20 Şubat, Birleşmiş Milletler tarafından 2007 yılında Dünya Adalet Günü olarak ilan edildi. Amaç basit, ama hayati: küresel ölçekte yoksulluk, işsizlik, cinsiyet farklılığı ve ayrımcılık gibi insan eliyle yaratılan eşitsizliklere dikkat çekmek ve daha adil bir dünya için farkındalık yaratmak.

Bu tür günlerin dezavantajlarından biri, hayatımızı belirleyen dinamiklere ilişkin almamız gereken tutumun sadece bir güne indirgenmesidir. Yine de bu sembolik günler, hasır altı edilen, çoğu zaman doğal kabul edilen ve görmezden gelinen konuların, kamuoyu önünde tartışmaya açılmasına fırsat da yaratmaktadır.

Sosyal adalet kavramı, fırsat eşitliğinden gelir ve servet dağılımındaki adalete, ayrımcılık karşıtlığından, insan haklarının korunmasına kadar birçok boyutu içermektedir.

Öncelikle küresel ölçekte sosyal adaletin durumuna kısaca bir göz atalım, ardından KKTC’deki durumumuzu ele alalım.

Dünyadaki aşırı yoksullukta bir miktar düşüş olmakla birlikte gelir ve servet dağılımındaki adaletsizlik hala çok derindir. World Inequality Report’un 2025-2026 dönemine ait bulgularına baktığımızda, dünya nüfusunun %10’luk bir kesiminin dünya gelirinin yaklaşık %75’ine sahip olduğunu görüyoruz. Bu tablo tek başına bile sosyal adaletin özellikle fırsat eşitliği boyutu üzerinde ne kadar yıkıcı bir etki yarattığını göstermeye yeter.

Gelir adaletinin ötesinde, eğitim, sağlık ve yaşam standartları unsurlarını içeren çok boyutlu yoksulluk açısından baktığımızda da 2025 Global Çok Boyutlu Yoksulluk Endeksi (MPI) raporuna göre dünya genelinde 1,1 milyar insanın akut çok boyutlu yoksulluk sınırları içinde yaşamak zorunda kaldığı tepit edilmiştir. Üstelik bu yoğun yoksulluk koşulları, iklim ve çevresel risklerle birleştiğinde ortaya daha ağır bir tablo çıkmaktadır.

Toplumsal cinsiyet eşitliğinin küresel ölçekteki durumu da pek parlak görünmüyor. Dünya Ekonomik Formu tarafından hazırlanan Global Gender Gap başlıklı en son raporunda toplumsal cinsiyet eşitliğinin dünya genelinde giderek azaldığı tespiti yapılmakla birlikte, bu anlamda bir eşitliği sağlamak için 123 yıla ihtiyaç olduğu öngörüsünde bulunulmaktadır.

Peki, ülkemizde sosyal adalet koşulları ne durumda?

Sosyal adalet konusu, KKTC’deki siyasal gündemin merkezinde değil. Daha çok ekonomik büyümeye ilişkin nutuklar atılırken, bunun ancak gelir dağılımı meselesiyle birlikte alınması gerektiği konusunda bir sessizlik var. Hatta büyümenin kime yaradığı sorusu çoğu zaman cevapsız kalıyor.

Nitekim KKTC’deki gelir dağılımının giderek bozulduğunu her gün daha çok hissediyoruz. Yapısal olarak ülke ekonomisinin ithalata bağımlı olması, kur dalgalanmaları, kamu çalışanları ile özel sektör çalışanlarının özlük hakları arasındaki dramatik eşitsizlik, gelir dağılımını da olumsuz etkilemektedir.

Kamu çalışanları ile özel sektör çalışanları enflasyondan farklı ve çoğu zaman orantısız biçimde etkilenmektedir. Örneğin kamuda çalışan bir ortaokul mezunu memur, yıllık hayat pahalılığı oranında maaşına artış alırken, özel sektörde asgari ücretin biraz üzerinde çalışan doktoralı bir öğretim üyesi, daha düşük bir maaş alabilmektedir. Bu tek örnek bile KKTC’deki gelir adaletsizliğinin geldiği noktayı göstermesi bakımından çarpıcıdır.

