Parantez açalım, 1 Mayıs İşçi Bayramında iki toplumlu kutlama etkinliğinin yapılacağı ara bölgeye gidilmesi sırasında bizim tarafın önde taşıdığı ‘ İSYANIMIZ İŞGALEDİR ‘ yazılı pankartın da bulunduğu etkinliğe Sayın Cumhurbaşkanımızın da katılması hiç de hoş olmadı. Konumuza dönelim.

Kanamaya devam eden Trafik konusunda geçmişi irdelemekteki amacım geleceğe ışık tutmak ve devam eden ayni yanlışların tekrarlanmamasına yöneliktir. Yıllardan beri çeşitli yayın organlarında ‘ Trafik ‘ üzerine yazılar yazıyorum. TV programlarına da katıldım. Trafiğin gidişatının her gün daha da kötüye gittiğini belirttim, eleştirdim, öneriler aktardım. Trafik Yönetimi 3-4 bakanlıkta değil bir çatı altında toplansın dedim, yetki karmaşası kaldırılsın dedim. Çünkü Hükümet kanadı yetki karmaşası olduğu nedeniyle çare bulmada veya düzenleme yapmada zorluklar yaşandığını iddia etmişti. Trafik seferberliği başlatılsın, halkımız da mutlak bu sürece dahil edilsin, halkın katkıları destekleri olmazsa bu Trafik sorunu sadece cezalarla çözülemez dedim. Okullarda Trafik eğitimi verilsin, Polis ve ilgili birimler tarafından da desteklensin dedim. Nitekim yıllar sonra bir Bakanlık bünyesinde Trafik Dairesi kuruldu, atamalar vs. burası da tatili, mesai bitiş saatini öne çıkardı, masa başında bu ahvalde çalıştı. O yüzden, bal yapmaz arı misali, değişen bir şey olmadı.

Aileler bilinçlendirilsin, her adrese trafikle ilgili broşürler, kitapçıklar gönderilsin diye. Adeta çığlık attım Trafikten sorumlu kim, hangi merci diye. Düşünce ve yaklaşımlar hep trafik hadisesi olduktan sonra oluş şekline göre açıklamalar yapıldı. Hadise öncesi sebepler, hadisenin önlenmesine yönelik çabalar es geçildi, boş verildi. Hiçbir Trafik hadisesinden ders çıkarılmadı. Neredeyse yazılmadık bir şey kalmadı, evire çevire tekrarladım önerilerimi, kimse aldırmadı.

Sıkça yazdım sivil toplum örgütleri, sendikalar diğer kuruluşlar hep beraber trafiğe çare bulunması için seslerini duyursun, yetkililere uyarıda bulunsun, çareler üretilmesi için kollar sıvansın diye. İşin tuhaf yanı halktan da yeterince ve gereken tepki gelmemiş, hesap sorulmamıştır. Ocağı kararan kaderiyle baş başa kalakalmıştır, mesele ülkede anlık bir üzüntüyle sessizlik içinde alışılagelmiş şekliyle son bulmuştur, tekrarı yaşanana kadar sinili kalınmıştır. Neredeyse insanımız sırasını bekler duruma gelmiştir.

Yıllarca Trafik Seferberliği başlatılsın, halkımız da bu seferberliğe mutlak surette dahil edilsin diye. Bir çok kez Brüksel’e gittim ve birkaç defa da denk geldim, senede bir gün motorsuz araç gününe. O gün hiçbir motorlu araç kullanılmaz, sadece bisiklet. Yollarda bisiklet ve yayalar, parklar dolup taşardı. Çok hoşuma gitti, hemen kaleme aldım oradan gazeteye gönderdim, Ülkemizde de yapalım diye. Aşağı yukarı 18 yıl önceden ilk defa yazmıştım, sonraları gene yazdım, hiçbir şey olmadı, umursayan da. Bu işler kendiliğinden olmaz. Mecliste Trafik araştırma Komitesi kurulsun dedim, Meclis gündemine alsın, acil eylem planı hazırlansın dedim ta Brüksel’den.

