Mülkiyet Ciddi Sorun…
Rum İstinaf Mahkemesi, Baf Havalimanı ve “Andreas Papandreu Hava Üssü'nün de içinde bulunduğu 125 dönümlük arazilerinin iadesi için başvuran Kıbrıslı Türk davacılar ile ilgili uzun yıllar konuşulacak bir karar üretti. Niçin uzun yıllar konuşulacağını ve belki de Kıbrıs sorununun çözümündeki en büyük engellerin başında gelen mülkiyet konusunun yeni bir safhaya girmesine neden olacağını yazmaya çalışacağım.
Rum İstinaf Mahkemesi Kaza Mahkemesi tarafından verilen karar aleyhine Türk mal sahiplerinin yaptığı başvuruyu ve davacıların, 1974’te Rum tarafında kalan mallarından zorla kovuldukları iddiasını da reddetti ve nüfus mübadelesini anımsatarak konuyu ‘kimse sizi zorla Ada’nın kuzeyine göndermedi’ noktasına getirdi.
Şimdi kritik soru şu, bundan sonra ne olacak? Rum tarafı 1991 yılında Ada’nın güneyinde kalan Türk malları ile ilgili bir Vasilik Yasa’sı çıkarmıştı. Bu yasaya göre güneydeki Türk mallarının vasisi de Rum İçişleri Bakanlığı oluyor. Yani Türk malları ile ilgili her türlü karar Rum İçişleri Bakanlığı’nın uhdesindedir. İstinaf Mahkemesi de zaten bu yasadan yola çıkarak Türklerin mallarını iade etmeyi ve 41 milyon Euro’luk tazminatı da ret etti.
Bu aşamada Kıbrıslı Türklerin bir hakkı daha var. Çünkü Güney Kıbrıs’ta, öğrendiğim kadarı ile izlenen yol önce Kaza Mahkemesi, ardından istinaf ve son aşama olarak da Yüksek Anayasa Mahkemesi olarak işler. Bu aşamada iki yol tüketildi, geriye bir yol kaldı. O da Kıbrıs Cumhuriyeti Yüksek Anayasa Mahkemesi’ne başvurmak. Hak sahipleri bunu yapacak mı, elbette yapacak diye düşünüyorum. Ancak Yüksek Anaya Mahkemesi’nin de daha farklı bir karar üreteceğini sanmıyorum. Böyle bir durumda ne olur diye bir soru sorabiliriz. Bu durumda mal sahibi Kıbrıslı Türklerin tıpkı Titina Loizidou’nun yaptığı gibi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurma hakları doğmuş olacak. Loizidu davasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye’yi söz konusu Rum’un mallarına erişimini engellediği için mahkûm etmişti. Aynı sonuç Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de başına gelebilir. Çünkü Rum hak sahibinin mülküne erişimi engellendiği gibi, Türk hak sahibinin de mülküne erişimi engellenmiş oluyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu konuda aldığı kararın uygulanması sadece Rumların lehine kullanılmamalıdır. Rumlar 1989’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kapısını aşındırmaya başladı. Biz ise bu konuda yine geç kaldık.
Bu olay aslında bir süredir en azından bizim tarafta konuşulmaya başlanan bir düşünceyi de hızlandırabilir. Biz kuzeydeki Rum malları için Taşınmaz Mal Komisyonu’nu kurduk. Benzer bir komisyonu Rum Yönetimi de neden kurmasın? Rum tarafında sorunu çözmek yerine daha da büyütmek gibi bir düşünce varsa sorunun yanıtı tabii ki ‘hayır’ olacaktır.