Türk’ün Ateş ile İmtihanı, bir başyapıttır…
Halide Edib Adıvar tarafından kaleme alınan ve Türk Kurtuluş Savaşı'nı bizzat yaşayan bir yazarın gözünden anlatan en önemli anı kitaplarından biridir.
Sadece askeri harekatları değil; o dönemin siyasetini, diplomasisini ve halkın içindeki durumu da bir "sivil kahraman" gözüyle yansıtır.
Hala okumamış olanlar varsa tavsiye ederim, okuyunuz.
Kitabın konumuzla doğrudan bir ilgisi yok.
Sadece ismi üzerinden konuya bağlantı yaptım, anlatacağım.
Genel enerji ve özelde de elektrik üretimi günümüz dünyasında tüm ülkelerin temel sorunu.
Bir yandan talebi karşılayabilecek arz güvenliğini sağlamak, diğer yandan ise artan ihtiyaca yetecek geleceğe dönük proje ve yatırımları hayata geçirmek hayati derecede önemli.
Bu noktada alternatif enerji üretim modelleri arayışında özellikle fosil yakıtlardan kurtulup daha temiz ve çevreye zarar vermeyecek bir şekilde enerji üretimi düşüncesi hakim.
Daha doğrusu hakimdi…
Başta güneş olmak üzere doğada mevcut kaynaklardan üretilecek yeşil enerjinin gereken dönüşümü kısa ve orta vadede karşılayabilmesi mümkün görünmüyor.
Hal böyle olunca da özellikle gelişmiş ülkeler sanayi üretimlerini devam ettirebilmek adına yeniden eski yöntemlere ağırlık verir hale gelmişlerdir.
Ama yaşanan son savaş da göstermiştir ki, ham petrol veya doğalgaz gerektiren bu geleneksel modellerin de zaman içerisinde sekteye uğraması çok uzak bir ihtimal değil.
Zaten halen bu ihtimal devrede…
Başta Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere bir çok ülke enerji üretiminde temiz arayışlara yönelirken sadece fosil yakıt bazlı olanı değil aynı zamanda nükleer enerji üretimi seçeneğini de iptal etmiş ve seçeneklerden çıkarmışlardı.
Ancak son dönemlerde yeniden, başta Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere, nükleer enerji üretimine yönelme sinyalleri görmekteyiz.
İşte tam bu noktada araya “vizyon” diyerek girmek ve Türkiye’nin bu konuda attığı adımlarda ne kadar haklı olduğunu ve doğru yaptığını söylemek gerekir.
Türkiye Cumhuriyeti devleti ülkenin enerji ihtiyacının karşılanması için nükleer enerji seçeneğini tercih etmiş ve bu yönde de adım atmıştır.
Ülkenin ilk nükleer enerji santrali Akkuyu’da bu yıl içerisinde üretime başlayacak.
İlk temelin atıldığı gün çevrecilerin yaptığı eylemler ve muhalefetin karşı çıkışları karşısında geri adım atmayan hükümet ortaya koyduğu vizyonuna sahip çıkmış ve bugün yaşananlar onları haklı çıkarmıştır.
Avrupa Birliği’nin önceki gün Paris’te gerçekleştirdiği nükleer enerji zirvesinde yapılan konuşmalarda, nükleer enerjiye yatırım yapılmamasının verdiği pişmanlığı içeren konuşmalar bunun somut birer örneğidir.
İşin Türkiye bacağına şimdilik bu kadar diyelim ve kendi içimize bakalım.
Bizde de durum çok farklı değil.
Ülkemizin elektrik enerjisi açığı kapatmak adına düşünülen “kablo ile enterkonnekte bağlantı” projesinin başına gelmeyen kalmadı.
Neler söylenmedi ki..!
Proje hakkında en ufak fikri olmayanların bile karşıt yorumlar yaptığına şahit olduk.
Onlara göre kablo ile elektrik bağımlılık yaratacak ve bu bağımlılık da ileride ciddi sıkıntılara neden olacakmış.
Şimdi bu noktada projenin Türkiye’den KKTC’ye kablo ile enerji sağlanması temelli olduğunu ve halen zaten benzer güzergahta ülkeye Türkiye’den su sağlanmakta olduğunu hatırlatalım.
Sonra dönelim ve Güney’e bakalım.
Onlar elektrik konusunda ne yapıyorlar..?
Kablo ile Avrupa’ya bağlanmaya hazırlanıyorlar…!
Hem de binlerce kilometre uzaktan hem de binler metre derinlikten…
Çok akıllıca değil mi..?
Onlar yapınca öyledir…
Peki bu duruma Cumhurbaşkanı Erhürman ne diyor..?
Özetleyelim:
“Yunanistan-Güney Kıbrıs-İsrail arasında deniz altından kabloyla elektrik bağlantısı oluşturmaya yönelik GSI (Great Sea Interconnector) Projesi'nde, kablonun 3 bin metre derinlikteki işlevselliği test edildi ve projenin ekonomik açıdan fizibıl olmadığı pek çok çalışmada ortaya konuldu.
GSI(Great Sea Interconnector) Projesi kapsamında oluşturulacak deniz altından kabloyla elektrik bağlantısı, Kıbrıs-Türkiye-Yunanistan arasında kurulması gerekir.”
Peki şimdi ne olacak..?
Türkiye ile bağlantıya karşı çıkanların sesi bu aralar bir hayli yüksek.
Onlara göre kablo yerine ülkeye yeni santraller tesis edilmesi gerekiyor.
Ama kaç tane..?
Ve esas, bu iş nereye kadar gidecek..?
İhtiyaç arttıkça, yani her 20-30 senede, yeni bir santral daha mı yapacağız..?
Bu imtihan çok büyük ve çok önemli.
Aynı Halide Edib’in romanının ismi gibi, bir yerde ateşle imtihan…
Türkiye, romandaki sınavı geçmişti, istiklaline kavuşmuştu.
Elektrik konusunda da sınavını başarıyla verdi.
Şimdi sıra bizde…