Gençlik yıllarından beri özellikle KKTC siyasetiyle gerek aktif gerekse pasif şekilde ilgilenirim. Bu süreçte farkına vardığım en çarpıcı olgu, muhalefetin iktidarları devamlı olarak yolsuzlukla suçlaması ve bunun akabinde ise eleştiren muhalefetin hükümete gelmesi ile bu sefer onların da benzer şekilde yolsuzlukla itham edilmesidir.

Son günlerde muhalefetin artan dozajda koalisyon hükümetini yolsuzlukla suçlaması tarihsel bir siyasi olguyu zihnimde canlandırdı. Şöyle ki, yolsuzluklar üzerine KKTC’de yaşanan döngüsel olgu çeyrek asırlık bir dönemde dahi dejavu şeklinde kendini tekrar etmiştir.

İnternet ortamında araştırma yapıldığında herkesin ulaşabileceği gibi; Dr. Derviş Eroğlu ve Tufan Erhürman Başbakan olmadan seçim propagandalarının merkezinde o günkü iktidarın yolsuzluk iddiaları bulunmaktaydı.

Önce Dr. Derviş Eroğlu’ndan Başlayalım….

09/09/2009 tarihli gazete manşetinde Başbakan Derviş Eroğlu, "100 Günde %100 İcraat" ismini verdiği basın toplantısında Başbakanlık Denetleme Kurulu'nu yapanın yanına kar kalmasın diye oluşturduklarını dile getirerek "Vakıflar'da yolsuzluk var, Kooperatif'te yolsuzluk var, Kalkınma Bankası'nda bir sürü şaibeli iş var. Bunların hesabını mutlaka soracağız.” söyleminde bulunmuştu.

Güya yolsuzlukları önlemek için oluşturulan ucube nitelikteki Başbakanlık Denetleme Kurulu, o tarihte olduğu gibi bugüne kadar yolsuzlukları önlemede faydalı olamamış ve istismar edilerek siyasi rüşvet niteliğinde üst düzey beş kişiyi daha atama avantası yaratmıştır. Bu makam özünden koparılarak o kadar siyasallaştırılmıştır ki, en son olarak başkanlığına denetim nosyonuna sahip olmayan bir mühendis getirilmiştir.

Gelelim Tufan Erhüman’a…….

Başta o dönemin Başbakanı Hüseyin Özgürgün olmak üzere iktidarı yolsuzlukla suçlayarak hükümete gelen dörtlü koalisyonun Başbakanı Tufan Erhürman, 2 Mar 2018 tarihinde düzenlediği basın toplantısında ülkede yaşanan yolsuzluk ve hukuksuzluğa ilişkin dosyaları sözde kamuoyu ile paylaştı.

Erhürman, bahse konu basın toplantısında bir nevi dağın fare doğurduğunu açıklayarak 2010 ve sonrasında açılan soruşturmaların büyük bir bölümünün ‘mesele yok’ denilerek kapatıldığını, Sayıştay Başkanlığı tarafından gönderilen bir kısım yolsuzluk dosyasının ise yıllarca Savcılıkta görüş beklediğini defaatle vurgulamıştır.

Sonuç olarak; KKTC siyasi tarihinin nerede ise her döneminde muhalefetin hükümeti ağır bir şekilde yolsuzlukla suçlaması, hükümete gelindiği zaman ise yolsuzlukları önlemek için gerekli şeffaflık, hesap verebilirlik, etkin ve güçlü denetim mekanizmaları ile emniyet, savcılık ve yargı bacaklarını güçlendirmeye yönelik idari, lojistik, kurumsal ve teknik yapısal reformlara yönelik beklenen dirayet ve "şecaat" gösterilmediği için muhalefetin hükümeti devamlı olarak yolsuzlukla suçlaması maalesef mahfuz kader haline gelmiştir.