Sadece bir keresinde ülkemize gelmemden bir süre sonra ağalar karar aldılar, filan gün sadece trafik konusunu görüşülecek diye. Ben de TV karşısına oturdum beklerim canlı yayın, vekiller peş peşe öneri sunsunlar, halka ümit versinler diye ama ne gezer, Meclis boş. İki saatten fazla sürdü, birkaç vekil konuştu, salondaki üç beş kişiye, İktidar kanadından sadece tek bir bakan vardı, ne vekil ne hiç. Ben de beklerdim hararetli konuşmalar, kararlar alsınlar, sorunun üzerine gitsinler. Trafikten tedbirlerden bilgileri yok ki. Trafik bambaşka bir daldır. En ufak bir ihmalde ucunda ölüm olan bir husustur. Eeee böyle de olmaz ki. Dediğimiz gibi, Devletin trafik konusunda bir derneğin arkasına saklandığı yıllardan söz ediyorum.

Netice itibarıyla bu güne kadar trafik hususunda esaslı bir plan ve program yapılmamıştır. Denetleme konumundaki yetkililerin ihmale varan umursamazlıkları sonucu yüzlerce kişi trafikte hayatını kaybetmiştir, geriye de sönen ocaklar, kapanmayan yaralar kalmıştır. Sadece konu dernek kendi çapında farkındalık yaratmaya devam etti. Öğrencilerle meydanlarda, yol kenarlarında pankart açmış, inci boncuk çiçek dağıtmıştır. Özellikle Başbakanlık kavşağında sabahları pankart açmaya özen göstermiş, her gün bir bakan üç beş dakikalığına oraya gidip boy göstermişti. Trafik çalıştayları, öyüklenen ELİT kişilerin katılımıyla defalarca yapıldı. Gönüllü Trafik Müfettişliği Projesi kapsamında Türkiye’den uzman kişi ve ekiplerin katılımıyla 3 ay süreli yapıldı. Bazı Üniversitelerde daha sonraları gelen ayni uzman ekiplerle toplantılar yapıldı. Günlerce ülkemiz yolları kara nokta beyaz nokta tespiti için gezildi, acil eylem planı yapılmasına karar verildi, öylece kaldı bir kenarda. Hurda araba teşhirine gidildi görünür yerlerde. Hepsi de boş ve fos çıktı. 5-6 ay kadar önce Polise Gönüllü yardımcı diye bir proje ortaya kondu, kayıtlar oldu bir süre. Sonrası ne oldu bilmem. Anlayacağınız, ondan batıldı bundan çıkıldı, aha geldiğimiz nokta açıkça ortada. Neise eleştirileri kısa keseyim.

Kısacası gidilen yolda ‘ BU MAYA TUTMADI TUTMAZ DA ‘. Lakin böyle de devam edemez, bir yerinden tutmamız lazım dedim. Lakin görülüyor ki hala bir kenarından tutmuş değiliz. Ne yazık ki bu gün, yıllar önce yazdıklarımın haklılığını görüyorum.

Çeşitli ilginç başlıklar koyarak, çeşitli benzetmelerle evire çevire, aşağıdan yukarıdan, sağdan soldan, ortasından kenarından yanlışları, ihmalleri, eksikleri, gösterişleri, tribünlere oynamaları ziyadesiyle hem eleştirdim hem önerilerle yazılmadık şey bırakmadım. Uyarılar, bilgiler, misaller, tecrübeler, yönlendirmeler bol. Özellikle yeni yol yapımlarında, aksaklık eksiklik ve tedbirlerle ilgili. Bazıları geç de olsa dikkate alındı. Lakin esas trafik hadiselerinin önlenmesiyle ilgili (trafik kazası demiyorum, zira çoğunluğu bilerek işlenen trafik kuralarının ihlali sonucudur ) neyin nasıl yapılması gerektiğini, yanlış uygulamaları, hatalı davranışları etraflıca aktardım.

Özellikle yeni yapılan Ana yollardaki aksaklıkları eksiklikleri ve tehlikeli noktaları tespit edip basında yazdım. Birçok yerde dikkate alınıp düzeltildi. Sadece adını ölüm yolu olarak koyduğum Doğa Akdeniz Üniversitesi ile büyük sanayi bölgesi arasındaki yeni yapılan yol için 6 haftada 6 defa yazdım, her defasında değişiklik yapıldı lakin esasına dokunulmadı, tabelalarla çizgilerle geçiştirildi. Özellikle işaret ettiğim ve nokta koyduğum o ters meyilli virajda iki can kaybı ve yüzlerce trafik hadisesiyle yaralılara sahne olması da virajı düzeltmeye yetmedi. Taaaa ki 15 yıl sonra yani dört beş sene evveli tek yol olması için, yeni yapılan çevre yolu ile büyük bir çember şeklinde kullanımına dönüşmesi için tekrar tekrar yazmama kadar.

