ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı askeri hava operasyonları sırasında, misilleme kapsamında Kıbrıs’ın Ağrotur bölgesindeki İngiliz askeri üssüne yönelik gerçekleştirilen insansız hava aracı saldırısı, adanın her iki kesiminde de ciddi güvenlik endişelerine yol açtı.
Bu gelişme, Kıbrıs’ın doğrudan olmasa da bölgesel bir savaşın parçası haline gelebileceği gerçeğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Kıbrıs’ın dolaylı da olsa İran’ın askeri hedefleri arasına girmesi, hem Kıbrıslı Rumlar hem de Kıbrıslı Türkler arasında İngiliz askeri üslerine yönelik eleştirilerin ve protestoların yükselmesine neden oldu. Özellikle Güney Kıbrıs’ta uzun yıllardır “sömürge kalıntısı” olarak görülen bu üsler, son savaşla birlikte yeniden yoğun tartışmaların odağına yerleşti.
İngiltere’nin savaşa doğrudan katılmamakla birlikte ABD’nin bu üsleri kullanmasına izin vermesi ve üstelik Kıbrıs Cumhuriyeti’ni önceden bilgilendirmemesi, Rum yönetiminde ve kamuoyunda ciddi bir rahatsızlık yarattı.
Benzer şekilde adanın kuzeyinde de Kıbrıs’ın bölgesel çatışmaların hedefi haline gelme ihtimali halk arasında kaygı yarattı.
Bu çerçevede aralarında CTP, TDP, BKP ve YKP gibi siyasi partilerin yanı sıra sendikaların ve sivil toplum örgütlerinin de bulunduğu 36 örgüt, kısa süre önce ortak bir açıklama yaparak adanın askersizleştirilmesi ve yabancı askeri üslerden arındırılması çağrısında bulundu.
Bu gelişmeler, Kıbrıs’taki İngiliz askeri üslerinin sadece stratejik değil aynı zamanda egemenlik ve güvenlik açısından da yeniden tartışılması gereken bir mesele olduğunu ortaya koymaktadır.
Peki, Kıbrıs’taki İngiliz üslerinin hukuksal statüsü nedir?
Ağrotur ve Dikelya’daki İngiliz egemen üs bölgelerinin hukuki temeli, 1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasını sağlayan Kuruluş, Garanti ve İttifak Anlaşmaları’na dayanmaktadır. Bu düzenlemelere göre Birleşik Krallık, Kıbrıs’tan çekilirken iki üs bölgesini askeri amaçlarla kullanmak üzere kendi egemenliği altında tutma hakkını elde etmiştir.
Adanın yaklaşık yüzde 3’ünü oluşturan bu bölgelerde Birleşik Krallık’ın kendi yönetimi, hukuk sistemi ve güvenlik yapısı bulunmaktadır. Başka bir ifadeyle bu üsler, Kıbrıs Cumhuriyeti’nden tamamen ayrı bir egemenlik statüsüne sahiptir.
Dünyanın birçok bölgesinde askeri üsleri bulunan Birleşik Krallık, genellikle bu üsleri ev sahibi devletin egemenliği altında faaliyet gösterecek şekilde kullanmaktadır. Ancak Kıbrıs’taki durum oldukça farklıdır. Çünkü Birleşik Krallık, başka hiçbir ülkede Kıbrıs’taki üsler kadar geniş ve doğrudan bir egemenlik yetkisine sahip değildir.
Dolayısıyla Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurucu unsurları olan Rumlar ve Kıbrıslı Türkler, hukuksal olarak bu üsler üzerinde herhangi bir egemenlik veya denetim yetkisine sahip değildir.
Tarihsel olarak bakıldığında Birleşik Krallık’ın çeşitli siyasal, ekonomik ve jeopolitik nedenlerle bazı askeri üslerinden çekildiği görülmektedir. Örneğin II. Dünya Savaşı sonrasında bağımsızlık sürecine giren Yemen’deki üslerini kapatmış, Mısır ile yaşadığı kriz sonrasında ise Süveyş Kanalı bölgesindeki askeri varlığını sona erdirmiştir.
