4 Ekim 2024’teki yazımın tekrar yayınlanmasını uygun gördüm.

İki Federalci Başkanımızın korkunç tavizleriyle içi boşaltılmış uyduruk sözde Federasyonla birleşmek ve birleştirilmek istendiğimiz eski ortağımızın kimler olduğuna bir bakalım. Nisan 1955’te İngiliz yönetimine ardından Türklere karşı ENOSİS için silahlı saldırılara girişen, binlerce Türk’ü karma ve Türk köylerinden göç ettiren, yüzlerce Türkü katleden, 16 Ağustos 1960’ta Türk-Rum eşit ortaklığında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti Antlaşmaları için daha ilk günlerden Cumhurbaşkanı Makarios Antlaşmaların ‘Enosis’e sıçrama tahtası’ olduğunu söyler. Bu amaç için gizlice 22 Tabur milis gücü hazırlarlar. Kabul edilemeyeceğini bildikleri halde bahane olsun diye ENOSİS’e kolayca ulaşmak için Türkler lehindeki 13 Anayasa maddesini üç yıl dolduktan sonra değiştirmek isterler. Kabul edilmeyince üç yılın sonunda 21 Aralık 1963’te ENOSİS için Türkleri bir gecede AKRİTAS planıyla imha etmek için silahlı saldırılarla Devleti işgal ederek Türkleri Devletten kovarlar. Birincisi 1955’lerde olmak üzere ikinci defa 103 köyden göç ettirirler.

Rum saldırılarından iki buçuk ay sonra 4 Mart 1964’te BMGK toplanır, 186 sayılı kararla 3 aylığına adaya Barış Gücü gönderilmesi kararı alınır. Kararda, üç ayda adada asayişin ve düzenin yeniden sağlanacağı ve bu sürede ortak Cumhuriyet yönetiminin saldırgan Rumlarda olması ayrıca Barış Gücünün de yönetime yardımcı olması yer alır. Kısacası kümes tavuklarla birlikte tilkilere teslim edilir, BG de yardımcıları. Bu karardan sonra Rum saldırıları katlanarak saldırmadık Türk bölgesi bırakmazlar, çadır-baraka-mağaralarda abluka altında ilkel koşullarda yıllarca ambargolarla, saldırılarla Türkleri yok etmeye çalışırlar, yüzlerce masum Türkü katlederler, terk edilen Türk mallarını talan ederler, tepe tepe kullanırlar, yıllarca Türkleri adanın yüzde üçünde kapalı tutarak istedikleri anda istedikleri yere saldırırlar, yıllarca Türklerin seyahat özgürlüğünü yasaklarlar, işine gücüne tarlasına bağına bahçesine davarını otlatmaya gitmesini engellerler, gidenler bir daha geri dönmezler, BM sözde Barış Gücü nezaretindeki hastaları barikatlarda alıkoyup kör kuyulara atarak katlederler.

Kıbrıs’a yasa dışı yirmi bin Yunan askeri ve gazete kağıdı diye gemiler dolusu silah-cephane sokarlar. Yunanistan’da askeri Cunta yönetime el koymuştur, kesin ve acele ENOSİS için ikinci büyük darbenin hazırlığı için önce yıktıkları Cumhuriyetin Polis Karakollarını hedef alarak her gece bombalarlar, erken ENOSİS’e karşı olan Makarios taraftarı solcuları köşe bucak arayıp buldukları yerde infaz ederler, kendi aralarında bile çatışırlar. Durum uygun hale geldi diyerekten 15 Temmuz 1974’te ENOSİS için İFESTOS adlı Türkleri ikinci bir imha planı gereğince EOKA B terör örgütü ve Yunan Cuntası birlikte önce Kıbrıs Cumhuriyetine! ikinci darbeyi yaparlar, Cumhurbaşkanlığı sarayını tanklar toplar havanlar ağır silahlarla saldırırlar darmadağın ederler, Kıbrıs Cumhuriyetini yıkarak yerine ‘Kıbrıs Helen Cumhuriyetini’ ilan ederler, Makarios’u öldürdüklerini dünyaya duyurup yerine terörist başı Nikos Sampson’u koyarlar, akabinde silahlarını Türklere çevirirler.