Yıllar önce yeni yapılan çift şeritli Mağusa-İskele ana yolu için ise çemberlerin yanlışlığı, özellikle o kadar uzun yolda hiçbir cep olmamasını, Serbest liman- Sulu çember - trafik ışıkları arası yolun panayır yerine dönüştüğünü eleştirilerim sonucu geç de olsa düzeltilen hususların bir kısmıdır.

TV programlarına katılarak, telefonla bağlanarak katkı koymaya çalıştık. Bazıları rahatsız oldu bağlantıyı engellediler. Devletin resmi Trafik organlarının bir iki derneğin önünde değil gerisinde pasif kalmasından, resmi organlardan önce tedbirlerin veya cezaların aylar öncesinden dernek tarafından açıklanmasına, sürücülere hasım gibi peşin suçlu gibi öfkeyle kasıtla hasım gibi yaklaşılmasına, Bakanlıklar arasında hasıl olan yetki karmaşasından, acil tedbirlerin ihmal edilmesinden, vatandaşın muhatap olarak karşısında derneği değil, Devletin resmi organlarını görmek istemesinden, bu nedenle trafiği yönetenlere güvenin ve itibarın kaybolmasından, trafik hadiseleri sebebiyle can kayıplarının artmasından, trafiğin bu şekilde düzlüğe çıkamayacağından, vatandaşın rahatsız olup umudunu yitirdiğini ortaya koyan yüzlerce eleştirim mevcut.

Yasalarla sarmalanmış ucunda insan hayatı olan böylesine hayati öneme haiz bir konuda halk, Devletin etkisini ve trafiğe gerekli ilgiyi göstermesini ister ve bekler. Ölümlü Trafik hadisesi mahallinde dernek yetkilisinden değil, omuzunda bir okka nişan taşıyan Trafik Müdüründen TV’ye açıklama yapmasını ister. Bu hususta zamanında gerekli tepkimi telefonla ve yazımla göstermiştim.

Vatandaşın Devlete karşı duyduğu haklı öfke, trafik yönetiminde herhangi bir iyileşmenin, bir olumlu gelişmenin olmamasına paralel, giderek artmasından dolayı bu defa öfke sürücülerin arasında yaşanmaya başladı. Bu da esasında çok zayıf olan ve beslenmeye muhtaç olan halkın bir birine karşı sevgi, saygı, sabır, anlayış ve hoşgörü gibi insani değerlerin dibe vurmasına vesile oldu. İşte bu durum, Trafiğin toplumun aynası olduğunu bir kere daha ortaya koyması açısından gayet önemli bir husustur, buna paralel çevremizin kirletilmesi de ayni nedenden muzdarip diğer aynamızdır.

9 Mayıs 2026’da Gazimağusa’mızda trafikle ilgili bilimsel tartışma toplantısı düzenlenecek, konusu ‘ TRAFİKTE ÖFKE, sürücü davranışları, stres yönetimi, farkındalık vs konuları ele alınacak. Ben buradan kısa bir not düşeceğim, özellikle öfke konusuna. Aslında psikologların ilgi ve bilgi alanı, neyse. Ülkemizde maalesef stressiz, öfkesiz, şikayetsiz, şiddetsiz eylemlerle grevlerin, bu açıdan ortaya çıkan gerilimlerin, hakaret ve fiili şiddete varan davranışların, yetkili makamlara karşı argo sözlerin, Hükümet kararlarına karşı sivil itaatsizliklerin, Bakanlık binalarına zarar ile Meclis binamıza zarar verilmesi, işgal edilmesi, Emniyet güçlerimize karşı göğüs göğüse mücadele ve darp olaylarının ülkede yarattığı kaos ortamı ve huzursuzluğun, yanı sıra insanlarımızın ekonomik açıdan geçim sıkıntılarıyla boğuşması, belirsizlik ve güvensizliği zirveye taşıdığı gerçeğini de hesaba katarsak, ÖFKENİN , STRESİN VE DE TAHAMMÜLSÜZLÜĞÜN sadece araç sürücüleriyle sınırlı olmadığı, tüm halkımızı da boğacak çapta hoş olmayan, istenmeyen hadiseler olduğunu düşünürüm. Bu benim görüşümdür, psikologlar muhakkak daha iyisini bilmektedir. Buradan katkıda bulunayım istedim, konumuza devam edelim.

