Kıbrıs Türk ulusal bayramları içinde, 20 Temmuz 1974'ten beridir kutlanan Barış ve Özgürlük Bayramı'nın tartışmasız bir önemi vardır.
Her şeyden önce, 20 Temmuz 1974 tarihi Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs tarihindeki en zor günlerinin sona erdiği, çok daha güzel günlerinin şafağının doğduğu simgesel bir tarihtir.
Bugün sağcısı, solcusu, ideolojik olarak merkezde yer alan tüm Rum toplumu siyasal akımlarınca kabul edilmese de, bu tarih Rum toplumuna mensup çok ciddi bir kesim için de kurtuluş tarihidir.
Kapıların açılmasıyla birlikte iki toplumun sıradan insanlarının bir araya gelip sohbet ettiği ortamlarda, özellikle Makarios taraftarı ve AKEL'e mensup solcu insanların, dönemin Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit'ten büyük bir saygı ve minnetle bahsettiği, “bizi Rum faşistlerinden kurtaran adam” diyerek selamladığı çok fazla örnek yaşanmıştır.
Hatta, geçen gün, hiç de şöven bir isim olmayan, Rumlarla Türklerin barış içinde yaşadığı bir Kıbrıs hayal eden, araştırmacı yazar Ulus Irkad, kendi tanıklığına dayanarak dönemin Rum lideri Makarios'un da hayatını Türklere borçlu olduğunu yazdı.
Irkad, Baf Türklerince yıllardır fısıltı halinde söylenen ama resmi tarihlerde hiç yer almayan bir bilgiyi aktararak, Rum faşistlerce darbeyle devrilen Makarios'un Baf yakınlarındaki bir Rum köyüne sığındığını, ama bu köyün de aynı güçlerce denizden ve karadan sarıldığı bir anda Kıbrıslı Türklerin yönetimindeki Türk enklavına sığındığını ve oradaki komutanın kendisine büyük bir saygıyla koruma sağlayıp İngiliz helikopterince bölgeden güvenli uçuşunu gerçekleştirdiği bilgisini kamuoyuyla paylaşmıştır.
Zaten, bu bilgi yeni olsa da, aynı komutanın Makarios'u taşıyan helikopterin henüz uçuşa geçtiği ve çok alçak irtifada basit silahlarla düşürülebileceği bir esnada, mücahitlere helikoptere kesinlikle ateş açmama emrini verdiğini Baf kasabasında o gün mücahit olan herkes bilir.
Sonuçta, tarih bugünden bakarak farklı değerlendirilse de, somut koşulların somut analiziyle değerlendirilmesi gereken bir disiplindir.
Dolayısıyla, bugün Kuzey’de kurtuluşun, Güney’de işgalin simgesi olan 20 Temmuz da objektif olarak değerlendirilmeli, ondan gelecek için dersler çıkarılarak vizyon oluşturulmalıdır.
Geçmişte kanlı olayların yaşandığı, iki toplumun da kendini mağdur ya da mağrur hissettiği Kıbrıs adasında elbette iki toplum barış içinde yaşayabilir.
Tabii bunun ön koşulu, Kıbrıslı Türklerin eşitlik ve güvenlik taleplerinin en başta, sözde değil özde kabul edilmesidir.