İş gücü piyasasındaki güvencesizlik ve ücret farklılıkları da sosyal adalet açısından ciddi bir risk oluşturuyor. Kayıt dışı çalışma sorunundan düşük ücret sorununa, yabancı işgücünün yoğun olduğu iş gücü alanlarından genç işsizlik sorunlarına kadar birçok yapısal sorun adaletsizliği beslemektedir.

Eğitime erişim ve fırsat eşitliği bakımından değerlendirdiğimizde de eğitim kalitesindeki farklılıklar ve iş imkanı farklılıklarının, sosyal adaleti olumsuz etkilediği anlaşılmaktadır. KKTC’de kamusal eğitim ücretsiz olmakla birlikte, daha kaliteli eğitim adına özel okulları tercih eden yurttaşlar ile kamu okullarına gitmek zorunda olanlar arasında ciddi bir gelir eşitsizliği olduğu bilinmektedir. Üstelik bu eşitsizlik eğitim kurumları marifetiyle de yeniden üretilmektedir.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği bakımından da KKTC’deki durum henüz yeterince adil görünmemektedir. Kadınların işgücüne katılım oranları erkeklere kıyasla hala düşük seviyededir. KKTC İstatistik Kurumu tarafından bu ay yayınlanan Hanehalkı İşgücü Anketi 2025 yılı II. Çeyrek sonuçlarına göre çalışan nüfusun İşgücüne katılma oranı erkeklerde 61,8 iken, kadınlarda 38,1 seviyesindedir.

Göç yoluyla KKTC’ye gelen geçici statüdeki çalışanların farklı sosyal güvence uygulamalarına tabi olmaları da sosyal adalet ilkesi bakımından sorunludur. Özellikle inşaat, turizm, yükseköğretim gibi sektörlerde geçici statüde çalışanlar, kayıt dışı çalışma, iş kazası ve işsizlik durumlarında tamamen güvencesiz bir konuma düşebilmektedir. Ayrıca göçmen işçiler sağlık hizmetleri ve emeklilik gibi sosyal güvenlik haklarından yararlanmaları bakımından da ciddi eşitsizliklerle karşı karşıyadır. Bu kesimin örgütlenme ve toplu sözleşme gibi sendikal haklardan yararlanması, ülkemizde neredeyse imkansızdır.

Sonuçta henüz uçurum seviyesinde olmasa da yapısal eşitsizliklerden ve bunları giderecek kamu politikalarının eksikliğinden dolayı KKTC’de sosyal adaletsizlik giderek artmaktadır. Dolayısıyla bütün bu adaletsizliklere karşı mücadele vermek için çok boyutlu ve bütüncül politikalara ihtiyaç vardır.

Bu konuda yapılabilecek birçok şey vardır: Gelir dağılımında adaleti sağlayacak vergi politikalarından kapsayıcı sosyal güvenlik politikalarına; eğitim ve fırsat eşitliği bağlamında ücretsiz ve kaliteli eğitime yatırım yapmaktan burs ve teşvik programlarına; işgücü piyasasında kayıt dışı ekonomiye yönelik tedbirlerden, eşit ücret politikalarına; toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki ayrımcılıkla etkin mücadeleden kadın temsiliyetini artırıcı önlemlere, sağlık ve sosyal hizmetlere erişim bakımından genel sağlık sigortasından dezavantajlı grupların temel sağlık ve yaşam hizmetlerine erişimini sağlamaya ve kamu yönetiminde şeffaflığı ve hesap verebilirliği artırıcı düzenlemelere kadar birçok önlem alınabilir ve alınmalıdır!

Ancak bütün bu sorunları kendisine dert edinen bir siyasal özneye ve onun iradesine ihtiyaç vardır. Peki, KKTC siyasal hayatında sosyal adaleti siyasal ufkuna yerleştirip bu konuda etkin öneriler geliştiren herhangi bir siyasal parti var mıdır?

Dünya Adalet Günü bir hatırlatma olabilir. Ama asıl soru, bu hatırlatmanın bir karşılık bulup bulmayacağıdır. Çünkü adalet, takvimde bir gün değil, siyasal bir tercihtir.