Merkezi Lefkoşa’da olmak üzere, kazalarda ve büyük köylerde Trafik Komiteleri kurulsun, her bölge sorunlarını saptasın merkeze bildirsin, belli sürelerle bölgelerde ve merkezde toplantılar yapılsın, yapılması elzem işlerin takipçisi olsun, vatandaşlarla ilgili paydaşlarla özellikle meşguliyetleri kamu taşımacılığı yapan sürekli yollarda olan ve haliyle yanlışlıkları da gören insanlarımızla işbirliği sağlansın, Trafik seferberliği başlatılsın diye dilimizde tüy bitti, halkın da bu seferberliğe katılması sağlansın, trafik kitapçıkları hazırlanıp bütün evlere dağıtılsın, belirlenecek uygun afişler hazırlansın, bir takvim uyarınca her bölgede trafikle ilgili bilgilendirici toplantılar yapılsın, bilirkişiler halkı bilgilendirsin, filmler gösterilsin, her bölgede kimlerin tehlikeli ve kurallara aykırı araç kullananlar tespit edilsin, temasa geçilsin, hatta Komiteye dahi alınsın ve yararlanılsın vs gibi öneriler aktardım. Kimsenin kulağı bile terlemedi, oluruna bıraktılar. Bu iş sanıldığı kadar kolay değil, kolları sıvamak lazım, işi yoluna koyarsak gerisi kolaydır. Şimdiki yol mayınlıdır, gidilecek yol değildir, el ele verip birlikte mutlak değiştirmeli ve düzeltmeliyiz, tek tek olmaz, ya hep ya hiç ve çok acilen hemen şimdi. Devlet-halk işbirliği içinde olmalı, halkı seferberliğe çekmezsek başarı yakalanmaz. Yollarda kana susayan bu canavarın dişlerini hep birlikte kırmamız lazım.

Öfke hala sinmedi aksine azdı, trafikte işlenen suçlar, yapılan ihmaller ne yazık ki ekseriyetle bilerek işlenmektedir ve bu en tehlikeli olandır, aksi halde sürüş ehliyetsiz demektir. Trafik meselesinin sosyal kültürel ve psikolojik boyutları da vardır. Ehliyet sınavında psikolog da olmalı diyorum. Sürücülere tavsiyem saat tutmalarıdır. Ayni mesafeyi önce her gün olduğu gibi süratli, ikinci gün kurallara uyarak sürsünler. Sonuçta zaman farkını kontrol etsinler. Farkın ne kadar az olduğunu görecekler, canlarının değerini de anlayacaklar, bir iki dakikalık zamandan çok çok daha değerli olduğunu. Avrupa’da uygulandı, çok iyi sonuçlar alındı.

Ülkemiz Trafiği kimsenin hegemonyası altında değildir, olamaz da. Bırakınız fırsat veriniz biraz bilgi ondan biraz bundan, biraz emek diğerinden, tutsun herkes bir kenarından, hep birlikte bu belaya bir çare bulalım Devlet - halk el ele vererek bu sorunu tarihe gömelim diye yazmıştım yıllar önce. Devleti bu işe karıştırmak demek, trafiği siyasete karıştırmak demekmiş diye tepki koyanlar, devlet karışırsa olmaz diyenler, abuk sabuk sözlerle saldıranlar oldu. Geçmişte söylediklerimi ki kabul etmeyenler şimdi ezberlerine almışlar yazdıklarımı. Devlet kapısına da koştururlar.

Her şey cezalarla çözülmez, cezadan önce de yapılacak çok şeyler vardır elbet. Sıra cezaya geldiğinde her şey olup bitmiştir. Önemli olan, hadise olmadan engellemektir. Marifet kirletilen çevreyi temizlemek veya ceza kesmek değil, kirletmemektir esas. Daima dediğim gibi çevremizi kirletmediğimiz zamana erişirsek işte o gün trafik belasından da kurtulmuş olacağız. Trafik seferberliğine halkımızı da aktif olarak çekmemiz lazım, ülkenin bir ucundan diğer ucuna. Plan program emek bilgi özveri ister. Bu potansiyel halkımızda vardır, yeter ki halkımızı kazanalım, bilgilendirelim, trafik seferberliğine çekelim, kıralım canavarın kan emen dişlerini. İlla da ceza değil. Sevgi saygı, sabır, anlayış, düşünce, hoşgörü kötü gidişatı durdurmanın anahtarıdır. Eve gittiğimizde de şükredelim. Herkese kazasız belasız günler.