Son günlerde bütçe açığı üzerine yapılan tartışmaları izlerken dikkatimi çeken ortak bir nokta var.
Herkes rakamlardan söz ediyor.
Gelirler ne kadar artırılacak?
Harcamalar ne kadar azaltılacak?
Bütçe açığı hangi formülle kapanacak?
Sanki maliye, doğru sayıları yerine koyduğunuzda tek bir doğru sonuca ulaşabileceğiniz bir matematik problemiymiş gibi…
Oysa maliye matematikten de mühendislikten de daha farklı bir alandır.
Maliye, en temelde bir sosyal bilimdir.
Matematikte aynı işlem her zaman aynı sonucu verir.
Maliyede ise aynı karar, toplumun davranışına göre bambaşka sonuçlar üretebilir.
Çünkü maliyenin konusu yalnız rakamlar değildir.
İnsandır.
İnsanlar, ekonomik kararlarını yalnız matematiksel hesaplarla vermez. Teşviklere, beklentilere ve çıkarlarına göre hareket eder.
Siyaset de bundan bağımsız değildir.
Özellikle küçük toplumlarda birey ile siyaset arasındaki mesafenin kısa olması, kamu kaynakları üzerindeki talepleri artırır.
Zamanla devlet, ortak yararı gözeten bir kurum olmaktan çok, bireysel ya da zümresel beklentilerin karşılanacağı bir mekanizma olarak görülmeye başlanır.
İşte maliyeyi matematikten ayıran da budur.
Bütçeler çoğu zaman yalnız teknik hesapların değil, toplumsal alışkanlıkların da sonucudur.
Denizin neden bittiğini anlamak istiyorsak, rakamlardan önce davranışlarımıza bakmamız gerekir.
Maliye, yalnız gelir ve gider hesabı yapmaz.
Kimlerin hangi yükü üstleneceğini, hangi harcamaların öncelikli olacağını, hangi ayrıcalıkların devam edeceğini ya da sona ereceğini belirler.
Bu nedenle bütçe rakamlarından önce siyaset konuşulur.
Bugün yaşadığımız tartışmanın en ilginç tarafı da burada başlıyor.
UBP iktidarı döneminde kamu maliyesinde oluşan büyük tahribatı, yıllar içinde büyüyen bütçe açıklarını, artan borçlanma ihtiyacını, popülist harcamaları ve mali disiplinden uzaklaşmayı büyük ölçüde normal karşıladık.
Bugün karşı karşıya bulunduğumuz tablo bir gecede ortaya çıkmadı.
Bu açık; yıllarca ertelenen kararların, seçim ekonomilerinin, liyakat yerine sadakatin tercih edilmesinin ve kamu kaynaklarının siyasi amaçlarla kullanılmasının doğal sonucudur.
Buna rağmen ilginç bir durumla karşı karşıyayız.
CTP henüz iktidara gelmeden, sanki elinde bütün yetkiler varmış gibi, bütçe açığını hangi formülle kapatacağı soruluyor.
Sorular öyle soruluyor ki, maliye sanki matematik ya da mühendislik bilimiymiş gibi tek bir doğru cevabı var sanılıyor.
Oysa maliye böyle işlemez.
Alacağınız her karar, toplumun vereceği tepkiye göre farklı sonuçlar üretir.
İşte bu nedenle maliyede doğru formül arayışından önce doğru politika ihtiyacı vardır.
Elbette geçmişte mali disipline önem veren hükümetler de oldu.
Mali disiplini siyasi popülizmin önünde tutmaya çalışan bu anlayış sayesinde bütçe yönetiminde öngörülebilirlik güçlendi, kamu maliyesine duyulan güven arttı ve krizlerin maliyeti sınırlandı.
Bu, bütün sorunların çözüldüğü anlamına gelmez.
Ama mali disiplini bir tercih olarak gören anlayış ile bir devlet sorumluluğu olarak gören anlayış arasındaki farkı açık biçimde ortaya koyar.
Mali disiplin, bütçedeki birkaç rakamı düzeltmekten ibaret değildir.
Mali disiplin; kamu kaynaklarının siyasi popülizme teslim edilmemesi, gelecek kuşakların bugünün sorumsuz kararlarının bedelini ödememesi ve devletin ekonomik güvenilirliğinin korunması demektir.
Toplum alıştığı harcama düzeninden kolay vazgeçmeyecektir.
Bu nedenle mesele değişimi dayatmak yerine; gerçeği saklamadan, kaynakların adalet ilkeleri içerisinde paylaşılmasını sağlamak ve geçişi kademeli yönetmektir.
Ancak bu hikâyenin başlangıç noktası da sonunu belirleyecek unsur da maliye politikası tekniği değildir.
Başbakanın güvenilirliği, adalet duygusu ve kamu kaynaklarının hakkaniyetle paylaşılacağına dair inandırıcılığıdır.
Maliye programı rakamları düzenler.
Toplumu değişime ikna edecek olan ise bu inandırıcılıktır.
Maliye matematikten, istatistikten ve ekonometriden yararlanır.
Borç sürdürülebilirliği hesapları yapar.
Senaryolar üretir.
Risk analizleri gerçekleştirir.
Bunların tamamı araçtır.
Bir cerrahın neşteri kullanması nasıl tıbbı metal işçiliğine dönüştürmüyorsa, maliyenin matematik kullanması da onu matematik bilimi yapmaz.
Bu nedenle maliye bakanlığında en zor kararlar hesap makinesinin başında verilmez.
Kararlar, toplumun kaynakların daha adil paylaşılacağına ne ölçüde inandığı dikkate alınarak alınır.
Çünkü maliyenin konusu para değil insandır.
32 yıl önce, Özker Özgür’ün söylediği “Deniz bitti be arkadaşlar. Başımızın çaresine bakmalıyız” sözü, bugün kamu maliyesi açısından bütün ağırlığıyla önümüzde duruyor.
Çünkü denizin bittiği yer, yalnız paranın tükendiği yer değildir.
Aynı zamanda eski alışkanlıklarla, eski siyaset tarzıyla, eski popülizmle ve eski ayrıcalık düzeniyle yol alınamayacağının anlaşıldığı yerdir.
Bugünkü bütçe açığını hesap makinesi üretmedi.
Siyaset üretti.
Dolayısıyla çözümü de yalnız matematikte aramak yanlıştır.
İyi maliye politikası, yalnız rakamları düzelten politika değildir.
İyi maliye politikası, o rakamları bozan siyaset anlayışını değiştirebilen politikadır.
