ABD ve İsrail ile İran arasında başlayan savaşın gelmiş olduğu durum, tipik bir “ne savaş var ne barış var” durumudur.
Evet bir ateşkes var ama bunun devam edip etmeyeceği belli değil.
Aslında bu savaş başlarken uluslararası politikada uzman olan pek çok kişinin düşündüğü gibi, mevcut savaş alışagelmiş klasik bir savaş değildi.
Bu savaş küresel dengelerle doğrudan doğruya ilgili olan, hatta üçüncü dünya savaşının kıvılcımı olabilecek kadar önemli bir savaştı.
Çünkü İran ve onun jeostratejik ve jeopolitik konumu sıradan bir Ortadoğu ülkesinden çok farklıdır.
Nitekim bilenler biliyordu ama dünya kamuoyunun çok büyük bir çoğunluğu bugünkü savaşın kilitlendiği Hürmüz Boğazı'nı ve önemini bilmiyordu.
Dünya petrol ve LNG arzının beşte birinin geçtiği bu dar boğaz hattı küresel ticareti dolayısıyla küresel dengeleri belirleyebilecek çok kritik bir hattır.
Zaten dikkat edilirse savaşın tarafları da bu hat üzerinde kurdukları stratejik hamlelerle savaşı kendi yararlarına çevirmeye çalışıyorlar.
Bir yanda İran Hürmüz Boğazı'ndaki kontrolünü arttırmaya çalışırken, öte yanda da ABD uyguladığı deniz ablukası ile hamleler yapıyor.
Tarafların hamleleri tangoya benzetilebilir. Ama partnerler arasında değil, rakipler dahası düşmanlar arasında oynanan bir tango.
Taraflar uyumlu olmaktan çok birbirlerinin ayaklarına basıp onları tökezletip düşürmek amacında.
Tabii iki tarafın da açık ve örtülü müttefikleri var. Tangonun seyrini biraz da bu müttefiklerin tutum ve davranışı belirleyecek.
Ne var ki seyir nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, Hürmüz Boğazına alternatif arayışları bazı ülkeler için tehdit, bazıları için de büyük fırsat potansiyeli taşıyor.
