yargısız infaz 3 aylık kararın gün itibarıyla 745 aya uzatmalarla vardırılması, yukarıda işaret ettiğim teslim olmamızı zamana yayma durumudur. Kıbrıs sorununda tamamen suçlu olan Rum-Yunan’ın yaşanan bütün gerçeklere rağmen, suçlu durumları aşikar uluorta iken her türlü desteğin malum iki kuruluş tarafından artan şekilde devam etmesi, işte suçlu Güneyin başkanının ve diğer yetkililerinin dünyayı dolaşarak yalanları pazarlamaları ve destek görmeleri işte bu iki kuruluşun etkisinin sonucudur ve çok önemli rol oynamaktadır. Yoksa, dünyaya Adalet hakim olsaydı Güneyin sorumluları kodeslerde çürürlerdi. Bakınız, adamlar Ortak Cumhuriyete dünyanın gözleri önünde kaç defa darbeler yaptılar, neler neler yaptılar amma hale bakınız, güya Kıbrıs devletinin tek egemen yönetimidir, öyle tanınır, AB üyesidir, şimdi ise AB başkanıdır da ayrıca. BM’de sadece Rumlardan oluşan bir Cumhuriyet kaydı yoktur, o ayrı mesele.
Rum Başkan, geçenlerde her zaman yaptıkları gibi EOKA terör örgütünü öve öve bitirmez, diğer partileri de ayni, çocuklara öğüt verirler teşvik ederler, okullarda okuturlar ENOSİS’i, kiliselerde de pekiştirirler, alınlarına EOKA yazarlar, tişörtler giydirirler, ayni yolda yürümeleri için yetiştirilirler, Yunan bayrakları hepsinin ellerinde, binalarında dalgalanır, Türkleri düşman gösterirler, Türk düşmanlığı dorukta. Paskalya’da Türkiye-KKTC bayraklarımızı yaktılar. Halbuki Türkiye hep barıştan yana oldu, bütün çözüm planlarını destekledi, Rum-Yunan ret ettiler, ama onlar gene rağbette, mükafat alırlar, bizlere de yaptırımlar baskılar, yağma yok, yersek. BM Genel Sekreteri Sn Guterres de görüşme zemini çözüm zemini falan çabalar bulsun güya. Bu yaşananlara kulağını kapar, gözlerini yumar. Halbuki çözüm oradadır, 186 kararı eridi bulamaç oldu koktu, bataklık battal oldu, o kadar uzattınız ki labirente çevirdiniz, içinden çıkılmaz halde, Arap saçını geçti hala bunun üzerine çözüm plan inşa etmeye çalışır. Ortaya ne çıkarırsa çıkarsın sonu savaştır, komşunun rahat duracağı yok, ENOSİS’ten vaz geçeceği de yooooook.
Ne var ki, bizde pek iş yok veya eskisi gibi yok, birlik beraberlik bozuldu, ikiye bölündük, Rum-Yunan’la birleşmeye can atanlar, yanıp tutuşanlar çok. İşin tuhaf olan tarafı bu ama gerçek. Onlar, her gün kuyumuzu kazarlar, biz da bir birimizle didişiriz, yeriz bitiririz. Çocuklarımız gençlerimiz verdiğimiz Var Oluş mücadelemizi, yakın tarihimizi bilmez, öyle bir hal yaratıldı ki bilmek de istemezler, nereden kaynaklanır herkes bilir. İlgili Tarih kitaplarımız okullardan kaldırıldığında tepki koyanlarımız oldu lakin pek etkili olmadı, ben hayli eleştirdim. Meclis başkanımız bayan şöyle buyurmuştu karşılık olarak basına, ‘ Meraklısı olan gitsin bulsun okusun öğrensin ‘. Yürürlükten kaldırılma gerekçesini de şöyle izah etmişti. ‘ Çocuklarımız, bize yapılanları okursa Rumlara düşman olacak, onlardan nefret edecek, çözüm olmayacak ‘.
Rumlar, yalanları okuturlar da bizi düşman görürler, biz gerçekleri niye okutmayalım, çocuklarımız bilsin gerçekleri. Onlar, uyduruk hikayeler, uyduruk korkular üretirler, olmadık şeyler iddia ederler, dünya alem de bilir amma gene de inanır gözükür, idare eder, bana ne der, umurunda değil, bağlar 186 kararına göre eşşeğini ister patlasın ister çatlasın güneşte, mesele budur. Biz tutturduk barış dili, kuş dili, ama değişen bir şey yok. Rumlar aşikar oynarlar düşmanlıkları hem sebepsiz, hem savaş suçluları, hem Kıbrıs sorununun sorumlularıdırlar amma aldırış eden yok, eşşek olduğu yerde bağlı durur. Şimdi bizim Sayın Başkanımız, Rumların yaptıklarına tepki koymaktan yana değil anlaşılan, Barış dili diyor. İyi güzel de biz zaten uzun yıllardan beri bu dili konuşuruz, hem bir adım değil on adım önde olduk da atı alıp dereyi geçen düşmanlık kin besleyenler oldu.
Çevremiz ateş çemberi son yıllardan günümüze ve çok yakınımızda, bizimkiler biraz olsun fedakarlık, dayanma, katlanma, sabır, özveri vs hiç yok. Grevler eylemler yetmezmiş gibi evet bir haktır ama bir de Meclisimizi basma, Meclis içinde nahoş hadiseler, bağırma çağırma, kavga, davul zurna, düdükler, ıslıklar, Çav bellalar, kapıları kırmalar, Devletimiz yara aldı Meclisimiz de. Polislerimize , itfaiyemize saldırılar, küfürler, taşlamalar, itiş kakışlar, karşılıklı yaralanmalar, devlet araçlarına, mallarına zararlar. Bizler 1955’lerden başlayarak aralıksız 1974’lere ve sonrası, bunun için mücadele etmedik efendiler. Haklar demokratik şekilde elbet aranacak, diyeceğimiz yok. Lakin bizim zamanımız olsaydı diyeceğimiz vardı elbet. Şimdi kurtulduk 52 senedir biz bizeyiz, ama ayrı iki parçayız. Öncesi zamanlarda biz bize değildik, dağınıktık amma birlik beraberlik zirvedeydi, birdik, birliktik, şimdi bu güzellik yok ne yazık ki.
Fikret Şanal.