1960’lı yıllarda yaşanan ekonomik kriz de Birleşik Krallık’ı Bahreyn, Maldivler ve Singapur’daki maliyetli üslerinden çekilmeye zorlamıştır.
Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte de Almanya’daki bazı askeri tesislerin stratejik önemi azalmış ve bu üslerin bir kısmı kapatılmıştır.
Ancak bugün Kıbrıs’taki üslerin durumu oldukça farklıdır. Doğu Akdeniz, Ortadoğu, Süveyş hattı ve Hint Okyanusu arasındaki stratejik geçiş noktalarından birinde yer alan Kıbrıs, yalnızca bölgesel değil küresel güç dengeleri açısından da kritik bir konuma sahiptir.
Bu nedenle Kıbrıs’taki üsler Birleşik Krallık’a önemli operasyonel avantajlar sağlamaktadır. Bu üsler sayesinde Londra, Ortadoğu’daki krizlere hızlı askeri müdahale kapasitesi kazanmakta, Doğu Akdeniz’de sürekli askeri varlık bulundurabilmekte ve NATO içindeki stratejik rolünü güçlendirebilmektedir.
Özellikle Ağrotur’daki RAF üssü, Birleşik Krallık’ın Ortadoğu’ya yönelik hava operasyonları açısından en önemli ileri konuşlanma merkezlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Geçmişte Irak savaşlarında, Suriye’deki operasyonlarda ve IŞİD’e karşı yürütülen hava harekâtlarında, bu üssün aktif olarak kullanıldığına tanık olduk.
Bunun yanı sıra Dikelya bölgesindeki bazı tesislerin istihbarat ve elektronik gözetleme faaliyetlerinde önemli rol oynadığı, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’daki askeri hareketliliğin bu merkezlerden izlenebildiği de bilinmektedir.
Öte yandan ABD-İsrail-İran savaşı sırasında, İngiltere doğrudan çatışmanın tarafı olmaktan kaçınmış, ancak ABD’nin İran’ın füze rampaları ve askeri hedeflerine yönelik savunma amaçlı operasyonları için üslerinin sınırlı şekilde kullanılmasına izin vermiştir.
Bu süreçte Kıbrıs’taki İngiliz üsleri özellikle lojistik destek, yakıt ikmali, keşif ve gözetleme faaliyetleri için önemli bir merkez işlevi görmüştür.
Savaşın ilk günlerinden itibaren İran’ın füze hareketleri, Doğu Akdeniz hava sahası ve Lübnan ile Suriye’deki milis faaliyetleri bu üslerden izlenmiştir.
Ancak Lübnan’dan Hizbullah bağlantılı olduğu iddia edilen bir insansız hava aracının Ağrotur üssündeki bir hangara çarpması, Kıbrıs’taki İngiliz üslerinin varlığını yeniden tartışmaya açmıştır. Çünkü bu olay, Kıbrıs’ın doğrudan taraf olmadığı bölgesel çatışmaların dolaylı sonuçlarından etkilenebileceğini de göstermiştir.
Bu koşullar altında, Birleşik Krallık açısından yüksek jeostratejik değere sahip olan bu üslerin gönüllü olarak terk edilmesini beklemek gerçekçi görünmemektedir.
Ancak Kıbrıs’taki mevcut statükonun, adanın her iki halkının ortak iradesiyle değişmesi durumunda, Birleşik Krallık ile üslerin hukuksal statüsünün yeniden müzakere edilmesi teorik olarak mümkün olabilir.
Dolayısıyla esas soru şudur:
Kıbrıs’ın geleceği şekillenirken, adadaki yabancı askeri varlıkların statüsü de yeniden tartışmaya açılabilecek mi?
Bu sorunun cevabı, sadece uluslararası güç dengelerine değil, aynı zamanda Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların ortak siyasal iradesine de bağlı olacaktır.
Formun Üstü
Formun Altı