Garantör Anavatan Türkiye’mizin defalarca anında her türlü desteği Kıbrıs Türk Halkının yok edilmesini önlediği, bu sayede ayakta kaldığı bilinen bir gerçek. Masum Türk Halkına Türkiye’den başka bir ülke destek olmazken, saldırgan darbeci ve Kıbrıs sorununu yaratan tarafa ise destekler her taraftan yapıldı, hala da yapılmakta. Esas sebebi de işte O güya 3 aylık geçici Adaletsiz 186 sayılı kararın ne kadar haksızca ve taraflı olduğu aradan geçen 738 aylık ( 61 sene 6 ay ) uzun zaman, Adaletsizliğin büyüklüğünü ortaya koyan en büyük ispattır. Özetle yazdıklarım 15 Temmuz 1974’e kadar adada yaşananlardır. Haksız Hukuksuz tamamen Adaletten yoksun bu karar, hem ikinci büyük darbeye hem de 5 gün sonrası büyük savaşa sebep olmuştur. Diğer önemli husus, kararın çözümsüzlüğün da başlıca sebebi olduğuna hiç şüphe yoktur.

BM arabuluculuğunda yarım asrı aşan Federasyon görüşmelerinde çözüm planlarını Referandum dahil sürekli reddedenler, Türklere azınlık teklif edenler, Garantilerin kalkmasını, Türkiye’nin adadan gitmesini şart koşanlar, ama Güneyi KC Antlaşmalarına aykırı olarak ABD, Fransa, İsrail üsleriyle dolduranlar (İngiltere’nin zaten gadimici üsleri var, ayrıca AB ülkeleri için de serbest) Veto hakkımızı reddedenler, doğal gaz faaliyetlerinde Türkleri saf dışı bırakanlar, ambargolar uygulayıp uygulattıranlar, 1974 öncesinde Türklere yaptıklarını inkar edenler, Meclislerinde ÜÇ DEFA ENOSİS kararı alanlar, okullarında ENOSİS okutanlar, kiliselerinde pekiştirenler, yabancı güçlerin her türlü desteğiyle ve AKEL’in de marifetiyle Türkleri ikiye bölenler. İşte kısaca yazılanlar, hem birleştirilmek istendiğimiz tarafı, hem bize bunu empoze etmek isteyenleri ortaya koyan gerçekler. Suçlulara mükafat, masum ve mağdurlara ambargolarla cezalar uygulayanlar. Dünyada Adalet ters işlemeye başlayalı çok oldu, aha karşımızda canlı canlı, kulak versek duyacağız feryatları sessiz çığlıkları, sadece füzelerle değil açlıkla da yapılan soykırımı.

Ve bunların hangisine güven duyabiliriz, işte karşımızdakiler bunlar. Tencere kapak. Ve bizim Federalci geçinenler bu gerçekleri görmezden gelip sanki hiçbir şey olmamış gibi baskılara rahatça boyun eğerler, hatta haklı olduklarını bile savunurlar. Türk Halkı olarak bunca yıl haksızlıklara karşı her iki tarafla da mücadele etmek direnmek zorunda bırakıldığımız umurlarında olmayanlar. Sanki müstahakkımız imiş gibi. Baskılardan haksızlıklardan kurtulmayı, Rumların hem destekçilerinin isteklerini kabul etmemize bağlarlar. Kıbrıs sorununda tamamen haklı ve mağdur olmamıza rağmen, BM-AB’nin oldubittilerine itibar ederler, Türkiye Garantisi olmadan, eşit egemenlik olmadan Rum’la birleşmeyi ısrarla isterler. Habire müzikler, danslar, gezmeler tozmalar, çeşit oyunlar çeşit tiyatrolar vs. Tıpkı AKEL’in 1981!deki Türkleri parçalamak için üyelerine gönderdiği 2 maddelik yol haritası genelgede emredilenler. Türk Askeri çekilsin de o zaman görürüz dünyanın kaç bucak olduğunu, hem deka driyanın on üç olduğunu. Yahu bunlar bizi köle bile istemezler Kıbrıs’ta, köle.

