Ülke siyasal sisteminin devlet patronajı dediğimiz sistem içinde yürütüldüğü bilinir.
Devlet kaynaklarının seçmenlere oy karşılığı dağıtıldığı bu sistemde politikacı denilen kişilerle yurttaşlar arasında karşılıklı bir çıkar ilişkisi bulunur.
Hiç hak etmese de belli insanlar örneğin kamu kurumlarında işe alınır.
Kamuda münhalsiz, sınavsız ya da göstermelik sınavlarla işe alınan insanlardan tek beklenen siyasal sadakattir.
Görevin gerektirdiği bilgi ve donanım aranmadığından çoğu zaman en basit iş ve işlemleri dahi yapamayan zavallı bir kamu yönetimi oluşur.
50 yıllık bu KKTC siyasetinin özünü dün Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Uzun esefle ama ampirik bir şekilde özetledi.
Uzun, hükümet aleyhine hafta başından beridir yürütülen eylemlere, UBP’nin münhalsiz ve sınavsız, bir başka anlatımla haksız yere işe aldığı personelin de katıldığını görünce dayanamayıp acı gerçeği haykırdı.
Uzun, “hükümet istifa” çağrısı yapan bu personelin “hakkımızı arıyoruz” gerekçesine, “keşke işe parti torpili ile girip başkalarının hakkını yerken de hak konusunda bu kadar hassas olsaydınız” diye karşılık vermiştir.
Uzun bu gerçeği vurgularken partilere de artık bu tarz işe alımlardan vazgeçmek gerektiğini, bu şekilde işe alınanların vefa göstermediğinin de ortada olduğunu vurgulamıştır.
Aslında, Uzun’un parti yönetimlerine alınması gereken ders olarak vurguladığı şey, patronaj yerine liyakat sistemine geçilmesi gerektiğidir.
Tabii, bu durum idam sehpasına doğru yürürken Temel’e sorulan son isteğin nedir sorusuna verdiği cevabı hatırlatıyor:
Ha bu bana ders olsun!