Sözde Federasyonla darbeci saldırganlarla ortaklık Cumhuriyetini işgal edenlerle zorla bizi birleştirmek isteyenlere de bakalım. Kıbrıs sorununu Rum-Yunan’ın başlattığını, tarihini, amaçlarını bildikleri halde; ortak Kıbrıs Cumhuriyetine iki defa darbe yapanlara, Türklere yapılanları bildikleri halde saldırganlara BMGK hukuk dışı oldubitti 186 kararıyla Cumhuriyeti haksızca teslim edenler, oldubitti yargısız infazla Türkleri yıllardır cezalı tutanlar, çözüm planlarını reddedenleri mükafatlandıranlar, kabul edenleri cezalandıranlar, çözümsüzlüğün sürmesine sebep olanlar, Türklere hata yapmaları için baskı yapanlar, Türklere yardım eden savunan Türkiye’ye şantaj-baskı-yaptırımlar uygulayanlar, Kıbrıs Cumhuriyeti Antlaşmalarını, Anayasasını çiğneyip çiğnetenler, kendi ilkelerine ters düştüğü halde darbecileri tüm Kıbrıs adına AB’ne üye alanlar, çözümsüzlüğe kördüğüm atanlar, Türkleri yok sayan taraflı-adaletsizler.

Gerçekler ortadayken Rumlarla birleşerek halkımızı yeniden geçmişin kaos dolu karanlık yıllarına, çıkmaz yollarına sürüklemeyi kurtuluş diye pazarlayan; bizi haksızca cezalandırıp haklarımızı suçluların heybesine koyanlara, cezalarla baskılarla vaatlerle hata yapmamızı zorlayarak haksızlıklarını örtmeyi amaçlayan BMGK-AB’nin oyunlarına alet olanlar, haksız kararlarını Tanrı Kelamı sayıp Garantilerin kaldırılmasına, Türkiye’nin adadan gitmesine çanak tutanlar, eşit Egemenlik istemeyenler, Türk düşmanı kazzıkçı AKEL ile omuz omuza kol kola girenler, BMGK-AB’ne biat eden Federalciler. 1960’ta daha uygun güvenlik koşullarında birleşiktik de başımıza gelmeyen kalmadı. Suçlular mükafatlı, suçsuzlar da hala cezalı.

İstedikleri Federasyon gerçekleştiği takdirde; iki toplumluluk iki kesimlilik karmaya dönüşecek, sabitleştirdikleri nüfusumuzla, Garantiler-Türkiye olmayacak, ENOSİS’ten ödün vermeyen Rum-Yunanla iç içe, AB Birincil hukuku, dönüşümlü başkanlık yok, hiçbir eşitlik, Vetomuz yok, dördüncü göç, toprak tavizi, 1 Türk’e 4 Yunan vatandaşı, dolaşım-yerleşim-iş kurma-mal alma serbest. Rum-Yunan kucağında, ABD, Fransa, İngiltere, İsrail, Hindistan ile sarmaş dolaş. Dönüşü olmayan mayınlı yol, keşkeleri de bol olan yol. Düdük çalmıştır, Referandum öncesi benzer durum yeniden yaratılmıştır. Bir hata daha yapma şansımız yoktur.

Bir tarafta emsalleriyle sahte vaatlerle yok oluş, diğer yanda Egemenlikte varoluş. Keşkeleri yaşamamak için, neye layık olduğumuza karar verme günü yakındır. Eşit iki halk, Barış, çözüm, huzur, asayiş içinde kavgasız gürültüsüz, istemeyen var mı???

Sn Erhürman, Ya Federsyon ya eşit egemen iki devletli çözüm demek yerine ya Federasyon ya çözümsüzlük demek doğru olandır diyor. Bizler Kıbrıs sorununda tamamen haklıyız sn Erhürman. Üzerinde odaklanmamız gereken esas mesele çıbanın başı Hukuk dışı taraflı oldubitti ve çürük 186 sayılı karardır, 3 aylık süresiniz sürekli uzatılmasıdır, en önemlisi de içeriğidir. Her şeyi alt üst eden yanlışı doğru, eğriyi düz gösteren hukuk dışı taraflı karardır. NE ASİYİZ NE SALDIRGAN TARAFIZ, çözümden kaçan taraf da değiliz, kimlerin olduğu açıktır. BMGK – AB, Uluslararası Antlaşmaların da üstünde midir ki Kıbrıs Cumhuriyeti Antlaşmalarını da Anayasasını da hem çiğnerler hem çiğnetirler????

Sayın Erhürman, eşit egemen iki devletli çözümü Rumlar da BMGK de kabul etmez, o yüzden çözümsüzlük demektir, çözüm istemeyen taraf oluruz, hiç hoş değil demişti. Ya Rumlar, 60 yıla yakın görüşmeler boyunca çözümden hep kaçtı, en bariz örneği Referandumda, onca vaatlere, tehdit ve baskılara rağmen ezici bir çoğunlukla HAYIR dediler, amma sözü geçen büyük devletlerce, önemli Kuruluşlarca ‘ ne yapalım iradeleri bu yönde, saygı duyuyoruz ‘ dedilerdi da en büyük mükafata bile layık görüldülerdi AB’ne alınarak. Bir defa da biz hayır diyelim bakalım bir defacık olsun, bakın görün ekstradan ne cezalar koyarlar önümüze. İşte bu taraflı ve haksızlıklardan dolayı aklımızı başımıza alalım, bizi istedikleri şekle sokmalarına izin vermeyelim. Aslında 3 aylık 186 kararının 60 yıl 8 ayı forsa etmesi ders çıkarmaya yeterlidir, fazla biledir.

Eeee Türkiye Garantisi yoksa, sadece bir olumlu oyumuzun VETOMUZU alt etmesi olacak şey mi??? Sayın Erhürman’ın tutumu maalesef suçlu tarafmışız gibi. Rumların lehine verilecek bir oyumuz Vetomuzu sıfırlayacak. Yani ağırlıklı olarak Rumların istediklerine göredir, reddine değil kabulüne yönelik Türklerden bir oy yeterli, algı Rumlar lehine. Bizim yerimizde her kim olsa asla birleşmek istemez, hele bu şartlarda ve bunca yıldır uygulanan insanlık dışı haksız muameleler hala devam ederken ve Türk düşmanlığı hala zirvedeyken. Dünyada bir ilktir, Rumlar hem darbeci hem Kıbrıs Cumhuriyetini yıkan hem soykırımcı, hem ortağını devletten kovan, hem savaş suçlusu, hem çözümden kaçan, hem tamamen haksız, hem Uluslararası Antlaşmaları çiğneyen, hem suçlu hem güçlü, hem dünyaca desteklenen. ( Yazının sonu )

PARANTEZ AÇALIM. Bizim sorunumuz aslında Rumlardan ziyade BMGK sonra da AB iledir. Kıbrıs sorununun bunca yıl uzamasından öncelikle BM sonra da AB’dir. BM, Kıbrıs Cumhuriyeti ortaklığımızı Rum saldırıları henüz 2 buçuk aylıkken 186 sayılı kararla güya 3 aylığına Ortaklık Cumhuriyetinin yönetimi nüfusça fazla olan ve bu sürede saldırılarla Cumhuriyetin bütün organlarını işgal etmiş olan Rumlarda kalmasına, kararla gönderilecek sözde Barış Gücünün, adada asayiş ve düzenin sağlanması için Rum yönetimine yardımcı olmasına atıfta bulunması, Kıbrıs’ta Rum saldırılarının ayyuka çıkması için bardağı taşıran son damla olduğudur. Kısacası, kümesteki tavuklar tilkilere teslim edilmişti. O yüzden çözümsüzlüğü de körüklemiş olup görüldüğü gibi gün itibarıyla 62 sene 4 aya varmıştır uzatmalarla. Ki bu BMGK’nin yüz karasıdır hiç şüphesiz.

Bu haksız, bu çözümsüzlük kararına yaslanarak Referandumda Hayır diyen darbeci tilkileri AB tüm Kıbrıs adına haksızca üyeliğe almakla çözüm yolu karma karışık yollara, labirentlere saptırılmış, peşinden koşanlar da zik zaklı tuzaklı yollarda feleğini şaşırmıştır. O yüzden, her iki kuruluş da çözümsüzlüğün baş mimarlarıdırlar, Uluslararası Kıbrıs Cumhuriyeti Antlaşmalarını ve Anayasasını da hep birlikte çiğnemişler ve de çiğnetmişlerdir, hala da öyledir. Bu nedenle aslında BMGK bu soruna adil bir çözüm bulmak zorundadır, Kıbrıs Cumhuriyetini hala Rumların egemenliğinde bırakması, masum tarafı da cezalara tabi tutması rezaletten başka bir şey değildir. AB’nin vaziyeti de ayni kapıya çıkar. Kısacası her iki kuruluş da açıkça saldırgan darbeci işgalci tarafı alenen haksızca desteklemektedir, bu çok büyük bir Adaletsizliktir. NOKTA.

İçimizde bazı çevreler yanıp tutuşarak kimlerle birleşmek istediklerini anlaşılan bilmezler, halbuki dünyada birleşmeyecekleri birkaç halktan biridirler, o ayrı. Canları itilip kakılma, sövülme çekti, kıçına da tekme.

Sayın CB Erhürman, bayan Holguin ile görüşmesinden sonra, beşli konferanstan önce Güven yaratıcı önlemler konusunda iyi bir iş çıkarmak gerektiğinin altını çizdi. İşte tam da böyle iyi bir iş çıkardı Rum Savunma Bakanı bay Palmas Allah iyiliğini versin! Fransız mevkidaşı bayan Catherina ile çok önemli bir anlaşmaya imza attılar, Liderlerin Bayan Holguin ile görüşme yaptığı günde. Fransız askerlerinin Kıbrıs’ta konuşlanmasını öngören bir anlaşma bu. Ve bayan Fransız Bakan dedi ki, ‘ Güney Kıbrıs’ın, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’daki ASKERİ operasyonların yapılması açısından temel bir üssü teşkil edeceğini ‘ belirtti. Maşşşşallah maşşşallah. Hayırlısı hayırlısı!!

1955’lerde EOKA’dan kaçarak diğer karma ve küçük Türk köyleri gibi biz de köyümüz Aysergi’den Mağusa’ya göç ettiğimizde ilk okul son sınıf tatilinde İngiliz sömürge dönemiydi Mağusa’ya o zaman Cirit sahasına şimdiki Canbulat sahasına yüzlerce Fransız askeri gelip kamp kurmuşlardı, bir iki ay sürmüştü. Orta Doğu’ya gideceklerdi. Duyduk ki, şarap ve üzümü çok severler, biz çocuklar götürüp satardık, birden aklıma geldi. Diyeceğim tarihi tekerrür.

Bay Hristodulidis, BMGS bay Guterres’in kendisine Mart ayında niyetini bildirdiğini söyledi. ‘Onun çok özel bir planı, özel bir tasarımı var ve ben de onun yaklaşımlarını ve görüşlerini paylaşıyorum ‘ dedi. Sayın Erhürman’a da bildirdi mi acaba? Yaklaşımlarını ve görüşlerini bay Hristodulidis paylaştığına göre var bu işte bir iş. Göreceğiz bakalım, bizi tilkilerin kümesine mi sokacaklar, yoksa güzel sözlerle vaatlerle övgülerle ağzımızdan peyniri mi alacaklar.